Asikurtlar©

İsterizki,iyi şeyler olsun

İsterizki,iyi şeyler olsun
15 Ağustos 2016 - 18:58 'de eklendi ve 4502 kez görüntülendi.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ve belki de Türk tarihinin en ağır ihanetinin üzerinden tam bir ay geçti. Toz-duman yavaş yavaş çekiliyor. Ne olup bittiği, nasıl bu duruma geldiğimiz, ortaya çıkan yeni tablodan nasıl bir siyasi rant elde edilmek istendiği, devletle, Cumhuriyetle, milli değerlerle hesaplaşmanın ne tür boyutlar kazandığı daha iyi anlaşılır hale geldi.

BELALAR YAĞMUR GİBİ YAĞDI

15 yıldır ülkeyi yönetenler, BOP yolunda ülkeyi ve bölgeyi sonu belirsiz maceralara sürüklemekteki paylarını, PKK ihanetindeki rollerini, devleti ve kurumları temellerinden sarsmaktaki maharetlerini ve bütün bunların ağır ve acı bedellerini gördükten sonra, yanıldıklarını, yanlış yaptıklarını itiraf ediyorlar. Milletten ve Allah’tan af diliyorlar. Ama sıra işin siyasi bedeline gelince her şey değişiyor. Yine kahramanlık masalları, yine büyük ve iddialı laflar, yine dünyaya ayar verme salvoları. Bıraktıkları yerden devam ediyorlar. Bütün bunlar, Türkiye’nin tarihinin en zor ve sıkıntılı dönemini yaşamak zorunda kaldığı gerçeğini değiştirmiyor. 15 yıldır olduğu gibi, yine kaybeden, bedel ödeyen, zor durumlara düşen hep Türk milleti ve Türk devleti oluyor. Bu kadar şehit verdik, bu kadar kayba uğradık, amansız bir ateş çemberinin tam ortasındayız, yarın ne olacağını kimse bilmiyor. Ama iktidar sahiplerine sorarsanız her şeyi doğru yapmışlar, her tedbiri yerinde almışlar ve ülkeyi selamete çıkarmışlar. Kimse de, “bütün tarih boyunca yaşanan ihanetleri, terör olaylarını, verilen şehitleri, darbeleri, uğradığımız kayıpları, yaşadığımız yalnızlığı alta alta yazıp toplasak, devri iktidarınızın yanına dahi yaklaşamaz. Her şeyi doğru yaptığımız için mi belalar başımıza yağmur gibi yağdı? Bu devlet temellerinden sarsıldı ve felaketin eşiğine geldi?” diye sormuyor, soramıyor.

BEN YAPTIM OLDU!

15 Temmuz’un bir dönüm noktası, bir milat olmasını diledik ve bekledik. Hala da bekliyoruz. Ancak, gün geçtikçe ümidimiz kırılıyor. Özellikle Olağanüstü Hal Uygulamasının bir fırsata dönüştürüldüğü yönündeki endişeler gün geçtikçe büyüyor ve yayılıyor. FETÖ ile mücadele kılıfıyla, siyasi hesapların tamamlanmaya çalışıldığı kaygıları öne çıkıyor. Askeri okulların kapatılma biçiminin ve TSK üzerindeki tasarrufların kimsenin içine sinmediği bir gerçektir. Şimdi de çok geniş kapsamlı bir özelleştirme için düğmeye basıldığını görüyoruz. Devleti devlet yapan bütün kurumların gözden çıkarılmak üzere olduğunu endişeyle takip ediyoruz. Bir değil bin defa düşünülmesi ve üzerinde ittifak sağlanması gereken kararlar, bir gecede alınıyor ve “ben yaptım oldu” mantığı ile hareket ediliyor. Bir taraftan muhalefetle işbirliği yapılacağının, ortaya çıkan birlik ve bütünlük tablosunun bozulmamasına dikkat edileceğinin sık sık ilan edilmesi, diğer taraftan en hayati kararların oldu-bittiye getirilmesi bir samimiyet sorgulamasını da beraberinde getiriyor. Sayın başbakan muhalefeti yok sayma alışkanlığını terk edeceklerini, tutulan elin bir daha bırakılmayacağını söylüyor, ama sıra uygulamaya gelince her şey kaldığı yerden devam ediyor. Yine muhalif görülen gazeteler yok sayılıyor, yine kendilerinden olanlar ve olmayanlar ayrımında değişen bir şey olmuyor.

CADI AVINA DÖNÜŞMESİN

Meselenin bir diğer boyutu da kurunun yanında yaşın da yanmasıdır. Darbe ihaneti ve bu kalleşliğin içinde yer alan, destek veren, hatta sessiz kalanların devletten temizlenmesi, en ağır şekilde cezalandırılması elzemdir. Ancak, bunun bir cadı avına dönüşmeye başladığını, hükümetin bakanları söylemeye başladılar. Gelinen aşamada FETÖ’cülükle suçlanmak toplumdaki bütün itibarın kaybedilmesinin yanında, insan içine çıkamaz hale gelinmesinin de sebebi. Dolayısı ile bir tek insanı dahi haksız ve mesnetsiz olarak bu şekilde suçlamak, yapılabilecek en büyük zulümdür. Hiç kimse unutmasın ki, zulüm ile abad olunması da mümkün değildir.

DEVLETİN TEMELLERİ

Olağanüstü bir dönemden geçiyoruz, ne kadar dikkatli olunsa da sonuçta karar veren insandır. Ve insanın olduğu yerde hata olması da kaçınılmazdır. Onun için kuralları doğru koymak ve sistemi eksiksiz biçimde işletmek gerekiyor. Temel esas hukuktan, demokrasiden ve adaletten ayrılmamaktır. Hukuk sistemini doğru kurmadıkça, demokrasinin kurum ve kurallarını tam ve eksiksiz biçimde hayata geçirmedikçe ne toplumsal barışı sağlayabiliriz, ne de huzur ve güvenliği temin edebiliriz. Bu devlet doğru temeller üzerine kurulmuştu. Anayasanın değişmez ve değiştirilemez maddelerinin ne kadar hayati olduğu bir defa daha ortaya çıktı. Ne zaman ki kurucu değerlerden, temel ilkelerden taviz verildi veya hiçe sayıldı, başımız dertten kurtulmadı. Devletimiz de, milletimiz de ağır şekilde bedel ödedi. Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti olma ilkesinden hiçbir şartta vazgeçemeyeceğimizi başımıza bombaların yağması ile bir defa daha anladık ve öğrendik.

SÖZ KONUSU VATAN İSE

Ülkücü ve Türk milliyetçileri olarak, dün ne dediysek bugün de onu söylüyoruz. İkazlarımızda, tespitlerimiz de, endişelerimiz de hep haklı çıktık. Bu ülke bizim ve başka gidecek yerimiz yok. İsteriz ki, iyi şeyler olsun, güzel ülkemiz kalkınsın, gelişsin, refahımız artsın, huzurumuz ve güvenliğimiz tam olsun, hak ve adalet, hukuk ve demokrasi kurumsallaşsın. İtibarlı, saygın, etkin ve güvenilir bir ülke olalım. Bunu yapanlara değil muhalefet etmek, minnet duyarız. Onun için, “önce ülkem” diyoruz. Onun için söz konusu vatan ise diğer her şeyi teferruat sayıyoruz. Bunu sadece sözde bırakmıyor, hayatımızın değişmezi yapıyoruz. Ülkenin varlığı ve birliği tehlikeye girince, her şeyi bir yana bıraktık ve devletimizin yanında olduk. Bundan sonra da hep böyle olacak. Ancak, hiç kimse bunu başka yerlere çekmeye, özel hesapları için kullanmaya ve istismara kalkışmasın. Karşımızdakilerin de en az bizim kadar mert, dürüst ve samimi olmalarını beklemek, en doğal hakkımızdır.

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER