SON DAKİKA

KAFTAN SİZE BÜYÜK GELİR!

Bu haber 11 Nisan 2015 - 18:44 'de eklendi ve 15 kez görüntülendi.

İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth!

Belçika kralı Prens Philippe!

Hollanda kraliçesi Kraliçe Beatrix!

Danimarka Kraliçesi 2. Margrethe!

Ve daha niceleri…

Demokrasi beşiği Avrupa’da…

İnsan haklarının yılmaz savunucusu Avrupa’da…

Medeniyetin temsilcisi Avrupa’da…

Kraliyet aileleri neden hala saltanat sürer?

Dünyaya demokrasi ihraç etmeye hevesli Avrupalı iktidarlar, siyasetçiler, aydınlar neden kendi ülkelerindeki kraliyet ailelerini sorgulamaz?

Tek sebep tarihe gösterilen saygı mı? Değil tabii ki!

Bu soruların cevabı basittir aslında ama dile getirilmez.

Cevap tam olarak şudur:

Bermuda’dan tutun da meşhur Cebelitarık’a, Falkland Adaları’ndan dünyanın bir ucundaki Turks Adaları’na ve Hollanda Antilleri’ne kadar pek çok yer hala çağdaş dediğimiz batı ülkelerinin sömürgesidir.

Sömürge sistemi demokrasiye uymadığından, sömürgeler kraliyet ailelerinin şahsi malı olarak kabul edilir. Demokrasiden ödün vermeyen bir parlamentonun yanında kraliyet aileleri üzerinden de sömürü devam eder.

Avrupa’da kraliyet aileleri kendi halkını sömürmediği, bilakis sömürgeler üzerinden beslediği için bunlar tartışılmaz.

Avrupalılar için sömürgelerden gelen nimetler pek bir tatlıdır. Sonuçta çağdaşlıkları, demokrasileri bu nimetlerle finanse edilir, beslenir. Bunun karşılığında birinin kafasına pırıltılı bir taç geçirip, oymalı bir tahta oturtmak da pek büyük bir bedel değil tabii ki!

Demokrasi ve özgürlük çığırtkanlığı yaparken aynı zamanda sömürgelerden beslenmenin tek yolu kraliyet sistemidir, evet! Ama kraliyet aileleri de kendi halkını sömürmeye kalkmaz. Avrupalı halklar da küresel ısınma, nesli tükenen foklar ve kürk giyen kadınlar gibi meselelerde kıyametleri koparırken sömürge meselesini es geçiverirler.

Tüm bu çıkar ilişkisine rağmen Avrupalı devletler kraliyet ailelerinin imajını halkın gözünde dengede tutmaya çalışır. Prenses Kate Middleton’ın ard arda katıldığı davetlerde aynı elbiseyi giyip durduğundan bahsedilir. Zarif prensesin sıradan bir İngiliz hanımı gibi markette alışveriş yaparken çekilmiş görüntüleri servis edilir basına.

Sistem asla halka rağmen işlemez Avrupa’da. Çünkü krallarına kraliçelerine pek bağlı Avrupalılara kalkıp “sömürgeler işlevini yitirdi, bundan sonra saraya siz bakacaksınız” diyecek olun, anında indirirler hepsini tahtan. Taçlarını da müzeye koyarlar. Yani sistem ince dengeler üzerine kuruludur ve tıkır tıkır işler.

Neticede medeni Avrupa’da durum bu!

Peki, bizdeki durum?

Hükümdarlık özentisiyle öne atılan siyasi kompleksler kendi toplumunu sömürmek için yollara düşüyor Türkiye’de.

Sömürü bugün o denli çirkin ve küstah boyutlara ulaştı ki; 1000 odalı saraylarda 1001 gece masallarını aratmayan bir şaşa ile yaşayan kudretli efendiler bir yandan kendi milletini sömürürken, diğer yandan demokrasinin de tarihin de temsilcisi olduklarını savunmaya kalkıyor.

Aristokrasiye hayranlık duyup, ezikliklerini saraylarla ve şovlarla kapatmaya çalışan bu zihniyet aslında özentiden öteye geçmeyen kabız bir fikir ve sığ bir düşünceden ibaret.

İktidarın hiçbir teorik tabanı olmadan, sahte bir Osmanlıcılık kimliğiyle ortaya çıkması da bu çirkin düşüncelerin tezahüründen başka bir şey değil.

Avrupa’dan örnekler vererek konuya girmemin sebebi günümüz Türkiye’sindeki saltanat heveslileri ile reel politiği kıyaslama maksadıdır. Yoksa Avrupa’daki kraliyet ailelerinin sömürgeci zihniyeti ile Osmanlı arasında bir paralellik kurmak tabii ki mümkün değil. Böyle bir benzetme abesle iştigal olur.

Ancak yüzeysel bir Osmanlıcılık almış yürümüş durumda. Osmanlı’dan da, Osmanlıcı olmaktan da bihaber bir takım şuursuz gruplar sığ fikirler pompalayıp duruyor. Saltanatı yeniden kuracağız desek gözünde bir damla yaşla “Padişahım çok yaşa” nidaları atmaya hazırlanan garip bir güruh var ortalıkta.

Bu grup Osmanlı’yı sarayda sefa süren bir padişaha indirgiyor. Halkın tarihine karşı vicdani bağlılığını sömürürken, sığ fikirleriyle Osmanlı’yı kirletiyor.

“Madem saltanat hazır, saray da bitti sonunda, hadi kuralım o zaman Osmanlı’yı” desek ne yapacaklar onu da merak ediyorum açıkçası.

Mehter marşıyla sefere mi çıkacaklar?

Kafasına bir kavuk geçirip ferman mı yazacaklar?

Kayıkla Haliç’e mi açılacaklar?

Harem mi kuracaklar?

Onların Osmanlı’dan anladıkları bu çünkü…

Hadi elin oğlunun sömürgesi var da kraliyet ailesini tutuyor yanında. Üstünde değil dikkatinizi çekerim, yanında… Kralı da kraliçesi de yerini biliyor yani.

Peki, biz ne yapacağız? Kudret bunalımına düşmüş çılgınlara uyup zürriyetinden bihaber padişahlar, paşalar mı yaratacağız? Hem de Allah’tan bile korkmayıp dinini dahi en kirli emellerine alet edenleri, Osmanlı’yı sarayda sefa sürmekten, aklına esenin başını vurdurmaktan ibaret zannedenleri padişah mı belleyeceğiz? Sürmeye doyamadıkları sefalarını mı tescilleyeceğiz?

Bu cahil ama kurnaz grupların bir anda Osmanlı aşığı kesilmesi de, kendilerini Osmanlı’nın yetkili mercii ilan etmesi de rastlandı değil. Başkanlık sisteminin daha yüksek sesle dillendirilip, halkın nabzının yoklandığı böyle bir dönemde hele, hiç tesadüf değil.

Elini attığı her değeri kirletmiş bir güruh şimdi de Osmanlı’ya musallat olmuş durumda. Bu güruh halkın tarihi vicdanını kullanarak çıkar sağlama peşinde. Dini ve halkı sömürerek tüm değerleri tüketen zürriyetsiz bir düşünce şimdi de Osmanlı’ya bulaşıyor.

Anlayacakları dilden konuşacak olursak…

Milli görüş gömleğini çıkaranlar bilmelidir ki,

Osmanlı kaftanı onlara bir kaç gömlek büyük gelir.

Bu da böyle biline!

Rüstem Fırat

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.