Asikurtlar©

“Kestirmeden İktidar” Mümkün mü?

“Kestirmeden İktidar” Mümkün mü?
16 Nisan 2016 - 9:24 'de eklendi ve 4096 kez görüntülendi.

 

 

İdeolojinin hakkını vererek yapılacak uzun ve meşakkatli bir iktidar yolculuğu yerine, kitlesel cazibesi olan bir lideri öne çıkararak, kestirmeden iktidarayürümek mümkün müdür?
Menderes, Demirel, Özal ve Recep Tayyip Erdoğan örneklerinde bu mümkündür!
Biz, siyasi müneccim değiliz, geleceği ancak geçmişe bakarak konuşabiliriz.
1946’da DP’yi kurup, 1950’de Başbakan olan Menderes…
1962’de AP’ye girip 1965’te Başbakan olan Demirel…
1983’te ANAP’ı kurup, aynı yıl Başbakan olan Özal ve…
2001’de AKP’yi kurup, 2002’de Başbakan olan Erdoğan, bize geçmişte “kestirmeden iktidar” yolunun açık olduğunu gösteren örneklerdir.

Ancak Mareşal Fevzi Çakmak, Osman Bölükbaşı, Alparslan Türkeş ve Devlet Bahçeli örnekleri bize bunun aksini söylemektedir.Çünkü ikiciler “bizden” yani MHP’lidir.
Siz hangi örneğitercih etmiştiniz?
1948’de Millet Partisini kuran Mareşal Fevzi Çakmak, MP çatısı altında bir kez bile vekil seçilemeden dünyadan göçüp gitmiştir.

O’nun yol arkadaşı Osman Bölükbaşı, Kırşehir’den meclise girmiş; fakat hiçbir zaman iktidar yüzü görmemiştir.
1969’da MHP’yi kuran Alparslan Türkeş, iki kez Başbakan yardımcılığı yapmış olmasına rağmen 1997’de yüzbinlerin arkasından yürüdüğü vefatına kadar Meclis’te grup kurabilme gururunu tatmamıştır.
1975’te MHP’nin 3 milletvekili, 1977’de ise mecliste 16 sandalyesi vardı. Başbuğun rahmetli olduğu 1997 yılında ise MHP 1995 seçimlerinde % 10 barajına takılmış; parlamento dışındaydı.

MHP’nin bırakın kestirmeden iktidar olmak, 30. Yıldönümüne denk gelen 1999 yılına kadar mecliste 20 vekil çıkarıp da “MHP Grubu”nu kurması bile mümkün olmamıştı.
Sebebi, yine böyle bir isyandı!
1993’te MHP’den ayrılanların kurduğu BBP, 1995 seçimlerinde ANAP’la seçim ittifakı yapmış ve % 2 civarındaki Milliyetçi oyu, MHP’den alıp ANAP’a aktarmıştı!

Devlet Bahçeli, 1997’de MHP Genel Başkanı olduktan 2 yıl kadar sonra 1999’da Başbakan yardımcısı oldu.
MHP, 129 Milletvekiliyle sağın birinci partisi olarak iktidardaydı, ama bu koalisyon ortaklığına “MHP iktidarı” bu 30 yıllık maratona da “kestirme” demek çok zordu.
Türkiye’de hiçbir kestirme, Türk Milliyetçilerine nasip olmuyordu. MHP’nin 47 yılda girdiği 12 genel seçimdeki oy ortalaması % 10’du.
Cennetmekân Başbuğ, MÇP dâhil girdiği 6 seçimde ortalama % 4,67 oy almış; Devlet Bahçeli döneminde ise bu oran yine 6 seçimde % 13,6’ya çıkmıştır.
Bunlar, objektif mukayeseler veya haklı mazeretlerdeğildir. Ama eğer Ülkücüyseniz hiç biriniz bu dört işlemle ispatı mümkün bilimsel gerçeklerden kaçamazsınız!..

Gerçeklerden kaçıp da “hadi kitle partisi olalım” diyerek bıçağın altına yatamazsınız!
MHP, konjonktüre yelken açarak, sermaye rüzgârıylaiktidara yürüyenpartilerinden biri değildir. Önümüzde dağlar vardır.
İddialı insanların yolu, daima dik ve engebelidir.
Kimsenin “beni iktidar yapamayan lideri ne yapayım?” demeye de hakkı yoktur; çünkü bu kemsözün ucu,
Başbuğ’a kadar gitmektedir!
MHP budur, hepimizin birlikte yazdığı bu tarih MHP’nindir.
Ölçünüz çok oy almaksa, kolay oy alan ve kestirmeden iktidar olan liderler sizin için daha makbulse istatistikler, MHP çatısının sizin için doğru bir adres olmadığını gösterir.
MHP’nin kurucu lideri Başbuğ Alparslan Türkeş, hiç kestirmeden iktidar olmamış, tek başına seçime girerek barajı aşamamış ve mecliste grup kuramamıştır.

Ama o, % 3 alırken de % 5 oy alırken de, hiç oy almazken ve Mamak’ta yatarken de bizim başbuğumuzdur.
Demek ki bizim lider sevgimizi tesis eden faktör, oy oranı veya liderin bizi iktidara taşıma kabiliyeti değildir.
Bizim “Başbuğ Türkeş” diye gırtlağımızı patlatmamıza sebep olan, liderin adam gibi adam olmasıdır!
Bizim “Vur de Vuralım Öl De Ölelim” diye yırtınmamızın sebebi, liderin davamızı şerefle taşımasıdır.

MHP’nin her iki lideri de adam gibi adamdır, davayı bugüne kadar taşımışlardır.
Ülkücü hareketteki 47 yıllık liderlik öyküsünün özeti de budur.
Gün gelecek, elbette MHP’nin üçüncü bir lideri olacaktır. Ama “hak” daima haklıdan yana “hakikat” hep doğrudan yana olacaktır.

Çok bağıranın, çok yazanın, çok satanın, fazla konuşanın olmayacaktır.
Yaşanan hakikat, Ülkücülerin “nefislere” rahatsızlıkvaat eden büyük ülküleri sebebiyle”nüfus”kazanmakta zorluk çektikleridir.
Yaşanmış hakikat, Ülkücülerin, dış güçlere, sermayeye ve kerameti kendinden menkul şeyhlere karşı tavizsiz duruşları nedeniylediğer partiler gibi kestirmeden iktidara gelemedikleridir.

47 yıldır”öğrenilmiş çaresizlik” gibi kabullenilen”Yüzde 10’lukortalama”bazı Ülkücüleri yüksek moral gerektiren Ülkücü teşkilatdisiplinininuzağına itmiştir.
Bu uzaklaşma “paradigma değişimi” filan değil “kestirmeden iktidara” gelmeihtimalinin kişiselihtiras ve şahsi intikam duygularıylakesişmesidir.

Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER