SON DAKİKA

BAY ÇÖLAŞAN…

Gündem Yazıları

Önce Vatan

Gündem Yazıları

Kıbrıs’ta Müzakereler Neden Yeniden Başladı?

Bu haber 17 Şubat 2014 - 10:41 'de eklendi ve 11 kez görüntülendi.

İsmail Özdemir

Kıbrıs’ta müzakerelerin yeniden başladığı geride bıraktığımız hafta duyuruldu. AKP’nin sansür tesiri altındaki basın bu konuya çok fazla yer vermezken, böylesi hayati bir meselede iktidardan ses soluk çıkmazken, Türkiye bu gelişmeye MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin mecliste düzenlenen grup toplantısında yaptığı konuşma ile dikkat kesildi.

Aradan geçen bunca zaman içerisinde ne Recep Tayyip Erdoğan’dan nede Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’ndan elle tutulur bir açıklama gelmedi. “Neler oluyor, neler konuşuluyor, ne hedefleniyor, çözümden kast edilen nedir, koşullar nelerdir?” iktidar tarafından kimseden çıt yok. Ortalıktaki bu derin sessizlik BM ve ABD’nin Kıbrıs ile ilgili temsilcilerinden gelen “bu sefer gizlilik içerisinde yürütülsün” mesajlarına AKP’nin riayet ettiğini gösteriyor.

Kıbrıs’ta Müzakereler Gerçekte Neden Başladı?

Geçen hafta buradan paylaştığımız bilgileri tekrarlamakta fayda var. Kıbrıs’ta Rum Kesimi ile KKTC’nin yeniden müzakerelere başlamasının ana nedeni Doğu Akdeniz’de ve özellikle de İsrail açıklarında zengin doğalgaz kaynağının bulunması.

Bunun yanı sıra bölgede zengin başka petrol ve doğalgaz kaynaklarının bulunduğu da ifade ediliyor. İşte böylesi bir gelişmede Rusya’ya olan doğalgaz bağımlılığını mümkün olan en alt seviyeye kadar azaltmak isteyen AB ile bu bölgedeki kaynağın kendi şirketleri tarafından çıkarılmasını ve bölgeyi kontrolü altında tutmasını arzulayan ABD, müzakerelerin yeniden başlaması için etkin rol oynadılar.

Bir taraftan ekonomik krizle boğuşan ve işsizlik rakamları %20’lere dayanan Rum Kesimi’ni, krizden çıkışın tek adresini, doğalgazın çıkarılıp Türkiye üzerinden AB’ye ulaştırılması olarak ikna eden ABD ve AB, diğer yandan ise AKP’ye uyguladığı baskı ile ve KKTC’nin üzerindeki izolasyonların anlaşma sağlanması ile tümüyle ortadan kalkacağı planı ile ikna etmeye çalışıyor.

Bu plan içerisinde dikkat çeken en önemli mesele sadece Türkiye ve Rum Kesimi arasındaki tartışmalı münhasır ekonomik bölge içerisinde olan doğalgaz yatağı (Afrodit yada 12. Parsel olarak adlandırılmaktadır) değil, bu bölgenin daha güneyinde, İsrail münhasır ekonomik bölgesi içerisinde yer alan, Leviatan ve Tamar olarak adlandırılan bölgeden çıkarılacak doğalgazın da Avrupa’ya ulaştırılmak istenmesidir.

Enerji Hesaplarında Neler Var?

Müzakerelerin başlamasından önce gerek Rum Kesimi’nin kendi münhasır ekonomik bölgesinde olduğunu iddia ettiği bölgeden ve gerekse İsrail’in kontrolündeki Leviatan ve Tamar bölgelerinden çıkarılacak gazın Avrupa’ya nasıl taşınılacağı üzerinde planlamalar yapılmış. Üç planlama burada kendisini gösteriyor.

Bunlardan ilki çıkarılacak gazın Güney Kıbrıs’tan Yunanistan’a döşenecek boru hattı ile Avrupa’ya ulaştırılması. Böylesi bir hattın maliyetinin ABD’li kaynakların verdiği bilgilere göre 17 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilmiş.

İkincisi ise Rum Kesimi’nin idaresi altındaki Limasol’da bulunan Vassilikos’ta çıkarılacak gazı sıvılaştıracak bir tesisin kurulması. Bunun maliyetinin ise 8-10 milyar dolar arasında olduğu öngörülmüş. Ancak gerek Doğu Akdeniz’deki belirsizlik ve gerginliğin fazla olması ve gerekse İsrail’in bu seçeneğe yine güvenlik endişeleri sebebiyle sıcak bakmaması, bu planı da sağlıklı kılmamışa benziyor. Zira İsrail donanmasından bir yetkili Reuters haber ajansına yaptığı bir açıklamada, bu seçeneğin hayata geçebilmesi için sadece İsrail’in 700 milyon dolar tutarında donanmasına yatırım yapmak zorunda olduğunu belirtmiş. Buna Rum Kesimi’nin de yatırım zorunluluğu eklenince ortaya çıkan rakamların boyutunun ciddi seviyelere ulaştığı ortaya çıkıyor.

Üçüncü ve son seçenek ise Kıbrıs’tan geçip Türkiye’ye uzanan bir boru hattı ki bu hattın en ekonomik seçenek olduğu da anlaşılıyor. El Cezire’de yer alan bir habere göre ABD Dış İşleri Bakanlığı Eski Sözcüsü ve ABD’nin Azerbaycan Eski Büyükelçisi şimdilerde de Turcas Enerji A.Ş. yönetim kurulu üyesi Matthew Bryza, böylesi bir hattın maliyetinin 2 milyar dolar civarında olacağını belirtmiş.

Şayet Kıbrıs’ta anlaşmaya varılırsa kim ne kazanır bu açıdan bir düşünelim. Gazı ABD çıkaracak, kaynak Rumların ve İsrail’in elinde olacak, AB bu gazı kullanarak Rusya’dan bağımlılığını azaltacak. Planın esası bu. Peki bu planın en ucuz yoldan hayata geçmesinde kilit rol oynayan Türkiye “köprü” olmaktan öte bir şeye yarayacak mı? Kıbrıslı Türkler bundan ne kazanacak?

Doğrusu bunu zaman gösterecek. Ancak AKP’nin uluslararası alandaki beceriksizliği göz önünde bulundurulduğunda bizler için iyi ve başarılı bir sonucun çıkmayacağı da ortada. Dikkat edin, Kıbrıs müzakerelerinin başlamasında etkili olduğu söylenen Doğu Akdeniz’deki enerji ile ilgili, Türkiye ve KKTC haricindeki tüm ülkelerin ve Rum Kesimi’nin ne yapıp, neyi kazanacağı, ne elde edeceği belli. Ancak ne Türkiye ne de KKTC için aynı ölçüde bir şey söyleyebilmek şimdilik mümkün değil.

AKP Hala Annan Planı Diyor!

ABD, AB, Rum Kesimi ve geri planda durup kendisini çok fazla göstermese de İsrail, Kıbrıs’ta müzakerelerin bir an evvel tamamlanarak, masada yer alan projenin en yakın zamanda hayata geçmesi için uğraş vermekteler.

“Üç varil petrol için” Türk Milleti’nin milli bütünlüğünü Barzani’ye karşı yok sayan AKP iktidarı şimdi bunun aynısını Kıbrıs Türklüğü ve Türkiye’nin, dünyanın en önemli bölgesi olarak değerlendirilmeye başlayan Doğu Akdeniz’deki menfaatleri için de yapmaya başlamış görünüyor.

Elbette Kıbrıs’taki Türklerin 40 yılı aşan sorunları çözülmeli ve KKTC dünya tarafından tanınmalı. Buna kimsenin itirazı olmaz. Ancak şimdilerde bu sorunun çözümü için hala Annan Planı’nı referans göstermekse AKP açısından basiretsizliğin ve vizyonsuzluğun başka örneklerinden oluyor.

Nitekim Davutoğlu’nun yaklaşık bir ay evvel Yunanlı mevkidaşı ile yaptığı görüşmenin ardından Annan Planı’na atıf yapması ve bu plan ölçüsünde çok önemli (!) mesafeler kat edildiğini söylemesi bunun bir göstergesi olmuştur.

Kıbrıs davasının gurur ve şerefle yad edilen ismi Rauf Denktaş’ın şiddetle ret ettiği Annan Planı’nda Türk tarafının elindeki toprağın %36’dan, %29.2’ye düşürülmesi, Güzelyurt ve çevresinin Rumlara bırakılması, adadaki Türk askerinin sayısının göstermelik bir seviyeye indirilerek 650 mevcuduna çekilmesi varken AKP hala bu planın çözüm için en temel referans kaynağı olduğunu söyleyebilmektedir.

Kıbrıs Meselesi’ndeki Hayati Konular

Hem KKTC’nin hem de Rum Kesimi’nin görüşmeler öncesinde Ortak Açıklama Metni’ni kabul etmeleri birçok çevreye göre, bu kez müzakerelerin anlaşmayla sonuçlanması yönündeki ihtimali artırıyor. Ancak bu durumda birçok önemli meselenin ne olacağı, nasıl sonuçlanacağı ise hala gizemini koruyor. Bunların başında da: Toprak Paylaşımı, Yönetim, Ekonomi ve Gelirlerin Paylaşımı, Türk Askeri’nin Ada’daki Varlığı konuları gelmektedir.

Ayrıca ortaya bir anlaşma çıkması durumunda Kıbrıs’ın tümünün Doğu Akdeniz’deki münhasır ekonomik alanlarının nasıl olup, neye göre belirleneceği de önemlidir. Daha önce Rum Yönetimi tarafından ilan edilen ve AB tarafından da kabul edilen sözde münhasır ekonomik bölge haritalarına bakıldığında, Doğu Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip olan Türkiye’nin, (diğer ülkelerde düşünüldüğünde) en az münhasır alana sahip ülke olarak gösterildiği dikkatlerden kaçmamıştı.

Şayet iki kesimin anlaşmasını tüm sorunların çözümü olarak görüp, bu meselede de AKP boş verir bir tavır takınır yada hata yaparsa, Türkiye hayati bir tehlikenin içerisine yitilmiş olunur. Bu hata Türkiye’nin en büyük milli güvenlik problemi haline gelebileceği gibi uluslararası alandaki en önemli egemenlik haklarımızdan birisinin de heba edilmesiyle sonuçlanabilir.

Öyle görünüyor ki AKP, Kıbrıs’ta varılacak anlaşmanın ardından, hali hazırdaki münhasır ekonomik bölge anlaşmazlığını AB’ye üye olmakla aşacağını düşünüyor. Böylesi bir anlayışı kabul etmek mümkün değildir. Siz kendinizi garanti altına almaz, kendi çıkarlarınızı düşünmezseniz, kim olursa olsun bir başkası sizin çıkarlarınızı umursamaz.

Adayı doğrudan ilgilendiren konularda ise hem yönetimde, hem de gelir paylaşımında adil ve eşit olmayan, Kıbrıs Türklüğünü ikinci plana atan, bundan da öte kimliğini yok sayan maceralardan mutlaka uzak durulmalıdır. Eğer ibret alınacak bir durum ve örnek alınacak bir yer aranıyorsa bunu Annan Planı’nda değil, son 50 yıldır Kıbrıs’taki yaşanmışlıkların bizzat içerisinde aramak gerekir. Çünkü herkes yanılsa da tarih yanılmaz.

Kıbrıs Türklüğü’nün bunca zaman çektiği acılar, yaşadığı mezalim ortadadır. Şimdi KKTC’yi çözüm için zorlayanların çeyrek asrı aşkın süredir neden KKTC’yi tanımadıkları, hatta neden izolasyon ve ambargo uyguladıkları unutulmamalı, iyi düşünülmeli, bundan sonrası için atılacak adımlar bu dikkatle sağlam atılmalıdır.

Kıbrıs’ta yeniden başlayan müzakereleri bu çerçevede dikkatle ve yakından takip etmeyi sürdüreceğiz.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.