Asikurtlar©

Karşıt Görüşlü Değil Hassas Görüşlü!

Karşıt Görüşlü Değil Hassas Görüşlü!
24 Şubat 2016 - 11:03 'de eklendi ve 4010 kez görüntülendi.

Milletler, zaman zaman fizyolojik ve kültürel değişiklikler yaşarlar. Türk milleti 300 yıllık çöküşün etkilerini epeyce zorlanarak üzerinden atmaktadır.
Türk Milleti, bu ülkede 1923-38 yılları arasındaki 15 yıl hariç hiçbir zaman tek başına iktidar olamamıştır. Atatürk döneminde bile etrafını saran dalkavukların, onunla milletin arasına bir iletişim duvarı ördüklerine dair haklı iddialar vardır.
Osmanlı Devleti, uzun asırlar boyunca, birden çok ulusu, Milliyetçiliği reddeden bir siyasetle yönetmişti.
Fertlerin duygu ve düşünceleri, Milliyetçiliğin getirdiği moralden yoksundu. Türklerdeki aidiyet ve mensubiyet duygusunun uzun süre dışlanması ve suçlanması, Türklerde bir tedirginlik meydana getirmişti.
Bu tedirginlik, zamanla kıtlıklar, savaşlar ve toprak kayıplarıyla tam bir kimlik ve karakter çözülmesine neden oldu.
Geçmişte moral yıkımına yol açan siyasi dönemler şunlardır:
Tanzimat Devri: 1683’ten itibaren alınan yenilgiler ve nihayet, 1830 Mısır isyanında Kavalalı M. Ali’nin oğlu İbrahim Paşanın Kütahya’ya kadar ilerlemesi, Osmanlı aydınındaki özgüven duygusunu yok etmiştir. Mağlup bir toplumdan Milliyetçi bir moralin kendiliğinden yükselmesini bekleyemeyiz. 1840’larda batıya karşı kompleksli ve taklitçi “Tanzimat aydını” tipi ortaya çıkmıştır.
Mütareke Devri: Enverist Türkçülüğün 1918’de ağır bir yenilgi almasıyla ortaya çıkan geçici moral çöküntüsüdür. Yeminli Harbiyeliler ve Mülkiyeliler yani İttihatçılar dışındaki aydınlarda büyük bir ümitsizlik, Amerikan mandacılığıyla İngiliz muhipliği arasında gelgitler yaşanmıştır.
Atatürk Sonrası Dönem: 1923’te zirveye çıkan milli moralimiz, Atatürk’ün ölümünden sonra, ürkek İnönü siyasetiyle, 1830’larda Osmanlı sarayının uyguladığı denge politikasına geri dönmüştür.
1942’ye kadar CHP’nin yayın organı ve Pravdası olan Cumhuriyet gazetesine Nazileri alkışlatan İnönü, ABD’nin Normandiya çıkarmasından sonra Varlık Vergisinden hızla vazgeçerek Osmanlı dağılma dönemindeki aydın tedirginliğini hortlatmıştır. 1944’te “Turancı Türkçüler”in yargılanması, ürkek dış politikanın dahili tezahürüdür.
İdeolojik Bölünme ve Çatışma Dönemi: 60’larda başlayan bu dönemde “Milliyetçi ve Ülkücü Karşıtlığı” hızla yükselmiş, güdülebilir, kullanılabilir, provoke edilebilir gençlik örgütleriyle vatanına milletine bağlı Milliyetçi gençler karşı karşıya getirilmek istenmiştir.
ABD’nin Suriye’de PYD’yi desteklemesiyle Üniversitelerdeki PKK yapılanmasın müsamaha edilmesi arasında ana senaryodan kaynaklanan benzerlikler vardır.
Ülkenin Milli Eğitim ve Milli Güvenlik politikalarına uygun hareket eden, yasal sınırlar içinde örgütlenen Milliyetçi-Ülkücü gençlerle terör örgütü yandaşlarını eşit tutan, her ikisini de “karşıt görüşlü” potası içinde eriterek harmanlamaya çalışan bir ana akım medyaya sahibiz.
Ayrıca AKP hükümeti, ABD’den aldığı iktidar vizesinin süresini uzatabilmek için Milliyetçiliği, ayaklar altında tutmayı bir ödev olarak görmektedir.
13 yıldır ülkede bütün taşlar yerinden oynatılmış ve gözler milli mukavemetin son kalesi olan Ülkücü Hareket üzerine çevrilmiştir.
Yemen’deki “Mehmet ile Memiş”ten Fırat Çakıroğlu’na kadar bütün şehitler, bu ülkenin kıymeti bilinememiş, hakkı yenmiş evlatlarıdır.
Fırat Çakıroğlu, hükümet görevini düzgün yapmadığı için şehit düştü.
Fırat Çakıroğlu, ana akım medyada, benzer olaylarda olduğu gibi “karşıt görüşlü genç” olarak yer aldı. Ama o sadece “hassas görüşlü” bir Türk’tü!..
Çünkü Fırat Çakıroğlu, Tarihçi olmaya hazırlanan bir Türk Milliyetçisiydi. O’nu herkes anlayamaz. Ona yürekle bakıp, gönülle görmek gerekir.
Fırat Çakıroğlu Vatanın rantını değil tarihini bilirdi. İmar planı değil jeopolitik bilirdi. Tapu-senet değil Misak-ı Milli bilirdi.
Fırat Çakıroğlu okuluna, samana giden sığır, darıya giden tavuk, kokuya giden sinek gibi değil sevgiliye giden âşık gibi giderdi.
Çünkü Fırat Çakıroğlu, kampüs düşerse, amfi düşerse, kürsü düşerse, bayrağın düşeceğini, vatanın düşeceğini çok iyi bilirdi.
Fırat Çakıroğlu idare uyursa, emniyet uyursa, gençlik uyursa milletin de uyuyacağını bilirdi.
Fırat, herkes uyurken Ülkücüler uyumadığı için şehit düştü.
Fırat Çakıroğlu, Malazgirt’ten yiğitlerin arasına karışıp da Kybele’nin kucağında uykuya dalan efsunlanmış keçileri korurken şehit düştü!
Fırat Çakıroğlu, vatan toprağında yaşamayı ekolojik denge, yaptığı fotosentezi hayat zanneden eğrelti otları yanmasın diye nöbetteydi.
Fırat Çakıroğlu herkes uyurken uyumadığı için öldürüldü. Çünkü O, kimlik gelişimini tamamlamış, özgüveni olan, vasıflı bir Türk’tü…
Fırat Çakıroğlu “değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli” diyerek namus nöbeti tutan bir Ülkücüydü.
İşte bu yüzden, Fırat sizin için öldü; ama bizim için ölmedi!
Tarihçi olmasına izin vermediniz; ama o Tarihi kanıyla yazdı.
Tarih oldu, aşk oldu; Fırat, milletin gönlüne düştü.

Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER