Asikurtlar©

KIBRIS’TA OYNANAN OYUNUN GERÇEK AMACI DEŞİFRE OLDU

KIBRIS’TA OYNANAN OYUNUN GERÇEK AMACI DEŞİFRE OLDU
23 Mayıs 2016 - 10:52 'de eklendi ve 4380 kez görüntülendi.

 

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi (GKRK) arasında bir süredir BM gözetiminde müzakereler yürütülüyor.
Mustafa Akıncı’nın, KKTC Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından, Türkiye ile “anavatan-yavruvatan” polemiğinin başlamasına paralel olarak adadaki iki kesim arasındaki müzakereler de başlamış ve hız kazanmıştı.
ABD’nin özellikle yoğun ilgi gösterdiği bu müzakere sürecinde BM’nin girişimleriyle bir müzakere metodu benimsenmişti.

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden ve Dışişleri Bakanı John Kerry’nin adaya yaptığı ziyaretler, ABD yönetiminin bu meseleye olan ilgisini en üst perdeden ele aldığını göstermişti.
Buna göre önce adada bulunan Türk ve Rum kesimi kendi aralarında anlaşacaklar, ardından adada garantör ülkeler olan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere konuyu etraflıca değerlendireceklerdi.
2015 yılının adada kalıcı bir barış anlaşmasının uygulanması için fırsat olarak değerlendirildiği, müzakere süresince öne sürülse de, şimdiye kadar sonuca ilişkin tatmin edici bir yol alınamamıştır.

Bu müzakereler açısından dikkat çeken konu Rumların, AB’ye üye olmasının kendisine yaratmış olduğu avantajı kullanmasına paralel olarak, ABD’nin de Doğu Akdeniz’e dair “enerji merkezli” politikaları sebebiyle genel olarak Rumlar lehine olacak şekilde bir tutum sergilemesidir.
Nitekim kapalı durumda olan Maraş’ın Rumlara iade edilmesi ve Türk askerinin adadan tamamıyla çekilmesi konularının, müzakerelerin ilk anından itibaren ele alınması, çözümden ziyade “Türkiye’nin Kıbrıs’tan uzaklaştırılması ve adadaki Türk varlığının güvencesinin ortadan kaldırılması” amacını taşıdığı sonucunu doğuruyordu.

Kıbrıs meselesi günden güne tehlikeli sonuçlar doğuracak bir istikamete doğru taşınmaya çalışırken, Türkiye’yi yöneten AKP iktidarının bu meseleye ilgisizliği ve olan biteni “garantörlüğümüz devam ediyor” söylemleriyle geçiştirme çabaları tehlike çanlarının çaldığını işaret ediyor.

* * *

Mevcut durumda masada yer alan meseleler Annan Planı’nın yıkıcı etkisini ve sonuçlarını aratmamakla beraber, Türkiye’nin sadece Kıbrıs adasında değil, Doğu Akdeniz’deki çıkarlarının da tehlikeye gireceğini işaret ediyor.
Bu anlamda özellikle adadaki Türk askeri varlığının korunması hem Kıbrıs Türklüğü hem de Türkiye’nin milli çıkarları için hayati derecede önem taşırken, GKRK başta olmak üzere, ABD, AB ve Yunanistan’ın ısrarla “adadan Türk askerinin tamamıyla çekilmesi” bahsi üzerinde durmaları ve müzakereleri bu alanın üzerinde baskı kuracak şekilde yürütmeleri, amacın adada kalıcı bir barış ortamı tesis etmekten daha çok Türkiye ve Kıbrıs arasındaki bağın tümüyle koparılmaya çalışıldığı sonucunu ortaya çıkarıyor.
Şayet böylesi bir sonuç hayata geçerse her şeyden önce Kıbrıs Türklüğü kendi kaderine mahkûm ve yalnız bir pozisyonda bırakılacağı gibi Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki “münhasır ekonomik bölge” alanı da sınırlandırılmış olacaktır.

Bu durumda bırakın aynı bölgedeki enerji satrancında söz sahibi olup, rol almayı, neredeyse kendi kara sularımızda kendi gemilerimizi dahi yüzdüremeyecek bir sonuçla karşı karşıya kalırız.
İşte bu nedenle Kıbrıs meselesinin acilen Türkiye’nin öncelikli gündem konuları içerisine girmesi gerekiyor.
Geride kalan hafta KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Avrupa ve Avrasya İşleri’nden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Victoria Nuland’ın adadaki Türk askeri varlığına yönelik yaptığı görüşme, Kıbrıs üzerinde yürütülen küresel planın karanlık yönünü her yönüyle ortaya çıkarıyor.

* * *

Akıncı’nın adadaki Türk askeri varlığı ile ilgili düzenlemelerde erişilecek sonuçta “Kıbrıslı Türklerin güvenliğinin Türkiye tarafından güvence altına alınmasına ve bunun Türkiye’nin AB’ye üye oluncaya kadar devam etmesi gerektiğine” yönelik sözleri karşısında, Nuland’ın “Türkiye, AB’ye üye olamayacak o yüzden askerlerin adadaki varlığını Türkiye-AB ilişkilerine endekslemeyin.” cevabını vermesi son derece önemli ve manidardır.
ABD’li yetkili Nuland’ın ifadeleri ele alındığında, Kıbrıs’ta kalıcı barışın tesis edilmesi bahsinin Türkiye’nin, AB’ye üye olması için geçerli olan bir ön şart olduğu meselesinin tümüyle bir yalandan ibare olduğu sonucu da artık kesinleşmiş oluyor.

 

Türkiye’nin, AB’ye üye olamayacağı bahsi birincil ağızlardan ifade edilmişken, Kıbrıs üzerinde yoğunlaşan küresel çabalara karşı hiç olmadığımız kadar dikkat kesilmemiz milli olduğu kadar vicdani bir meseledir.
Şayet Kıbrıs meselesi, AKP’nin yıllardır topluma sunduğu üzere AB ile yürütülen üyelik müzakerelerinde, ülkemize sunulan bir şart ise ve üyelik durumunun hiçbir zaman gerçekleşmeyeceği, adada çözüm arayışında olan ABD’nin resmi temsilcilerinden ifade ediliyorsa, o vakit Türkiye’nin duruşunu en belirgin haliyle, tüm dünyaya ilan etmesi gerekiyor.

Öncelikle Türkiye’nin garantörlük haklarından asla vaz geçmeyeceği, Kıbrıs’ta, Kıbrıs Türkünü 1974 öncesi şartlara zorlayacak hiçbir oldubittinin kabul edilmeyeceği üzerine basılarak konunun muhataplarına duyurulmalıdır.
Kalıcı barışın uygulanabilir ve yaşayabilir olmasının, iki bölgeli, iki milletli ve iki devletli bir ortaklık yapılanmasına dayanması gerektiği gerçeğine bağlı olduğu, Türkiye’nin onayının bunun dışındaki tüm çabalara kapalı olduğu ifade edilmelidir.
Netice itibarıyla bırakın Kıbrıs’tan Türk askeri mevcudiyetinin azaltılmasını, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler dikkate alındığında, Türkiye’nin Kıbrıs’ta yeni askeri üsler kurması (özellikle hava üssü) ihtiyacı dahi ortaya çıkabilir.
Bu nedenle Kıbrıs’ın hiç olmadığı kadar önemli bir milli güvenlik meselesi haline geldiği ve öneminin günden güne arttığı unutulmamalıdır.
İsmail Özdemir

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER