Asikurtlar©

Kimim ben  

Kimim ben   
09 Mayıs 2015 - 18:13 'de eklendi ve 4278 kez görüntülendi.

 

Ben; iradesi olan bir özneyim ve okuyarak öğrendiğim felsefe, tarih bilgilerimle yaşam için yararlı olduğuna dair tutarlı vardığım sonuçtaki düşüncelerimin, ancak teşkilatlanmayla gerçekleşeceğini görüyorum. Bu benim amacımdır ve “Ben”i amacımla tanımlıyorum; deyim yerindeyse, amacım neyse ben oyum…

 

Amacımla tanımladığım “Ben”imi ve bu amacımı nasıl gerçekleştireceğimi özetle yazdıktan sonra; amaçlarımızı neden amaç olarak seçtiğimizi de vermek gerekir. Evrende sonsuz seçenek var ve insan, istediği herhangi bir şeyi kendine amaç olarak seçebilir. Değerli okuyucu; bu yazıda beni tanımakla beraber, yaşamdaki iş, oluş ve durumlara karşı vereceğimiz tepkilerin ne türden olması gerektiğine dair bazı yöntemleri de açıklayacağım. Her şeyden önce, akılcı insanların ilkeleri olur ve her zaman her yerde bu ilkelerle hareket ederler. Şu-bu kişi veya grupları savunmak, maddi kanıtlarla düşünen akılcı insanların yapacağı şey değil, tarikat müritlerinin tavrı ve tarzıdır…

 

Ben; yalnız Birlikçi (üniter) devlet yapısındaki Türkiye Cumhuriyeti’nin taraftarıyım ve bunun dışındaki her şey, Türkiye Cumhuriyeti’nin Birlikçi (üniter) yapısına yararlıysa tarafım aksi hâlde düşmanımdır…

 

Birlikçi (üniter) devlet yapısı, her kişi veya kurumu; merkezi bir anayasaya bağlayan bir işleyiştir. Birlikçi bir hukuk devletinde, herkes eşittir ve aynı hukuka göre muamele görür. Birlikçi devlet yapısında insanlar, herhangi bir şeye göre gruplara ayrılamaz ve o gruplara özgü hukuki düzenleme yapılamaz. Çünkü, herhangi bir nedenle keyfi oluşturulan yapay bir gruba göre hukuk yapıldığı zaman; grubun dışında kalan kişiler haksızlığa uğrar ve bu olası oluşacak diğer keyfi yapay grupların çok başlı hukuklarını isteyebilme hakkını doğurur…

 

Birlikçi (üniter) devlet yapısının zıttı; ikili, üçlü veya daha çok ortaklı federasyon yapısıdır. Çok ortaklı (federasyon) devlet yapısında, insanlar herhangi bir “şeye” göre gruplara ayrılır. İnsanlar, yalnız kendi grubu içinde eşit olurlar ancak grubun dışında kendilerine ait bağımsız iradeleri yoktur; sadece ait oldukları grupları vardır ve merkezi düzen, o kişileri değil ait oldukları grubu dikkate alarak hukuki düzenlemeleri yapar. Bu da, kişilerin değil, ait oldukları grupların eşitlenmesidir. Bu demek oluyor ki; Birlikçi (üniter) devlet yapısındaki gibi, çok ortaklı (federasyon) devlet yapısında, insanlar gerçek anlamda bağımsız, özgür iradeli eşit özne veya bireyler olamazlar…

 

Ben, kendimi tanıtırken Birlikçi (üniter) yapıdaki Türkiye Cumhuriyeti’ni koruma amacımı ve Birlikçi (üniter) devlet yapısının ne olduğunu yazdıktan sonra; bu amacımızı gerçekleştirmede önümüzdeki yıllarda karşımıza çok zorlu şartların çıkacağını da anımsatmak isterim. Ancak her ne olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti’nin Birlikçi (üniter) devlet yapısını korumada asla pes etmeyeceğimiz gibi sizlerin de pes etmemenizi öneriyorum. Tam burada Başkomutan Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK’ün şu sözlerini hatırlatmayı yaşamsal önemde buluyorum:

“Büyüklük odur ki, hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, memleket için gerekli olan neyse onu gösterecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes sana karşı olacak. Herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. İşte sen burada karşı koyanları yok eden olacaksın. Önüne sayılamayacak güçlükler yığacaklardır. Kendini büyük değil küçük, zayıf, araçsız, hiç sayarak, kimseden yardım gelmeyeceğini düşünerek bu güçlükleri aşacaksın. Ondan sonra sana büyüksün derlerse, bunu diyenlere de güleceksin…

 

Kudretsiz beyinler, zayıf gözler gerçeği kolaylıkla göremezler. O gibiler, büyük Türk Milleti’nin yüksek seviyesine nazaran geri adamlardır. Fakat zaman bütün gerçekleri, en geri olanlara dahi anlatacaktır…

 

Dâhi odur ki, ileride herkesin takdir ve kabul edeceği şeyleri ilk ortaya koyduğu zaman herkes onlara delilik der…

 

Artık, durumu düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan öğüt almak, bütün işleri Avrupa’nın amaçlarına göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım hastalıklı anlayışlar türedi. Hâlbuki hangi bağımsızlık vardır ki batılıların öğütleriyle, batılıların hazırlıklarıyla yükselebilsin? Tarih, böyle bir olayı kaydetmemiştir…

 

Eğer bu millet, bu memleket parçalanacak olursa; genel Şerefsizliğin enkazı altında, şunun bunun Şahsi şerefi de parça parça olur. Biz, o genel şerefi kurtarabilmek için harekete geçen millete ruhumuzla katıldık. Katılmamıza mani olabilecek şahsi rütbeleri, mevkileri de genel şerefi kurtarmaya yönelik bir amaç uğrunda feda ettik. Bunu anlamayıp da, milleti hâlâ kendi kafalarının keyfine göre yönetmeye kalkışanlar artık birer beladır. Bela çekmeye de bu milletin artık tahammülü kalmamıştır…

 

Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız. Derim ki; ben şahsen onların düşmanıyım. Onların olumsuz yönde atacakları bir adım, yalnız benim kişisel düşünceme değil, yalnız benim amacıma değil, o adım benim milletimin hayatıyla ilgili, o adım milletimin hayatına karşı bir kasıt, o adım milletimin kalbine yöneltilmiş zehirli bir hançerdir. Benim ve benimle aynı şekilde düşünen arkadaşlarımın yapacağı şey, mutlaka ve mutlaka o adımı atanı tepelemektir. Sizlere, bunun da üstünde bir söz söyleyeyim. Şayet bunu sağlayacak yasalar olmasa, bunu sağlayacak meclis olmasa, öyle olumsuz adımlar atanlar karşısında herkes çekilse, ben kendi başıma yalnız kalsam, yine tepeler ve yine öldürürüm…

Bir millet, esir yaşayacaksa ölsün daha iyi…

 

(Gelecekteki Türk gencine sesleniş) Bir gün, Bağımsızlık ve Cumhuriyeti savunmak zorunda kalırsan, göreve başlamak için, içinde bulunacağın durumun olanak ve şartlarını düşünmeyeceksin! Bu olanak ve şartlar, hiç müsait olmayan bir özellikte bulunabilir. Bağımsızlık ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada örneği görülmemiş bir galibiyetin sahibi olabilirler. Zorla ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri ele geçirilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi tamamen işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şartlardan daha acı ve daha vahim olmak üzere, memleketin içinde, iktidara sahip olanlar bilgisiz ve şaşkın ve hattâ ihanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri bireysel çıkarlarını, sömürgecilerin amaçlarıyla birleştirebilirler. Millet, fakirlik ve zorluk içinde yıkık ve yorgun düşmüş olabilir.

 

Ey Türk geleceğinin genci! İşte, bu durum ve şartlar içinde dahi, görevin; Türk Bağımsızlık ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun güç, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

 

***

 

Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, ‘Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır’ demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

 

Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, ‘Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir’ diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, ‘demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek’

 

Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, ‘ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.’

 

İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!”

 

Deha ATATÜRK’ün bu muhteşem düşünceleri, hiçbir imkânsızlığın olmadığını; düşmanın öneri ve özel görevlileriyle düşmana karşı mücadele edilemeyeceğini gösteriyor…

 

Ben, Türkiye Cumhuriyeti’nin Birlikçi (üniter) yapısını koruyup savunacağım çünkü Türk Milliyetçisiyim! Türklük, hurafecilerin ve bölücülerin anladığı gibi, sadece kanı (ırkı) değil; aynı zamanda Türkçe konuşan, Türkçe düşünen, Türkçe yazan ve sömürgeciliğe karşı mücadele eden tüm insanlık erlerinin adıdır…

 

Türk kültürü, akılcı ve paylaşımcı olduğu için; insanlık düşmanı kudurmuş sömürgeciler, Türk Suikastine hazırlanıyorlar. İnsanlık için, kendilerine direnç gösterecek son ve tek şeyi yok etmeye karar verdiler! Bu nedenle, insanlığın kurtuluşu için; Türkiye dâhil tüm Türk devletleri Amerika, Rusya ve diğer ülkelerin her türlü işgallerinden, kendilerini acilen kurtarıp bir an önce tam bağımsız olmalı. Daha sonra dönüşümlü yönetilmek üzere kendi aralarında bir birlik kurmalı. Bu birliğin ortak parasının kullanıldığı ortak pazarı ve bayrağı olmalı. Sanat, kültür (sinema, müzik ve edebiyat) yayın birliği kurulmalı. Dil, kültür ortaklığı için; her türlü gazete, dergi, kitap ve basılı yayınlar; bu birliğin tamamında aynı anda aynı Türkçeyle yayınlanmalı…

 

Düşüncelerimizi size aktaracak bu yazımızı yazarken elbette unuttuklarımız olabilir. Evrende, sonsuz bilgi var olduğundan; hiç kimse tüm sözleri veya son sözü söyleyemeyecek. Yani atalarımızın: “Sözün tamamı aptala söylenir” deyişi, bunu çok güzel ifade ediyor. Bununla beraber, Türkiye Cumhuriyeti’nin Birlikçi (üniter) devlet yapısını korumayı ve savunmayı kendine amaç olarak belirleyenlere; şu genel formülleri sunalım: “12 Eylül 2010 referandumunda evet oyu verenler; 10 Ağustos 2014 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ekmeleddin’i destekleyenler; Türkiye Cumhuriyeti’nin Birlikçi (üniter) devlet yapısına aykırı şekilde, konuşurken olumlu veya olumsuz anlamda birileri gibi kürt kardeşim veya kürdümüz diyenler kasıtlı bozguncu ve yıkıcıdır.” Tüm bu yazdıklarımızdan sonra birileri hâlâ, şeyhlerini veya tarikatlarını savunmayı vatanseverlikle eşitleme şaşkınlığını sergilemeye devam mı edecekler? Hayır! Biz, o kişiyi veya şu grubu savunmakla vatanseverliği asla eşitlemeyeceğiz! Biz, sadece ve sadece Birlikçi (üniter) yapıdaki Türkiye Cumhuriyeti taraftarıyız ve tek bunu savunacağız! Bu eleştirileri, tüm siyasi yelpazenin şaibeli olduğunu ve bunların sömürgeciliğe ilişip tabanlarını dönüştürmek görevini üstlendiklerini göstermek için yazdık. Müritler hemen fırlayıp: “Benim şeyhim yapmaz!” demesinler; önlemli hareket etsinler. Hayır! Şeyhleriniz her türlü herzeyi yiyorlar. İsteyin, kanıtını gösteririz; yeter ki soğukkanlılıkla ve aklî olgunlukla bilgileri değerlendirebileceğinize kanaat getirelim…

 

Deniz KAÇAĞAN

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER