Asikurtlar©

KAÇAN SUÇLU, KALAN SUÇSUZ MU?

KAÇAN SUÇLU, KALAN SUÇSUZ MU?
13 Ağustos 2015 - 10:18 'de eklendi ve 4531 kez görüntülendi.

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, “Fildişi kulelerde oturanlar Ergenekon Çetesi’yle yaptığımız mücadelemizden rahatsız oldu. Her şeye rağmen bu mücadeleyi sürdüreceğiz.” (18 Mart 2008) diyerek yapılan operasyonları ve bu manada açılan davaları çok net bir şekilde destekliyordu. Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’e milyonların huzurunda şu şekilde sahip çıkıp, destek veriyordu: “Şu anda da Türkiye’de “Temiz Eller Operasyonunu” yapanlara saygı duysunlar. Niye ona durmadan vuruyorsunuz. Bırakın bakalım nereye varacak bu işin sonu. Rahat olun. Anadolu’da güzel bir söz var: Abdestinden şüphesi olmayanın namazından şüphesi olmaz.”

***

Öyle ki, o zaman Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’e bizzat kendisi Mercedes marka zırhlı makam arabası tahsis etmişti.

AKP’nin en başındaki yöneticisinden, en alt kademesine kadar herkes Zekeriya Öz’e kahraman muamelesi yapıyordu. AKP medyası da bu kahramanlık muamelesini cıvık cıvık bir yalakalığa dönüştürüyordu.

Mesela Rasim Ozan Kütahyalı denen yandaş-yalaka tip, ekranlardan o iğrenç ses tonuyla “Buradan söylüyorum bu ülke bir gün Zekeriya Öz’ün heykeli dikilecektir” diye bağırıyordu.

AKP milletvekili Şamil Tayyar “Bana göre Zekeriya Öz bir kahramandır. Demokrasilerde kahramanlara çok fazla ihtiyaç duyulmaz ama Türkiye gibi az gelişmiş ülkelerde zaman zaman kahramanlar ortaya çıkar. Zekeriya Öz tarihi bir misyon üstlenmiş ve yerine getirmiştir. Eğer Zekeriya Öz ve o soruşturmadaki birkaç savcı olmasaydı Ergenekon soruşturması bu aşamaya gelmeyebilirdi.” diyor ve Ergenekon kitapları yazıyordu.

AKP’nin kulis bilgilerini aktaran gazeteci Abdülkadir Selvi’de “Türkiye’nin darbecileri kulağından tutup, yargının karşısına çıkarma sürecindeki en önemli isimlerden biri Savcı Zekeriya Öz. Ergenekon operasyonunu yapma cesaretini gösteren yürekli bir savcı o. HSYK tarafından Ergenekon savcılığından alınarak, İstanbul Başsavcı vekilliğine getirilmesi elbette ki tartışma konusu olacak. Çünkü o sıradan bir isim değil. İtalya’da Gladio operasyonunu gerçekleştiren savcı Felice Casson neyse Türkiye’de Zekeriya Öz o. İtalya’da Temiz Eller operasyonunu yürüten savcı Di Pietro neyse Zekeriya Öz de işte o.” diyerek köşesinde Zekeriya Öz’ü öve öve bitiremiyordu.

AKP’ye göre heykeli dikilecek o kahraman savcı geçtiğimiz günlerde ülkeden kaçtı. Kimi Gürcistan’a, kimi Ermenistan’a kaçtığını iddia ediyor. Mesele nereye kaçtığı değil, gelinen bu noktadır.

Ergenekon gibi davalarda birçok adaletsizlik, hukuksuzluk yapıldı ama savcılara yapılan suçlama bu değil. Kaçan savcılarla ilgili suçlama hükümete darbe girişimi… Yani Türkçesi hırsızlıkları, rüşvetleri, para sıfırlayanları ortaya çıkararak hükümete darbe girişiminde bulunmaları…

Ortada hırsız var mı? Var!

Ortada rüşvetçi var mı? Var!

Ortada para sıfırlayan var mı? Var!

O halde bunları ortaya çıkaran nasıl darbe girişimi yapmakla suçlanıyor?

Herhalde gelinen noktanın en ilginç yanı da budur.

17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu olmasaydı, o savcılar bugün kaçmak durumunda kalır mıydı?

AKP Genel Merkezi önüne heykeli dikilmek üzereyken, şimdi kaçmak zorunda kalan savcıların durumu herkese büyük ders olmalı ve AKP’nin olaylara yaklaşımını bu noktadan çok iyi görülmelidir.

Ergenekon davasının bazı mağdurları da AKP’nin bu halini görmeden, direkt savcılar üzerinden tepki göstererek duygu ve düşüncelerini ifade ediyorlar. Oysa yaşadıkları mağduriyet, hukuksuzluk ve adaletsizlik varsa bunun başlıca sorumlusu dönemin Başbakanı ve iktidarı değil midir? Dönemin savcılarına her türlü desteği veren onlar değil mi? Hal böyleyken, 17-25 Aralık operasyonunun muhatabı olan hırsızı, rüşvetçiyi niye savunma, aklama yoluna gidiyorlar.

Asıl adalet anlayışı, “Ergenekon, Balyoz gibi davalarda adaletsizlik, hukuksuzluk yapanda, 17-25 Aralık operasyonunun hırsızı, rüşvetçisi de yargı önünde hesabını vermeli” şeklinde olmalıdır. “Savcı kaçtı, AKP aklandı” gibi bir mantığa girenler yanlış yoldadır. Savcıların kaçması 17-25 Aralık davasından kimseyi aklamaz. “Kaçan suçlu, kalan suçsuz” şeklinde bir yargılama düşüncesi olmaz.

Dönemin savcısı da, dönemin başbakanı da yaptığı ne kadar hukuksuzluk, adaletsizlik varsa hesabını vermelidir.

Kaçan savcılar bir an önce geri dönmeli ve cesaretleri varsa “biz Ergenekon, Balyoz,17-25 Aralık gibi davalarda muhataplarıyla tüm dünyanın gözü önünde belgelerle yargılanmak istiyoruz” demelidir. Bağımsız bir yargı heyeti önünde herkes yaptıklarının hesabını vermelidir.

Dönemin Başbakanı ve o muhteşem kadrosu da(!) bu cesareti göstermelidir.

Bu millet artık ak mı, kara mı neyin ne olduğunu görmelidir?

Yıldıray Çiçek

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER