Asikurtlar©

Kıbrıs Üzerinde Yeni Annan Planı Projesi

Kıbrıs Üzerinde Yeni Annan Planı Projesi
08 Mayıs 2015 - 20:34 'de eklendi ve 4113 kez görüntülendi.

KKTC’de yapılan Cumhurbaşkanı seçiminin ardından “anavatan-yavruvatan değil kardeş olmak istiyoruz” değerlendirmesi ile dikkatleri üzerine çeken KKTC’nin yeni Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, “adet” olduğu üzere ilk ziyaretini “anavatana” yani Türkiye’ye yaptı.
Seçimlerin hemen akabinde KKTC ve Türkiye ilişkilerinin seyri konusunda “münakaşaya” girdiği gözlemlenen Erdoğan ve Akıncı ikilisinin Ankara’da gösterdiği yakınlık kimseyi aldatmasın!
Bunun sebebini KKTC ve Türkiye’nin tarihi bağında aramaktan ziyade iki ismin zihniyet ortaklığında aramak lazımdır.
Zira Mustafa Akıncı da, Recep Tayyip Erdoğan da Kıbrıs’ı Rumlara bırakan küresel çabanın ürünü olan Annan Planı’nın kabul edilmesi için olağanca gücüyle çalışmış iki isimdir.
Mustafa Akıncı 2004 yılında Annan Planı’nın KKTC’de kabul edilmesi için yoğun gayret sarfeden ve bu alanda başı çeken Barış ve Demokrasi Platformu’nun başında bulunuyordu. Erdoğan ise o dönem Başbakanlık makamında bulunarak Mehmet Ali Talat ile birlikte merhum Rauf Denktaş’ı saf dışı bırakacak, hakikatlerin Kıbrıs Türklüğünden gizlenmesini sağlayacak girişimler içerisindeydi.
Dolayısıyla özde iki isimin de Kıbrıs’a dayalı fikirlerinde geçmişten gelen bir hukuk ve müştereklik vardır!
KKTC’deki Cumhurbaşkanı seçimlerinin hemen akabinde iki isim arasında Erdoğan’ın sözleri ile başladığı iddia edilen geriliminse aslı ve astarı yoktur. Erdoğan’ın Akıncı’ya çıkışır gibi davranmasının en temel sebebi, yaklaşan genel seçimlerle doğrudan ilgilidir.
Nitekim iki ismin Ankara’da buluştuktan sonra yaptığı açıklamada ve verdiği görüntüde KKTC’yi Rumların inisiyatifine bırakma konusunda bundan sonra da beraber hareket edeceği ortaya çıkmıştır.
* * *
Mustafa Akıncı, Rum kesimi ile müzakerelere başlanması için Maraş’ın BM gözetiminde açılmasını ve Türk Askeri’nin adadan çıkmasını isteyen açık bir söylemde bulunurken, onun bu sözleri Rum tarafında son derece beğeni ile karşılanmıştır. Zira Rum kesimi yıllardır bu iki konu üzerinde duruyordu.
Adadan Türk Askeri’nin çıkmasının ne gibi sonuçlarının olabileceğini bizlere tarih göstermiştir. Ancak şimdiki planda bu konu üzerinde ısrarla duruluyor.
Kıbrıs’ta yeni dönemde başlanacağı söylenen müzakerelerde ise belirlenmiş bir esasın olduğu anlaşılıyor. Masadaki yeni plana göre şimdi müzakerelerin yürütülmesi için belirlenecek esas “garantör ülkelerin geri plana çekilerek, Türk ve Rum tarafının müzakereleri yürütmesi” şeklinde.
Bunu ilk kez ifade eden Yunanistan Dış işleri Bakanı oldu. Hem de KKTC’de Cumhurbaşkanı seçimlerinin ikinci ve son turunun yapılmasından yani nihai sonucun ortaya çıkmasından sadece birkaç gün önce, 24 Nisan 2015 günü BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile yaptığı birebir görüşmenin hemen akabinde.
Kaldı ki Akıncı’nın “anavatan-yavruvatan ilişkisi değil kardeş ülke ilişkisi” türünden sözlerinin de bu anlama çıktığının altının çizilmesi gerekir.
Rum tarafının da Mustafa Akıncı’nın seçilmesinden duyduğu memnuniyet de ortadayken, adada önümüzdeki döneme dair 2004 yılının yeni bir senaryosunun bir kez daha tekrarlanacağı anlaşılıyor.
Gerek Akıncı, gerekse Erdoğan’ın, Ankara’daki buluşmalarından sonra sürekli 2004 yılına atıf yapmaları Türkiye’yi “şimdilik” yöneten siyasi iradenin de bu yeni plana destek verdiğini işaret ediyor.
* * *
Erdoğan’ın görüşme sonrasında yaptığı açıklamasında kullandığı “2015 yılının Kıbrıs’ta çözüm yılı olabileceğine inanıyoruz. Çözüm fırsatı, 2004’te olduğu gibi bir defa daha heba edilmemelidir. Çözüme, ancak Birleşmiş Milletler çerçevesinde ve müzakere masasında ulaşılabilecektir. Bunun haricinde sonuç alınmaya çalışılması beyhude bir uğraştır” sözleri Kıbrıs Türklüğünü Rumların insafına bırakacak yeni bir kirli senaryonun daha tedavüle konulacağının görülmesine olanak sağlıyor.
Özetlersek, masadaki yeni planda Rumların “temel isteklerinin” Mustafa Akıncı tarafından karşılanacağı, Türkiye’nin garantör ülke konumundan doğan haklarından taviz vereceği gerçeği ile önümüzdeki dönem yüz yüze kalacağız.
İsrail’e sözde tepki koyar gibi duran zihniyetin bu plan üzerinden İsrail’e büyük kazanımlar sunma niyetinde olduğunu da ifade etmek gerekir.
Bu plan doğrudan doğruya ABD’nin Doğu Akdeniz’e yönelik politikasının bir ürünüdür. Geride bıraktığımız yıl adayı ziyaret eden ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın adada söylediği sözlerin bugün Kıbrıs’ta yürütülecek müzakerelerin gündemi ile örtüşüyor olması dikkatlerden kaçmıyor.
Adada çözümün, Doğu Akdeniz’deki doğalgaz kaynakları sebebiyle gerçekleşebileceğini, adayı Rumlara, gazı Rusya’ya alternatif güzergâhtan alarak eli rahatlatılacak olan AB’ye, ekonomik getirinin büyük dilimini İsrail’in hanesine yazdırmayı amaçlayan bu planda kaybeden tek tarafın Türkiye ve Kıbrıs Türklüğü olacağını ifade etmek gerekir.
Annan Planı’na “yes be annem” diyen, ABD’nin tüm politikalarında boynu bükük hareket eden AKP iktidarının, Kıbrıs üzerinden böylesi büyük bir milli güvenlik tehdidi karşısında bundan sonra nasıl bir tavır takınacağını ön görmekse hiçte zor değildir.
Peki, 7 Haziran’da Türk Milleti AKP’yi iktidardan gönderdiğinde bu proje tutar mı?
Zannediyorum Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklüğü’nün kaybetmesini arzu edenler için bu bekleyiş şimdilerde son derece gergin bir hal alacaktır.
Türk Milleti AKP’yi iktidardan gönderip, milli ölçüleri esas alan, “önce ülkem ve milletim” diyen bir iradeyi vazifelendirdiğinde ise Kıbrıs üzerindeki sinsi küresel plan daha başlamadan sona bulacaktır.

İsmail Özdemir

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER