Asikurtlar©

Kırmızı Başlıklı Liberaller

Kırmızı Başlıklı Liberaller
08 Mart 2016 - 12:20 'de eklendi ve 4200 kez görüntülendi.

Kırmızı Başlıklı Kız masalı küçük kızlara ‘kurtlardan uzak durun’ mesajı mı verir? Çok tartışmalı, Robert Darnton ‘Büyük Kedi Katliamı’ adlı kitabında Fransız masallarını incelerken psikanalist yorumlarına da değinir. Önce birkaç satır masalı hatırlayalım:

(….)

Kurt: Soyun da yatağa yanıma gir.

Kız: Önlüğümü nereye koyayım?

Kurt: Ateşe at. Artık ona ihtiyacın olmayacak.

Kız her giysisi, korsesi, eteği, iç gömleği, çorapları için aynı soruyu sorar. Ve kurt her seferinde, ‘Ateşe at, artık ona ihtiyacın olmayacak’ der.

Ve kız yatağa girince: Ooo büyükanne (Fethullah Gülen ve Erdoğan) tüylerin ne kadar uzun?

Kurt: Kendimi daha sıcak tutmak için.

Kız: Oo büyükanne omuzların ne kadar geniş?

Kurt: Ateşe odunları daha rahat taşımak için.

Kız: O büyükanne ne kadar uzun tırnakların var?

Kurt: Kendimi daha iyi kaşıyabilmek için.

Kız. Oo büyükanne ne kadar iri dişlerin var?

Kurt: Seni daha iyi yiyebilmek için tatlım.

Ve kızı yer.

Başta Freud çağımızın ünlü psikanalistleri bu masalı ‘ergen cinselliği’ ve ‘ergen bilinçaltıyla’ açıklar.

Kurt, asla öldürülemeyen canavardır.

Kızı, yoldan çıkartan ergenliği ve ‘haz’dır.

Kurtla yatağa girmeyi isteyen aslında Kırmızı Başlıklı Kızdır, bilinçaltında büyükanne yerine kurt’u geçiren kızdır.

Kurtla yatağa girme fırsatı fantezilerinin en büyüğüdür.

Ve kız kurt’un karnından bekçinin (hukukun) gelip kendisini kurtaracağını bilmektedir.

Ve psikanalistler ‘masaldaki stripriz’ sahnesine odaklanır, kız soyundukça soyunur.

Kumpasçı ve yetmez ama evetçi liberallere soralım, bir yazarın halkı söğüşleyen ‘kurtların yatağında’ ne işi olur?

Hukuk, ar, mahrem, merhamet, insanlık, ne varsa birer birer soyunup ateşe attınız!

Çünkü muhalifler ve hukuk kurumları yok olunca artık ‘hiçbir şeye ihtiyacınız kalmayacaktı.’.

Yazar, aydın, denen kimse kurtlara mesafeli durabilmeyi becerebilendir, geçtim mesafeyi gönüllü ‘asimile’ oluverdiler ve tıpkı masaldaki gibi kurdun koynunda soyundukça soyundular!

İyilik ve güvenin sembolü büyükanne kızın her bir giysisini tek tek niye soysun?

On yıl süreyle askerlik sorularını, üniversite sınav sorularını ve KPSS sorularını çalan ve üstüne Hrant Dink’i Hablemitoğlu’nu ve Behçet Oktay’ı öldüren bir cemaatin koynunda ne işiniz var?

Kurtla yatağa girmekte ‘gönüllüydünüz’, nasılsa ‘Amerika’nın gelip sizi kurtaracağına’ inanıyordunuz, bu yüzden otuz yıl nonstop soyundukça soyunan fantezilerinizi izledik.

Koynuna gönüllü hazla girdiğiniz Kurt, başından beri biliyordunuz, dini, inancı şeytana satmış kör yobazlar!

Ve tıpkı masal anlatıcısı gibi otuz yıl ekranlarda konuştunuz, sonsuz özgürlük sonsuz demokrasi, ne dilersen dile?

GERÇEKTEN BİR MASAL İÇİNDEYİZ

‘Yetmez ama evet anayasasına’ sandığa koş, sonra ne dilersen dile, diyen, sizler değil miydiniz ve hukuk kurumlarını topyekün bir şeyhe teslim ettiniz.

Dilinizde ve kaleminizde ‘sandık’ demokrasinin ve özgürlüklerin en sıkı en zor bilmecesiydi, halk sandığa gidip bütün sıkıntılardan kurtulacaktı, sandık, bütün demokratik özgürlüklerin çözüldüğü yer değil miydi, niçin pişmansınız, sandık hala yerinde duruyor hayrola sıkıntınız nedir?

Fransız İhtilali öncesi ve sonrası yüzyılda Fransız masallarını inceleyen yazar, masallarda ‘yoksulluğun’ nasıl sembolize edildiğini uzun uzun inceler.

Masallarda kuru kabuktan bir ekmek parçası dahi büyük bir ödül müjde gibidir.

Bizim masallarımızda da yoksulluk vardır ama açlık bu denli derin umutsuz görünmez.

Çünkü bizim masallarımızda ‘saray’ ‘saraylı’ ‘saray sofrası’ ‘padişah’ çok daha öndedir. Fransız masallarında en basit yiyecekler lapa dahi büyük bir ödüldürperilerin büyücülerin marifetiyle elde edilen mucizevi nimetlerdir.

Bizim masallarımızda basit yiyecekler o kadar yer tutmaz, bizim masallarımızda ‘bir kese altın’ ‘bir küp altın’ ‘sandık dolusu hazine’ metaforları yiyecek yerine daha çok kullanılır.

Şimdi yandaş medyanın ve sarayın kadrolarına bakınca bizim köylü çocuklarımızın muradlarına erdiğini (bir kese altın, altın dolu küp, sandık dolusu hazine) hayallerine kavuştuğunu milletçe görüyor seviniyoruz.

Gerçekten bir masal içindeyiz, köpekler tasmalarını boğazlarına kendileri bağlamış, koyunlar kendi bıçaklarını kendi bilemiş, kuşlar kendilerini kafese koymuş, tavuklar kümeslerinde kendilerini yolmuş, ördekler kendileri soyunup kızgın ateşin üstünde çubuğa sokup döndürüp ziyafetlik yapmışlar.

Ve sonunda fareler bakan çakallar danışman olmuş.

Ve sonunda ekranlar ‘bol miktarda cin ve hayaletin cirit attığı yerlere’ dönmüş.

Masalların masalı olmuşuz, AVM’ler dev çelikten binalar değil İslamcı boğaz ve gırtlaklara uygun kek ve pastalara dönüşmüş.

15 YAŞINDA KÜÇÜCÜK KIZLARA FETHULLAH GÜLEN’İN AİLESİ KÖYLÜLERİ TECAVÜZ EDİYOR

Altın yumurtlayan tavuk liberaller on yıllarca her gün ekranlarda gıt gıt gıdakladı.

Yaylalar meralarormanlar soyunup direk dansı yapıp ‘gelin beni yiyin’ diyen dilberlere dönüştü.

Her kalın kafalı bir ekrana çıkmasın bir büyüyle başımıza en keskin zekalı oluverdi.

15 yaşında küçücük kızlara Fethullah Gülen’in ailesi köylüleri tecavüz ediyor, masal ki ne masal, bunun adı: topluma insanlığa ‘Hizmet’ örtüsüyle sunulmuş.

Önlerine çıkan hukuk anayasa devlerinibir sürü hileyle tek tek öldürmüşler.

Ve bir dizi devi öldürmek için şeytanlarla kuyuya indikleri ve şu an kuyuda çırpınıp çıkamadıkları da hem masal hem gerçek.

Bir kısım liberalleri Tayyip Erdoğan baykuş gibi sol omzuna koymuş yıllar yılı konuşturdu.

Diğer kısım liberalleri Fethullah Gülen baykuş gibi sağ omzuna koydu yıllar yılı konuşturdu.

Bir ‘ayı’, kendisinin farkında değildir, ben kimin ayısıyım hiç bilmez, bir yırtıcı kuş, kendisinin farkında değildir, ben kim için avlanıyorum, bilmez.

Bir ayı bir yırtıcı kuş kendisini bilmediği için kendisini değiştirme ihtiyacı da hissetmez.

Kendini değiştiremeyen insan ‘cephanesizdir’ ‘savunmasızdır’, köleleşmesi kaçınılmazdır, işte liberaller sonunda çaresiz umutsuz ve kepaze haldeler.

Komodo ejderhası 200 kiloluk bir kertenkele, avını sadece ısırır, avı geyik ya da domuz o ısırıkla kaçar, komodo ejderhası avının peşinden hiç gitmez, bilir ki, o zehirli ısırık birkaç güne avını halsiz bırakacak, bu yüzden ısırdığı avı kovalamak için acelesi yoktur, Fetö’nün ya da Erdoğan’ın bir ‘ısırıkları’ yetti, hiç aceleleri olmadı.

Liberal tayfa hepsi zehrin halsizliğiyle düştü düşecekler, sesleri sedaları kesildi, bir başlarına ölüyorlar hırıltıları duyulmuyor.

Oysa, bilim adamları bebeklerle dahi deneyler yapmış, bebeklerin ‘hırsız’ bir kuklayla oynamaması araştırmacıların dikkatini çekiyor.

Bebekler dahi ‘hırsız’ kuklayı sevmiyor oyuncakları arasında ona yer vermiyor elini sürmüyor.

Bu deney bize neyi anlatır, doğuştan beri içimizde iyiyi kötüyü ayırabilen bir ahlak tomurcuğu var.

Bilimin hala çözemediği bir muamma insan omurgası ayakta nasıl dik duruyor, bir görüşe göre de, düşmandan hırsızdan tecavüzcüden korunmak için, taş atıyor, taş attıkça ayakta durmayı öğreniyor.

Otuz yıldır gazetelerde ekranlardasınız hanginiz hangi hırsıza bir taş attınız, ne dün Aydın Doğan’a Dinç Bilgin’e ne bugünkü İslamcı patronlara, hiç birine ‘taş atacak’ ‘eleştirecek’ gücünüz olmadı ki ayakta durabilesiniz.

İnsanoğlunun beyni nasıl gelişti, sürü içinde kime güvenmeliyim, sürü içinde milyonlarca çağ herkesin tek tek davranışlarını inceliyor, milyonlarca çağ seçimini yapıyor, milyonlarca çağdır, hırsızı çakalı çalanı çırpanı kendinden başkasını düşünmeyeni kapıp kaçanı hakkını yiyeni yalan söyleyeni, milyonlarca çağ tecrübe ede ede, işte o tecrübelerin milyon çağlık yekünü: hukuk, eleştiri.

Bu kim hırsızdır kim çakaldır kim sinsidir, milyonluk çağlık insanlık birikimini hiçe saydınız.

Çalanların ‘sürüsüne’ dahil oldunuz.

Onlar gibi halkın ülkenin yiyeceklerini toplayıp istif ettiniz çalıp sakladınız, ne oldu, bir tavuk türü kadar beyniniz oldu.

Şimdi hiçbir ekranda hiçbir gazetede yoksunuz, bir tavuk gibi gönüllü boynunuzu uzattınız.

Hindistan’da ‘sati’ geleneği: bir kadın kocası ölünce hemen yakınlarını çağırıyor ve kendisinin de yakılmasını kendi istiyor.

Sati geleneği bu gönüllü yakılma üzerine hala konuşulur yazılır araştırmalar yapılır.

Ancak araştırmacılar şöyle bir şey söyler, biz, Sati geleneğini kendi aramızda konuşuyor tartışıyoruz, oysa, konunun ‘öznesi’ kendisini gönüllü yakan kadınlardır ama bugüne kadar hiçbir gönüllü Sati kurbanı kadın Sati geleneği üzerine konuşmamıştır, çünkü kendilerini yakmışlar ortalıkta yokturlar.

MESLEK SAHİBİ OLMADAN MİSYON SAHİBİ OLDULAR

Ülkemizde Sati Geleneği öteden beri sağ muhafazakar seçmendi, üstünde herkes konuşur ancak ‘kendileri’ yoktur, şimdi ‘liberallerimiz de’ sağcı seçmenlerimiz gibi kendilerini gönüllü yakmışlar, biz onların üstüne konuşuyoruz ama bu sefer liberaller de ortada yoktur.

Farelerin burunları hem ahlak hem vicdanlarıdır, çünkü en yakınlarını her şeyi kokularını alarak ayırt eder tanırlar.

Farelerin koku alan burunlarını kestiğinizde ortada aileleri kalmaz kimseyi tanımazlar kimseye tepki veremezler.

Fethullah Gülen ve Tayyip Erdoğan, onlarca yıl önce, bu liberallerin önce burunlarını kesti.

Burunları kesilen liberaller halkı tanıyamaz oldu hukuk’u anlayamaz oldu, cıyıltılar içinde sözümona özgürlük demokrasi özgürlük demokrasi.

Meslek sahibi olmadan misyon sahibi oldular!

Misyon gereği öldürmediğiniz iyi insan iyi kurum kaldı mı?

Karnavallarda kedileri torbalara koyup yakıyor ikiyüz yıl öncesinin Fransızları, ve alevler içinde yanan kedileri sokak sokak kovalıyorlar.

Kedi yakmak popüler bir işkence, öyle ki, ‘patileri kızartılan kedi gibi sabırlı’ diye bir deyim dahi türemiş.

Hayvanlara bu sadist canavarlığın sebebi: batıl itikatler, cadıların kedi kılığına girdiği düşünülürdü.

Yüzlerce subayı muhalifi ‘batıl itikatleriniz’ gereği torbalara doldurup doldurup ekran ekran yaktınız, ‘ıslak imza’ tartışmaları yıllarca sürdü ve yıllarca kovaladınız ve insanlar makamlar hukuk kurumlar birer birer yıkılır yakılırken ekranlardan ‘kahkahalar’ attınız.

Bir yazar ne kadar ahlaksız olursa olsun yıllarca süren bu işkencelere nasıl alet olabilir?

İnancını şeytana satmış kör yobaz dincilerin kolektif beklentilerinin çilingirleri oldunuz.

Rüzgarda kaldırımda yapraklar rüzgarın savurduğu yöne uçar, ama bir insan, iradesiz öznesiz değildir, Fetö’nün Tayyip’in istediği yöne uçmak için niçin bu kadar sabırsızdınız?

Evet, bugün, sizi onlarca yıl ekranlarında ağırlayanlar, sizi tartışılmaz bir otorite gibi takdim eden kimlerse, bugün ipinizi çekip sizi tepeleyen onlar.

Evet, sizi, onlarca yıl ekranlarda ağırlayıp, her dediğinize doğru diyen kimse, bugün sizi aşağılayıp kovanlar onlar.

Bir ‘yazar’, rakibine söylediği sözlerin (silahların) birgün rakiplerinin eline geçip kendine doğrutulacağını kestirebilmeli, oysa, bu zavallıların bir sözü bir silahı dahi yoktu.

O kumpas silahı o ele, tutuşturuldu, şimdi o silah o el’den alındı.

Şimdi birlikte cadı avı düzenlediğiniz Fetö’ye ya da Tayyip Erdoğan’a karşı yapabileceğiniz tek şey kaldı, batıl inançlarınız gereği cadıların hazırladığı şifa reçeteleri, bu şeytan kedilerin kuyruklarını kesip (okuyoruz yazılarınızı her biriniz düne kadar öpüp okşadığınız kedilerin bugün kuyruklarını kesecek ihtilallere yalvarır oldunuz)kesildiği yerden kanlarını içmek.

Onlarca yıl o kedileri okşarken o kadar övgüyle konuşuyordunuz ki.

O kedilerin her sözüne ‘ne güzel konuştu’ cilaları çekiyordunuz ki.

O kedilere ‘ne kadar uslu ne kadar güvenli özgürlük ve demokrasinin umudu’ diyordunuz ki.

Manşetlerinizde köşelerinizde o kedilere gıpta ile bakıp hayranlık gösterileri düzenliyordunuz?

Hayrola?

Yobaz dincilerin binlerce yıl arayıp bulamadığı ‘otomatlar’, hayırdır!

Yobaz dincilerin cehaletlerinde ve takiyelerinde kullandığı karanlık örtülere nasıl dönüştüğünüzü bu millet unutacak mı?

Bölgeyi dünya savaşına, ülkeyi iç savaşa, hukuk ve kurumlarını ve siyaseti içinden çıkılması artık mucize bataklığına çevirmeniz, tarihler boyu unutulacak mı?

12 Eylül’de birnesil kırımdan geçirilince zaten iş başına gönüllü bin hevesle getirilmiştiniz.

Ve şimdi onlarca yıl gazladığınız kahraman ilan edip hendeklere sürdüğünüz gencecik kürt çocukları kaç kuşak sayenizde ‘kırımdan’ geçiyor.

Türkiye’de askeri muhalifleri, Irak’ta Suriye’de halkı coğrafyaları, ‘kırımdan’ geçirmediğiniz ne kaldı?

Dağlar ovalar yaylalar ormanlar, medya, meclis?

Bu kıyım bu kırım bu iç savaş bu kıyamet makinesiyle işbirliği bu kör cehaletin vahşi yobazlarıyla ortak kumpasların, tarih önünde kurbanları ve tanığıyız.

Bu kanlar içinde kalmış dehşet mi dehşet acı mı acı ‘gerçek’ hikayeler hiç de masal değildi, yaşadığımız her gün gençlere çoluk çocuğumuza döne döne anlatacağız!

Nihat Genç

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER