Asikurtlar©

İsyancının Çelişkisi

İsyancının Çelişkisi
26 Mart 2016 - 9:59 'de eklendi ve 4011 kez görüntülendi.

 

 

İlk çelişki, “Türk tarihindeki devlet ve imparatorluk sayısının çokluğuyla övünmek”tir.
Adı devlet veya beylik olan 100’den fazla siyasi yapı ve ortalama ömrü 240 yıl olan 16 büyük imparatorluğun “çokluğuyla” övünmek!..

Üstelik 623 yıllık “Osmanlı mucizesi”ni çıkarınca, istikrar ortalaması 210 yıla kadar düşmektedir. Bu durum “devlet” denince akla gelen “istikrar” veya “kalıcılık” değerleri açısından bir çelişkidir.
Büyük mütefekkir Hüseyin Nihal Atsız, bu çelişkiyi aşmak için mecburen “Türk devletinin devamlılığı” tezini ortaya atmıştır.

Atsız hocaya göre: “Türk devleti devamlıdır. Değişen devletler değil, hanedanlardır!”
Ne var ki duygu yönü ağır basan bu tez, devletin bütün kurumları tarafından benimsenip ortak bir tarih şuurunun zeminine yerleştirilebilmiş değildir.
İran’daki Safeviler, Avşarlar, Kaçarlar gibi Türk hanedanlarının bu silsilenin dışında tutulması da ayrı bir eksikliktir.

Coğrafi zemin farklılıklarının etkisiyle resmi dili Arapça veya Farsça olan bazı devletlerdeki kültürel sapmalar da “devletin sürekliliği” tezinin “idealist bir temenni” seviyesinde kalmasına yol açmıştır.

Siyasi bir hedefi olan Türk Milliyetçileri için övünülecek durum: “Türklerin çok devlet kurmuş olması” değil, “Türk devletinin uzun ömürlü olması, ebedi kılınması”dır.
Zaten hali hazırda Türk Milliyetçilerinin sancısı da mevcut Türk Devleti’nin bir bütün halinde yaşatılması ve diğer Türk devletleriyle bütünleşip “Turan olması”dır.

Sayıya itibar eden ve çoklukla övünen bu siyasi hercailik, ne yazık ki zihinlerdeki “merkeziyetçi disiplin” bölgesini de tahrip etmekte, eldeki kurumların istikrarına halel getirmektedir.
Bir devleti uzun ömürlü yapan, siyasi tarihi yaz boz tahtası olmaktan kurtaran, toplumu ihtilal ve iç savaş çalkantılarından koruyan temel değer “merkezi otorite”dir.

Türklere 200 yılda bir devlet kurduran siyasi hastalık: “merkezi otorite eksikliği” Osmanlı devletini istisnai olarak 623 yıl yaşatan mucize ilaç ise “merkeziyetçilik”tir.
Büyük Selçuklulardaki “fethedilen yerlerde başına buyruk beylik kurma” anlayışı bu devleti 120 yıl yaşatırken, Osmanlılarda “eyalet kurup vali atama” anlayışı, 623 yıllık istikrarın ilk adımı olmuştur.

Yeniçeri ocağı, Tımar sistemi, tarikat ve cemaatlerin eşit mesafede tutulması, yerli ve milli olanların devlet disiplini içine alınması, beka için hanedan üyelerinin siyaseten katli, devlet-i ebed müddet felsefesine bağlı uygulamalardır.

Rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş, bu ihtiyacın farkına varmıştı. Bu yüzden devletin bekası, istikrarı ve büyümesi idealiyle yola çıkarken bu Ülküyü temin edecek siyasi vasıtaların disiplinine de büyük önem vermişti.

Milliyetçi Hareket Partisi’ni, ömrü ortalama olarak 10 yıl olan kitle partilerinden ayıran buydu. MHP’nin 47 yıldır çeşitli fırtınalara göğüs gererek ayakta kalması, tesadüfen olmamıştı.
Hiçbir Ülkücü, Milliyetçi Hareket Partisinin iç disiplinine, partiden istifalara, delege isyanlarına, lider arayışlarına asla bir ANAP’lı, DYP’li veya AKP’li gibi bakamaz.
Bu özel hassasiyetin sebebi sadece 70 yıllık demokrasi tecrübemiz değildir.

Kayıt altındaki 2200 yıllık Türk Tarihi, Türklerin övünülecek işleri ancak güçlü bir disiplin altında yapabildiklerini göstermektedir.
Bu gerçekliğin, şahsiyetçilikle, demokrasi ezberiyle ve moda özgürlüklerle hiçbir ilgisi yoktur.

Dün vefatının 7. Yıldönümünü, üzüntüyle idrak ettiğimiz rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun 7 yılı aşan uzun ve çileli mahpusluğun getirdiği yürek çarpıntılarıyla göz ardı ettiği tarihi hakikat de buydu.
Muhsin başkanın hissettiklerini Başbuğ hissetmiyor olabilirdi. Ama Başbuğ’un bildiklerini de Muhsin başkan bilmiyordu.

Tarih, bu çekişme ve ayrılıkta kimin haklı olduğunu çok kısa bir sürede ortaya çıkarmıştır.
“MHP’deki disiplin ve istikrar davasının, davanın kendisi kadar önemli olduğunu” anlamak için Başbuğ olmaya gerek yoktur. Zaten buna imkân da yoktur.

Ülkücüleri tek tek Avşar yapıp, sonra Kıbrıs’a sürüp; İngiliz sömürge yönetimine isyan ettirip, İstanbul’da askeri liseye kaydettirmek mümkün değildir.
Sonra tek tek Orkun dergisine abone yapıp, tabutluklara atıp işkenceye tabi tutmak… Onları ihtilalin kudretli albayı olmaya zorlamak, Hindistan’a sürmek ve CKMP’den siyasete sokmak da imkânsızdır.

Ülkücülerin 1969 kongresini yeniden yaşamaya, 1970’li yıllarda kızıllarla gece gündüz vuruşmaya, 1980’de C-5’lerde sorgulanmaya, 87’de her şeye yeniden başlamaya, ihtilalci, faşist, ırkçı, mezhepçi ithamlarını aşarak yeniden iktidarın yolunu zorlamaya da ihtiyaçları yoktur.

Ülkücülerin, bütün bu tarihi tecrübelerin kurumsal hafızasıyla hareket etmeleri ise bir mecburiyettir.
Tarih, nefsini bu kurumsal bilinçte eriterek davayla bütünleşmek yerine dilini veya kalemini sivrilterek Milliyetçi Hareketin disiplin zırhını delenleri asla affetmeyecektir.
Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER