Asikurtlar©

KİM BU VATİKANA BAĞLI HİLAFET İSTEYEN SOYSUZLAR?

KİM BU VATİKANA BAĞLI HİLAFET İSTEYEN SOYSUZLAR?
17 Ocak 2017 - 0:16 'de eklendi ve 6485 kez görüntülendi.

 “Şarka bakmaz, garbı bilmez, görgüden yok vayesi 

Bir kızarmaz yüz, yaşarmaz göz bütün sermayesi”

                                                                 M . Akif Ersoy

Onlarca yıldır içerimize serpilen nifak tohumlarının en irisi ve en zehirlisi olmayı başardı hilafet talepleri. Daha hilafetin ne olduğunu bilmeyen ve birileri tarafından güdülmeyi şeref addeden koyun sürülerince sürekli din alanındaki tartışmaların merkezine oturtuldu.

Sürülerin akıl hocaları da devamlı olarak hilafeti dini bir kurum olarak algılatıp fitnenin yayılması uğrunda nice beyinleri zehirlemeyi başardılar.

Oysa onlar da çok iyi biliyorlar ki hilafet, dini bir kurum değil, siyasi bir kurum. Bir kurumun dini olabilmesi için Hz. Peygamber tarafından ihdas edilip, yaşatılmış olması gereklidir. Hilafet kurumu ise Peygamberimizin vefatından sonra genişleyen Müslüman coğrafyasında birliği sağlamak amacıyla Peygamberimizin yakın arkadaşları tarafından uygulamaya konulmuş bir idari ve siyasi maslahattır.

Uygulama türleri açısından laiklik veya sekülerizmin de teminatı olan hilafet, 16 yy da ırkçı Arap idarecilerinin elinden atalarımızca alınmış ve yıllarca layığı ile uygulanmıştır. Cumhuriyet döneminde ise kişilerin ihanet içerisinde bulunabileceği kaygısı ile Meclisin ve hükümetin mana ve mefhumunda mündemiç olarak, hilafet makamı kaldırılmış ve kişilerden alınıp kurumsallaştırılmıştır. Kurumsal anlamda uygulama alanını ise Gazi Mustafa Kemal Atatürk, halkı Müslüman olan devletlerin sayısının arttığı günlere vasiyet etmiştir. Nitekim o yıllarda halkı Müslüman olan ülke sayısı sadece üçtü: Türkiye, İran, Afganistan…

Uzunca bir süredir hilafet tellallığına soyunanların son günlerde gündemde olan anayasa değişiklik paketi tartışmalarında bu konuyu şiddetli bir biçimde yeniden dillendirdiklerine şahit oluyoruz. Daha paket meclisten geçmeden, referandumdan geçeceğini ve daha aday bile olacağı belli olmayan birini halife ilan etmeyi maharet zanneden bu aklı evveller, aslında siyasete gizli bir mesaj vermenin telaşı içindedirler.

Nitekim AKP hükümetlerinin bu sözde hilafetçi gruplara devamlı bir teslimiyet anlayışı ile yaklaşmış olması ve oy kaygısını ülke menfaatlerine tercih etmiş olmasının bedelini, millete 15 Temmuz gibi kanlı bir eyleme seyirci kalarak ödetmesi, hilafet tartışmalarına farklı bir bakış açısı kazandırmıştır.

Bu sözde hilafetçi gruplar sürekli olarak Recep Tayyip Erdoğan’ı baskı altında tutmuş ve varlığının temelini kendilerinin oluşturduğunu her platformda masaya ellerini vura vura dillendirmişlerdir. Seçimlerde aday listelerinin oluşmasından tutun da atamalar ve genel icraat eylemlerinin sürekli kendi anlayışlarına uygun yapılmasını talep edip, siyasetin üzerinde ciddi bir baskı mekanizması oluşturmuşlardır.

İşin en ilginç yanı ise bu sözde hilafet talepkarlarının Londra’da bir merkezden beslendikleri ve ülkede kaos çıkarmakla görevli oldukları bir çok basın yayın kuruluşunda açıkça ve defaatle vurgulanmış olmasıdır. Haliyle bu bölücü odakların istediği hilafet, öyle masum halkımızın anladığı hilafet falan değildir. Bunlar, Vatikan merkezli bir hilafet devleti istemektedirler. Daha doğrusu Vatikan’a bağlı bir Ekümenik İslam Devleti kurma çabasındadırlar. Papa’ya bağlılık yemini etmiş bir halife ile tüm İslam âlemine daha kolay nüfuz etmeyi amaçlayan bu proje, ülkemizde bir zamanlar yer altına çekilmiş karanlık tarikat ve cemaatlerde kolayca zemin bulmuş ve özellikle içi boşaltılmış İmam Hatip okulları ve ilahiyatlarla da desteklenmeye çalışılmıştır.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan üzerinden bir oyun oynamaya çalışmalarının temelinde ise Erdoğan’ın Papalık ve Avrupa Birliği ile yakın temasları başarı ile sürdürebilmesine bağlanabilir. Zira son seçimlerden hemen önce ülkemiz aleyhine hazırlanmış olan son AB raporunun açıklanması, Erdoğan’ın ricası üzerine seçim sonrasına bırakılmıştır. Dinler arası diyalog ucubesinin de tarafı olmayı beceren Erdoğan bu iş için bulunmaz kaftandır. İmam Hatipli olan Erdoğan, Kur’an okumaktadır ve Cuma namazlarına gitmektedir. Alkol de kullanmayınca tastamam halife adayı…

Gerçi geçmişte bazı halifeler alkol kullanmıştı ama olsun, bu halifelik öyle bizim bildiğimiz bir halifelik tasarısı değil. Çünkü dini içeriği Hıristiyanlık ve eski ahit, isim: İslam Halifeliği.

Benim asıl öfkem bu teröristlere falan değil. Bu bölücü teröristlerin sözüne kanıp, uydurma rivayetlere ve astral konulara meyleden halkımıza. Bu adamların İngiltere’den emir aldıklarını bile bile, anlattıkları dinin gerçek din olmadığını bile bile, bu adamların milli varlığa düşman adamlar olduğunu bile bile körlemesine bu adamlara inanıp, gene bu adamların etkisinde siyasal tercih kullanan kitlelere benim asıl tepkim.

Şayet hilafet talebinde samimi olunsaydı halifede aranması gereken gerçek özellikleri ortaya koyup, seçtikleri liderden Müslümanların birliğine dair taleplerde bulunurlardı.

Hilafet makamını üzerinde taşıyan kişinin öncelikle fetih ruhuna sahip olması gerekirken, toprak kaybına neden olan kişileri halife olarak görmek de nedir?

Gerçek hilafet, kamu malının tarumar edilmesini önlemeyi gerektirirken, aleni hırsızlık yapıp devletin iktisadi teşekküllerini yağma edenleri bu makama layık görmek de nedir?

Gerçek anlamda bir hilafet, mutlak adalet anlayışını gerektirirken, zulmü yoldaş edinenlere “halifemiz” diye tazimde bulunmak ne anlama gelir?

Şayet bu adamlar gerçekten hilafet arzu etselerdi Türkiye’de hilafet makamının tüm gereklerini savunup yaşatan Milliyetçi Hareket Partisi etrafında kenetlenirlerdi. Devlet Bahçeli her fırsatta Türk-İslam Birliğinden bahsedip Turan’ı bu millete hedef göstermiyor mu? Turan Ülküsü Hilafetin en kapsamlı ve en samimi anlamıdır.

Devlet Bahçeli’den başka hangi lider Azerbaycan ile komşu olmayı hatta bir olmayı söyleme cesaretini göstermiştir? Kardeş Azerbaycan ile bir olmak fetih gerektirir beyler fetih. Öyle tarihin tozlu sayfalarında kalmış eski fetihleri slogan yapmaya benzemez bu iş. Öyle Şam’da Emevi camiinde Cuma namazı kılacağım diyerek kardeşlerimizin katledilmesine sebep olup, ebabil kuşlarının yerine koyduğunuz Rus savaş uçaklarının koruması ve eşliğinde sınır ötesi harekatı yapmaya benzemez bu iş.

Uzun lafın kısası, gerek bu sözde hilafetçiler ve gerekse onların kirli emellerine alet olan halkımız bu talep konusunda samimi olsalardı doğrudan Devlet Bahçeli ve MHP çizgisinde bir araya gelip milli politikalar üreten kadrolara destek verip önce tam bağımsız bir ülke olmayı arzu ederlerdi.

İpin ucunun puştun elinde olduğu bir hilafet anlayışının ülkemizi yok edip, açık sömürge durumuna düşüreceği aşikardır. Zaten dini olmayan bir kuruma dinilik atfetmenin gerçek Müslümanlarca zul sayılacağı ilkesine inanmayanların halife devleti, daha kurulmadan çürümeye yüz tutmuş demektir.

Tam bağımsız Türkiye ve Türk- İslam birliği projeleri gerçekleştiğinde zaten meclis ve hükümetin mana ve mefhumunda mündemiç olan hilafet, çağdaş tarzda ortaya çıkacak ve Türk Bayrağı altında tüm dünya Müslümanlarını bir araya getirecektir. Bunun dışındaki faaliyetler, Papalık makamı namına yapılan ihanet merkezli ve gayrı milli çalışmalardır.

Çift Başlı Selçuklu Kartalının başı, gövdesi ve ayakları Anadolu’da olacak, kanatlarımız tüm dünya Müslümanlarına temas edecektir.

Abdullah ERGUN

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER