SON DAKİKA

Trump Ve Almanya

Gündem Yazıları

BEDAVA ÜLKÜCÜLÜK

Gündem Yazıları

KADER MAHKÛMLARINA AF

KÖŞE YAZILARI

KAMU VİCDANI

Bu haber 03 Kasım 2009 - 7:45 'de eklendi ve 35 kez görüntülendi.

Dünyanın neresinde olursa olsun insanların ortak talebi, hürriyet ve adalettir. Bu iki kavram birbirinin mevcudiyetini garanti altına alır. Biri olmazsa diğeri de olamaz. Adaletin olmadığı yerde hürriyetten, hürriyetin olmadığı yerde de adaletten söz edilemez. Temel hak ve hürriyetleri, yaşama hakkı, devletten eşit hizmet almak hakkı, eğitimde fırsat eşitliği hakkı, seçme ve seçilme hakkı, hür irade beyan hakkı… gibi çeşitli başlıklar altında sayabiliriz. Fakat bir toplumda adaleti ortadan kaldırdığınızda geriye hiçbir şey kalmaz.

 

Adaleti ben kısaca, “kamu vicdanını rahatlatan karar ve uygulamaların bütünü“ olarak ifade ediyorum. Karar ve uygulamaların, kamu vicdanını rahatlatmayan, aksine yaralayan durumda olmasının sonucu, toplumda güvensizlik ve huzursuzluk oluşması kaçınılmazdır. Toplumda oluşan güvensizlikler ve huzursuzluklar zamanla devlete olan güveni sarsar ve devletin varlık sebebi sorgulanmaya başlanır.

 

İnsanların, bir suçlu karşısında gösterdiği “linç etme” tavrı, ilk bakışta “barbarlık” gibi görünse de, gerçekte devlete olan güvensizliğin bir sonucudur. Mesela toplum, bir tecavüzcünün, kamu vicdanı rahatlayacak biçimde cezalandırıacağına inansa, sık sık televizyonlarda gördüğümüz “Halk, zanlıyı linç etmeye kalkıştı, polis zor kurtardı” gibi haberleri hiç görür müyüz?

 

Geçmişte de, kamu vicdanını yaralayıcı uygulamalar oluyordu. Bu yanlışlıklar genellikle kasıtlı değildi, çoğu zaman acizlikten, beceriksizlikten kaynaklanıyordu. Fakat özellikle son 7 yılda bu tür uygulamalar, kasıtlı biçimde yapılmaktadır ve Cumhurbaşkanı da, Başbakan da bu kastın planlayıcıları konumundadır.

 

AKP iktidarı, idamı kaldırarak ipten kurtardığı bebek katilini rahat ettirmek için devletin tüm imkânlarını seferber ederek, kamu vicdanına hançer saplamış, katillerin ayağına devleti göndererek yarayı iyice derinleştirmiştir. Katil sürüsünün Kıbrıs gazileri gibi karşılanıp törenler yapmasına müsaade edilmiş, bu katillerle mücadele ederken hayatları kararan kahramanlara ve ailelerine de adeta “Siz boşa öldünüz, vücudunuzun bazı parçalarını dağlarda boşa bıraktınız” denilerek dalga geçilmiştir.

 

Eğer AKP’nin amacı, (ki ben öyle olduğunu düşünüyorum), daha dün “vatan sağolsun” diyenleri bu gün “madem öyle, evladımı askere yollamayacağım” deme noktasına getirmek ise, bunu neredeyse başardılar.

 

Türk halkı, devletin, daha doğrusu AKP’nin uygulamalarına baktığında, devletten adeta soğumuştur. Kamu vicdanı delik deşik olmuştur. Devletinden soğuyan halk, elbette başının çaresine bakacak kudrettedir, fakat o noktaya gelmeden herkesin şapkasını önüne alıp düşünmesi gereklidir.

 

Bölücülerle şerefle mücadele etmiş ne kadar güvenlik görevlisi varsa, intikam alırcasına hemen hepsi içeri tıkılmıştır. Elbette suç işleyen cezalandırılmalıdır. Fakat PKK ile bir şekilde mücadele etmiş güvenlik görevlilerinin tamamı içeri tıkılıyor, katiller de Kıbrıs gazisi muamelesi görüyorsa, işte orada adaletten söz etmek mümkün değildir.

 

PKK’lılar hiçbir engelle karşılaşmadan 500 km yol kat ediyor, şehit aileleri ise 100 metre yürüyemiyor, polis coplarına muhatap ediliyorsa, bu ülkede adaletten ve hürriyetten söz edilemez.

 

(Şehit aileleri TBMM’ne Türk bayrakları ile girememiştir. AKP Türk bayraklarını toplatmıştır. MHP’li Oktay Vural sayesinde Türk bayrakları meclise girebilmiştir. AKP’li meclis başkanı, Türk bayrağının meclise sokulmaması konusunda bir soruşturma açmayarak durumu desteklemiştir.)

 

Şayet Millet, kahramanlarına sahip çıkmazsa, korkarım sadece PKK ile mücadele etmiş güvenlik görevlileri ile yetinmeyecekler, çok yakında Şehit ve gazilerimizi de yargılamaya başlayacaklardır. Çünkü DTP (PKK) ile vardıkları mutabakata göre “açılımın başarıya ulaşması için, açılımın önündeki en büyük engel, Türk toplumundaki şehit ve gazi mertebelerine olan sevgi ve hürmettir.”

 

Açılımın başarılı olması için bu sevgi ve hürmetin sarsılması gereklidir. O da AKP için çok kolaydır. Yandaş medyada, birkaç şehidimizin “aslında PKK ile çarpışırken değil, uçurumdan yuvarlanırken, arkadaşıyla şakalaşırken..” gibi sebeplerle öldüğü, Mesela 33 askerimizin Şemdin Sakık denen katil tarafından değil de mesela PKK’ya korku salmış bir komutan tarafından katledildiği.. filan yayın yapılır. Olur biter.

 

Kamuyu manipüle etme ustası AKP ve yandaşları bunu kotaracak kabiliyettedir ve zaten şu an da bunu yapmaktalar.

 

“Analar ağlamasın” diyerek “Türklere, ya ananızı ağlatmaya devam ederiz, veya devletinize bizi ortak edersiniz” şantajı yapılmaktadır. Şu andaki “açılım” adı altında yapılanların tamamı bu şantaj üzerine kurulmuştur.

 

Bugün kamu vicdanı sürekli yaralanmaktadır. İşin garibi de kamunun bir kısmı uyuşturucunun etkisinde bıçak darbelerini hissetmeyen hasta gibidir.

 

Millet, yani kamu, vicdanının yaralanmasına daha fazla müsaade etmemelidir.

 

Yapılacak da basittir.

 

AKP’yi sandığa, bir daha çıkmamak üzere, gömmektir. Sandığa gömmek yetmez, millet vicdanındaki açtıkları yaranın cezası da burunlarından fitil fitil getirilmelidir, ki bundan sonra böyle bir ihanete kimse cesaret edemesin.

 

AKP’de Türk Milleti’ne dair hiçbir şey yoktur, düşmanlıktan gayrı.

 

“Dindarlık” gibi toplumumuzda saygı gören kavram, İslam düşmanları ile dost ve yandaş olanlara “saygı malzemesi” olmaktan da çıkarılmalıdır.

 

Tayyip Erdoğan, kendine hakaret edildiğinde soluğu mahkemede alıyor, ama İslam peygamberine hakaret eden mundarı uçağının kapısında karşılıyorsa, galiba insanlarımızın bu “dindarlık” anlayışını yeniden gözden geçirmesi gerekiyor.

 

 

 

Suleyman Celiksbs@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.