Asikurtlar©

Kıbrıs Davasına Bir Tek MHP Lideri Devlet Bahçeli Sahip Çıkıyor

Kıbrıs Davasına Bir Tek MHP Lideri Devlet Bahçeli Sahip Çıkıyor
25 Mayıs 2016 - 10:41 'de eklendi ve 5644 kez görüntülendi.

 

 

Kıbrıs’ta son dönemlerde yoğun bir müzakere süreci yürütülürken, Avrupa Birliği’nden tutun, ABD’ye varıncaya kadar çok sayıda ülke yaşanan gelişmeleri yakından takip ederken, Türkiye’deki siyasi ve güvenlik temelli yaşanan atmosfer belli ki kamuoyunun Kıbrıs meselesine yeterince odaklanmasına mani oluyor.
Suriye krizi, Irak’ta yaşanan ve şiddeti günden güne artan çöküntü, Rusya ile yaşanılan uçak krizi derken Kıbrıs ne yazık ki olması gerektiği kadar gündemimizde yer alamıyor.
Oysa bunca yaşanan ve Ortadoğu temelli cereyan eden hadiselerin neredeyse tümünün Kıbrıs ile doğrudan bağı ve bağlantısının olduğunun bilinmesi gerekir.

Zira Irak ve Suriye merkezli yaşanılan kırılmaların, yeni haritalar çizilme arayışlarının nedenlerinin başında, Ortadoğu’da bulunan petrol ve doğalgazın hangi yollardan, hangi güzergahtan küresel piyasaya arz edileceği bahsi, kanlı savaşların yaşanmasına neden oluyor.
Bu anlamda Doğu Akdeniz üzerinde büyük bir güç mücadelesi sürdürülürken, kimin bu alanda söz sahibi olacağı üzerinde yoğun bir gerilim atmosferi yaşanıyor.
İşte böylesi bir siyasi koşulda Kıbrıs’ın önemi her hali ile ortaya çıkıyor.
Çünkü sahip olduğu coğrafi konum itibarıyla Kıbrıs sadece Doğu Akdeniz’i kontrol eden bir merkez değil, aynı zamanda Ortadoğu’nun genelinde şartları değiştirebilecek bir potansiyele de sahiptir.
* * *
Şüphesiz ki bu durum günümüze has bir mesele değildir.
Örneğin Osmanlı, Mısır’ı aldıktan sonra, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu üzerindeki hakimiyetini tamamlayabilmek için 1571 yılında Kıbrıs’ı vatan yapmıştır.
Aradan 400 yıl geçtikten sonra, Osmanlı-Rus savaşını fırsat bilen İngiltere de, göz koyduğu Kıbrıs’ı 1917 yılında ele geçirmiş, akabinde Ortadoğu’da yeni haritaların çizilmesine koyulmuştur.
Bu nedenle önümüzdeki yüz yılda Kıbrıs’ta kimin yada kimlerin söz sahibi olacağı son derece önemlidir.
Daha basit bir ifadeyle Kıbrıs’ta her yönüyle söz sahibi olacak olan, Ortadoğu’da da söz sahibi olacaktır.
Türkiye için Kıbrıs’ın önemi hem adada bulunan soydaşlarımızın varlıklarının korunması, hem de Türkiye’nin milli güvenliğinin tesis edilmesi açısından büyük ehemmiyet taşıyor.
Kıbrıs davası sadece yarım asırlık değil, 500 yılı bulan milli bir meselemizdir.
Türkiye kendi egemenliğini tesis edebilmek için Kıbrıs Türklüğüne sonuna kadar sahip çıkmalı, adadaki askeri mevcudiyetini mutlaka korumalıdır.
MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli, dünkü grup toplantısında Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili pek çok konuya değinerek, kapsamlı değerlendirmelerde bulunurken, Kıbrıs meselesiyle ilgili önemli ifadeler kullandı.
* * *
Türkiye’de siyasi iktidarın dahi Kıbrıs meselesinde vurdumduymaz bir tavır takındığı dönemde Sayın Bahçeli detaylı bir tahlil yaparak, yaşanılanlarla alakalı önemli bilgiler sundu.
Bu anlamda MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin, Kıbrıs meselesiyle ilgili söylediği sözlerinin bütününe milletçe dikkat etmemiz, mutlaka üzerinde durmamız gerekiyor:
“Kıbrıs’ta kalıcı barış anlaşmasına yönelik yeni dönem müzakereler, KKTC’de yapılan son Cumhurbaşkanı Seçimlerinin ardından hız kazanmıştır.
Cumhurbaşkanı olarak seçilen Sayın Mustafa Akıncı, çözüme dair konunun bu dönem içerisinde elde edilmediği takdirde, gelecekte bu şansın yakalanmasının zor olduğunu ifade etmişti.
Bu tutum Güney Kıbrıs Rum Kesimi tarafından makul karşılanmış ve BM gözetiminde yeni dönem müzakereler başlamıştı.
BM’nin ilkesel olarak müzakerelere dair benimsediği yeni dönem stratejisinde öncelikle adada bulunan iki kesimin gerekli olan tüm konuları müzakere etme metodu kararlaştırılmıştı.
Bu süreçte garantör ülkelerin uzak tutulacağı, ancak güvenlik ve güvence konularının ele alınacağı son aşamada konuya dâhil edileceği anlaşılmaktadır.
Rum yönetiminin 2004 yılında Avrupa Birliği’ne üye olması, adada tesis edilmeye çalışılan kalıcı barışın sağlanmasında Türkiye ve KKTC’nin elini zora sokmuştur.
Bu tarihten sonra Annan Planı başlığı ile yeni çözüm arayışları devreye sokulsa da Rum Kesimi’nde yapılan referandumda elde edilen “hayır” sonucu ile plan gerçekleşmemiş ve Kıbrıs meselesi bir bakıma sürüncemeye bırakılmıştır.
Görüldüğü kadarıyla, Doğu Akdeniz’de keşfedilen zengin doğalgaz ve petrol yatakları adada kalıcı barışın sağlanması yönündeki ivmenin birincil nedenleri arasındadır.
Özellikle ABD yönetiminin Kıbrıs’a olan ilgisinin arka planında yatan gerekçelerin başında da bu gelmektedir.
Geride kalan son iki yıllık dönem içerisinde ABD yönetimi adaya üst düzey ziyaretler gerçekleştirerek, bir anlaşma zeminin oluşması için yoğun gayret sarf etmiştir.
Bu anlamda ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry adayı ziyaret ederek iki kesimle görüşmeler gerçekleştirmiştir.
ABD’nin Kıbrıs sorununa yaklaşımı, Doğu Akdeniz’den çıkarılacak doğalgaz kaynaklarının Kıbrıs üzerinden Avrupa Birliği’ne taşınması temelinde şekillenmektedir.
Biden’ın, Davutoğlu’yla geçen Ocak ayında İstanbul’da yaptığı görüşmede “çözümün Avrupa’nın enerji güvenliğini güçlendireceği” değerlendirmesini ilettiği de bilinmektedir.
Şimdiye kadar yürütülen müzakereler “iki toplumlu, iki bölgeli federasyon” çerçevesinde gerçekleştirilmiş olsa da konuşulan meseleler geçmişte masaya konulan ve büyük ölçüde sıkıntıları bulunan Annan Planı ile aynı ölçüdedir.
Anlaşılacağı üzere masada bulunan planın öncekilerden bir farkı yoktur.
Aradaki fark sadece müzakerelerin metodu ve yine geçmişe göre “daha mahrem düzeyde” seyretmesidir ki, buradaki amaç da plana karşı oluşabilecek tarafların ve ilgili toplumların tepkisini mümkün olan en düşük seviyede tutabilmektir.
Mülkiyet meselesi müzakerelerin en sıkıntılı alanı olma durumunu geçmişte olduğu gibi bugün de sürdürmektedir.
Adada bulunan pek çok Türk’ün düzenlenecek nüfus ayarlaması ile tekrar Türkiye’ye gönderilmesi bahsi plan dâhilindedir.
Yine mülkiyet başlığı altında Rumlara verilecek son derece ağır tazminatlar müzakere edilen konular arasındadır.
KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı’nın tutumuna bakıldığında bu anlamda Türk tarafının neticeyi kabul ettiği, fakat bunun için başta ABD olmak üzere diğer taraflardan destek görmeyi arzu ettiği anlaşılmaktadır.
Dolayısıyla müzakerelerde ele alınan konuların sonuçları hem Türkiye hem de adada bulunan Kıbrıs Türklüğü için büyük sıkıntılar doğuracaktır.
Türkiye’nin bu kritik ve bunalımlı döneminde Kıbrıs Türklüğünün kaderine terk edilmemesi milli şereftir.
Zira Kıbrıs Türk’tür, Türk’ün yurdudur ve Türk kalacaktır.”
İsmail Özdemir

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER