SON DAKİKA

Kaybetmek Akp’nin soyadı oldu

Bu haber 09 Eylül 2013 - 10:31 'de eklendi ve 20 kez görüntülendi.

Türkiye’nin uluslar arası pozisyonunu ve AKP’nin itibarını net bir şekilde ortaya koyan iki önemli toplantı arka arkaya yapıldı. Rusya’da yapılan G-20 zirvesiyle ilgili tespit ve değerlendirmelerimizi daha önce yaptık. Sayın başbakanımızın elinde benzin bidonuyla dolaşırken, “Suriye’deki yangın önce bizi vurur” demesi zaten her şeyi anlatıyor. Bu çelişkilerin sonucudur ki, AKP hükümeti dünyanın hiçbir yerinde artık ciddiye bile alınmıyor.

 

Bu fırsat bir daha ele geçmez

 

İkinci önemli toplantı Arjantin’de yapıldı. 2020 Olimpiyatlarının hangi ülkeye verileceği bu toplantıda belirlendi. 3 adaydan biri olan İstanbul, Tokyo ile finale kalmasına rağmen, açık ara kaybetti. Kaybetmek AKP’nin soyadı haline geldi. İstanbul gibi iki kıtada birden yer alan, içinden deniz geçen, dünyanın en güzel, en gözde, en ilginç, en tarihi şehrinin Olimpiyat alması her şeyden önce bir ayıptır. Üstelik, dünya dengeleri, rakiplerimizin durumu ve Uluslar arası Olimpiyat Komitesi (IOC) içindeki çekişmeler dikkate alındığında, şartların bu kadar uygun olduğu bir adaylık fırsatı belki de bir daha hiçbir zaman ele geçmeyecektir. Bu şartlarda İstanbul’un Olimpiyat alması değil, almaması için özel bir çaba göstermek gerekiyor ki, AKP o çabayı fazlasıyla göstermiş ve sonuç almıştır.

 

İlk tur oylamada belli oldu

 

Hiç sağa sola çekmeye, insanların aklıyla alay etmeye ve trajikomik bahanelerin arkasına saklanmaya gerek yok. Olimpiyatları niye alamadığımızı aslında aklı başında olan herkes çok iyi biliyor. Kimi korsusundan, kimi yalakalıktan, kimi özel hesaplarından, kimi de cehaletinden söyleyemiyor. Zaten bu tablo ülkenin ne hallere getirildiğini ve niçin Olimpiyat alamadığımızı anlamaya da, anlatmaya da fazlasıyla yeterlidir. Bu kadar yetersiz, bu kadar teslim olmuş, bu kadar zavallı, bu kadar gerçeklerden kopmuş bir medya yapılanmasını bu millete yutturabilirsiniz, ama başkaları yutmuyorlar. Nitekim, Olimpiyatları alamayacağımız daha Arjantin’e gitmeden önce bas bas bağırıyordu. İlk tur oylamadan sonra ise yüz de yüz kesinleşti. Ama şu işe bakın ki, bizim ekran başında gördüklerimizi, sözüm ona anlı şanlı gazeteciler ya göremedi veya bu milletle alay edip hayal sattılar. Gözümüzün içine baka baka yalan söylediler. Oysa tanıtım toplantılarındaki ilgi ve sorular çok önemli ipuçları vermişti. Nitekim, ilk tur oylamada İstanbul’un Madrid’le beraberliği zaten her şeyin bittiğinin ilanıydı. Neredeyse hiç şans verilmeyen Madrid bile bizimle aynı oyu almıştı. İkinci oylamada İstanbul’a daha fazla oy çıkmasının sebebi Tokyo’nun işini kolaylaştırmak içindi ve biz ekran başında bunu çok net gördük. Sonucun açık farkla olacağı iki kere ikinin dört ettiği kadar kesinleşmişti ve zaten öyle de oldu.

 

Nasıl köprü kuracaksınız?

 

“Olimpiyatları niçin alamadık?” sorusunun cevabını bu ülkede yaşayıp, azıcık aklı olan herkes kolaylıkla verebilir. Bir tane sebebi yok. Onlarca sebebi var, bu sebeplerden sadece bir tanesi bile yeterlidir. Bunları genel olarak, siyasi, sportif ve ekonomik sebepler şeklinde 3 başlıkla altında özetlemek mümkündür. Hiç şüphesiz siyasi sebepler en başta gelenidir. Siz kendi milletinizi, “bizden olanlar ve olmayanlar” diye ikiye böleceksiniz. Bu yetmeyecek, yargıdan teröre, eğitimden dış politikaya kadar güdük zihniyetinize dayalı bir düzen kuracaksınız, sonra da “köprüler kuralım” diye mesaj verip dünyanın buna inanmasını bekleyeceksiniz. Daha çok beklersiniz. Kaldı ki, bu kadarla da sınırlı değildir.

 

Siyasi sebepler

 

Daha bir gün önce G-20 zirvesinde temsil ettiğiniz ülkeyi hangi badirelere sokabileceğinizi bizzat göstermişsiniz. Türkiye’nin birkaç haftalık geleceğinde bile savaş dahil çok ağır riskler görülürken, ABD ülkemizde görev yapan vatandaşlarını geri çağırırken, bütün komşularınızla kavgalı ve sorunlu bir hale gelmişken, 7 yıl sonrası için huzur ve güven teminatı vermeniz ne kadar gerçekçi olabilir? Kaldı ki, belirsizlik ve risk zadece dış gelişmelerle de sınırlı değildir. 11 yıllık iktidarınızda ülkeyi germiş, ayrıştırmış ve bölünmenin eşiğine getirmişsiniz. Gezi olaylarının yeniden patlama ihtimalinden kendi bakanlarınız söze ediyor. Bölücü hainler meydan okuyor. İnsanlar Olimpiyat gibi dünyanın her yerinde birleştirici bir organizasyonda bile size güvenmiyor ve bunun bir siyasi şova dönüştürülüp, yeni aldatmalara malzeme yapılacağını düşünüyor. Bu gerçekleri IOC üyeleri görmüyor, bilmiyorlar mı zannediyorsunuz?

 

Sportif sebepler

 

Sportif sebepler de siyasi sebepler kadar çarpıcı ve nettir. Türkiye’de bugün AKP’nin kontrolüne girmemiş bir tek spor federasyonu gösterebilir misiniz? Peki sonuç nedir? 11 yılın sonunda geldiğimiz nokta futboldan basketbola, güreşten atletizme kadar her alanda büyük ve derin bir çöküştür. Bugün uluslar arası alanda övünç kaynağımız olacak neredeyse tek bir sporcumuz yoktur. Olanlarda AKP öncesindeki sistemin ürünleridir ve bırakın daha iyi durumda olmalarını, çok daha geri gitmişlerdir. Başarı zannedilenlerin hepsinin altı boş çıkmakla kalmamış, patlayan doping skandalları, sporda da diğer alanlar gibi nasıl kirli bir düzen kurulduğunu acı biçimde belgelemiştir. Sporu bile arka bahçe görüp, ele geçiren bir zihniyetin varacağı yer başka türlü olamazdı. Bu konuda yazılacak ve söylenecek o kadar çok şey var ki, ne yerimiz, ne zamanımız yeter. Sadece şu kadarını tekrar etmekle yetinelim: Türkiye’de adam gibi bir spor medyası olsa, sporu yöneten ve neredeyse tamamı AKP yanaşması olanlar bırakın o koltuklarda oturmayı, insan içine çıkamazlardı. Türkiye’de bu gerçeklerin konuşulmaması, yazılmaması, dünyanın da bunları bilmediği ve anlamadığı sonucunu doğurmuyor. Herkes her şeyi görüyor ve ona göre tavır alıyor. Ne yazık her zaman ve her yerde olduğu gibi kaybeden AKP değil, Türkiye oluyor.

 

Ekonomik sebepler

 

Ekonomik sebeplerle ilgili de çok uzun değerlendirmeler yapmak mümkündür. Sadece şunu soralım: Rakiplerimiz Madrid ve Tokyo idi. Borç, cari açık, yatırım, üretim, işsizlik, bütçe ve istikrar gibi temel göstergeler dikkate alındığında bizim mevcut durumumuzun ve gelecek vizyonumuzun, ekonomik sıkıntı içindeki İspanya ve nükleer patlamanın ağır sonuçlarını yaşayan Japonya’dan daha iyi olduğunu kim söyleyebilir? Buna bir de tesis yetersizliğinin ve ulaşım zorluğunun eklendiğini biz söylemesek de, karar veren üyelerin soruları çok net ortaya koydu.

 

Kınayı kim yaksın?

 

Durum bu. Az da olsa Olimpiyatları alma ihtimali karşısında biz de çok heyecanlandık. Ama gerçekler değişmiyor. Bu ülkenin Spor Bakanı sonucun açıklanmasından sonra, “kına stokları tükendi” diye mesaj atmış. Aslında çok doğru bir mesaj vermiş sayın bakan. Ülkeyi ne hale getirdiğinizi bir defa daha gördünüz sayın Bakan. Kınayı yakmak da doğal olarak ülkeyi bu hale getirenlere düşer.

 

Orhan Karatasorhan@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.