Asikurtlar©

Kayserili pazarlığında fiyasko

Kayserili pazarlığında fiyasko
13 Mayıs 2016 - 9:08 'de eklendi ve 4160 kez görüntülendi.

 

 

Sabık başbakanımız AB ile anlaştıklarını, Haziran’da Avrupa’ya vizesiz gireceğimizi ilan etmiş ve bunu nasıl başardığını da, “Kayserili pazarlığı yaptık” diyerek izah etmişti. Bu açıklamayı değerlendirirken, “Kayserililer bu alış verişe çok kızacaklar. Zira, bu kadar laf var, bu kadar övünme yapılıyor, ama ortada hiçbir şey yok. Esnaf deyimiyle, ‘sıfıra sıfır elde var sıfır.’ Demiştik. Oysa yanaşma ve beslemeler davul-zurna çalıyor ve Avrupa’nın fethinden bahsediyorlardı.

TERÖR TANIMI DEĞİŞTİRİLEMEZ
Aradan henüz 2 ay kadar zaman geçti. Kayserili pazarlığının nasıl bir fiyaskoya dönüştüğünü gazetelerimiz, televizyonlarımız şöyle duyurdular:
Avrupa Parlamentosu vize muafiyeti için öne sürdüğü 72 kriterin tamamında ısrar ediyor. Türkiye, “terör tanımını kesinlikle değiştirmeyiz” diyor. 30 Haziran’da vizesiz Avrupa fikri tehlikeye girdi. AB Bakanı Volkan Bozkır, “450 şehit verdiğimiz, operasyonların yapıldığı bir ortamda Terörle Mücadele Kanununun ele alınması mümkün değil” dedi. Avrupa Parlamentosu Başkanı Schulz ise “şartlar yerine getirilmeden AP’nin konuyu ele alması söz konusu olamaz.” Açıklaması yaptı. Bu şartlarda Avrupa’ya vizesiz yolculuk için belirlenen 30 Haziran tarihinin hayata geçmesi, büyük bir sürpriz olmazsa imkansız hale geldi.

BİR DEFA DAHA KANDIRILDIK
Bu gelişmelerde bizi şaşırtan bir şey yoktur. Zira, AKP’nin yalan, talan ve ihanetten başka bir şey üretmediğini, duruma göre vaziyet alarak yürünecek mesafenin fazla uzun olamayacağını zaten biliyoruz. Bir defa daha kandırıldık, bir defa daha aklımızla alay ettiler, bir defa daha sükûtu hayale uğradık ve kaybettik. Kimse kimseyi kandırmasın. AKP için AB milletle, devletle, Cumhuriyetle hesaplaşmada, sırtlarını dayadıkları bir paravandır. AB için AKP Türkiye üzerindeki hesapları hayata geçirmek için bir ganimettir. Şimdiye kadar ilişkiler işte bu dehşet dengesi üzerinden yürüdü. Ciddi, tutarlı, faydalı, iki tarafında menfaatine olan en küçük bir gelişme aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen bu yüzden yaşanmadı, ama AKP için bulunmaz fırsatlar ele geçti. “AB’ye giriyoruz” masallarıyla gündüz vakti patlatılan fişeklerin karşılığında, “ele geçirme ve yok etme” hesaplarını büyük ölçüde tutturdular.

TOPLAMA KAMPI OLDUK
AKP ve AB’nin kirli alışverişi, iki tarafın da gerçek yüzlerini göstermesiyle uzun zaman askıda kaldı. Hatta AB ülkelerinin tamamına yakını AKP ile ilişkilerini neredeyse sıfır noktasına indirdiler. Hatırlayın Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Avrupa’nın tavrını. Açık ve aleni şekilde zamanın başbakanı ve Cumhurbaşkanı adayının ülkelerine gelmesine bile itiraz ettiler. Suriye bataklığının Avrupa’ya dayanması üzerine, film değişti. Türkiye yeniden AB’nin aklına geldi. AKP’de kerametin kendilerine olduğunu, en azından bunu millete böyle yutturmak için bir fırsat doğduğunu düşünerek, yeniden AB kapılarında sıraya girdi. Suriye merkezli mülteci akının durdurulması, çok daha doğru bir tespitle, Türkiye’nin Avrupa’nın toplama kampı olmayı kabul etmesinin karşılığı olarak, havuç uzatıldı. 3 milyar Euro para verecekler, açılmayan fasılları açarak müzakereleri hızlandıracaklar ve sonbaharda vizesiz dolaşım imkanı sağlayacaklardı. Sabık Başbakanımız Davutoğlu bunu yeterli görmedi ve Kayserili pazarlığı yaparak vizesiz dolaşım imkanını Haziran’a çektiğini büyük bir sevinçle duyurdu.

BEDELİ HEP BİZ ÖDÜYORUZ
Bütün bu tiyatrolar oynanırken, bu köşede şunları yazdık: Hiç dolandırmaya gerek yok. Avrupa, AKP sayesinde oluşan Suriye bataklığının bedelini, yine Türkiye’nin ödemesini planlıyor. Bu planı da yine AKP üzerinden hayata geçiriyor. İçeride sıkışan, dışarıda itibarsızlaşan ve yalnızlaşan AKP’nin bırakın her hangi bir taviz koparmayı veya Türkiye’nin tezlerini kabul ettirmeyi, AB ile aynı masada otuyormuş gibi görünmek için feda edemeyeceği hiçbir şey yoktur. Nitekim, bütün temasların sonucu kelimenin tam anlamıyla fiyaskodur. Türkiye, Suriye bataklığının her alanda ve her anlamda bedelini ödeyen dünyadaki tek ülkedir. AKP var oldukça, bunun değişmesi asla mümkün değildir. Çağırıyorlar, gaz veriyorlar, bir parmak bal çalıp gönderiyorlar. Bu dün de böyleydi, bugün de böyledir. Yanaşma ve beslemeler her ne kadar bu zirveden Türkiye’nin şatlarının kabul edildiği sonucunu çıkarmış olsa da, gerçekler bütün Avrupa basınında sayfa sayfa yayınlanmaktadır. AKP’nin hiçbir tezi, hiçbir şartı, hiçbir beklentisi karşılanmadığı gibi, yeni görevler yüklenmiştir. Hepsi bu kadardır ve bunun dışında söylenenler hikayedir.

YİNE BAHANE BULURLAR
Vizesiz Avrupa’nın sonbahara kaldığını söylüyorlar. Terörle mücadele kanununun değiştirilmesi gerekiyormuş. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlığı ve birliği ağır tehdit altındayken, böyle bir talepte bulunmanın neresinde iyi niyet, samimiyet ve ikili menfaat var? Kendi güvenlikleri söz konusu olunca terörle mücadele kanunlarını anında değiştirip, en ağır, en sert tedbirleri almakta zerre tereddüt göstermiyorlar. Ama sıra Türkiye’ye gelince terörle mücadelenin gevşetilmesi, hain güruhunun hoş görülmesi ve hatta mümkünse bunlara yol verilmesi talep ediliyor. Bu açık şekilde işi yokuşa sürmektir ve Türkiye Cumhuriyeti Devletini hafife almaktır. Sonbahar gelince yine olmayacak bir bahane bulurlar ve vizesiz dolaşımı da, diğer taahhütlerini de başka bir bahara bırakırlar.

TARİHİN EN ZOR DÖNEMİ
Milletin aklıyla alay edip, yanaşma ve beslemeler üzerinden yalanı doğru, yetersizliği başarı, yalnızlığı itibar olarak göstermek sonucu değiştirmiyor. Ne çekilen restler, ne yapılan fedakarlık bir karşılık bulamamıştır. Artık kendilerinin de itiraf ettiği gibi, Türkiye tarihinin en zor, en sıkıntılı, en karanlık dönemini yaşıyor. Dünden iyi olan hiçbir şey yoktur. Kesin olan tek şey şudur: AKP var oldukça, hayırlı, faydalı ve kazançlı bir şey beklemek beyhudedir.

Orhan Karataş

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER