Asikurtlar©

İSRAİL’İN KÜRT AŞKI VE KURTLAR SOFRASINDAKİ TÜRKİYE…

İSRAİL’İN KÜRT AŞKI VE KURTLAR SOFRASINDAKİ TÜRKİYE…
10 Temmuz 2016 - 2:06 'de eklendi ve 3647 kez görüntülendi.

1982 YILINDAN BERİ YAYILMACI BİR POLİTİKA İZLEDİĞİ ORTAYA ÇIKAN İSRAİL’İN KÜRT AŞKI VE KURTLAR SOFRASINDAKİ TÜRKİYE…

 

Dünya Siyonist Örgütü’nün yayın organı olan Kivunim dergisinde 1982 yılında yayınlanan raporda yazılanlar, İsrail’in yayılmacı hedeflerini ve bunun için kullanılması düşünülen yöntemi ortaya koyuyordu. Kullanılması düşünülen, daha doğrusu kullanılan yöntem, bölge ülkelerindeki etnik ve dini çatışmaları körüklemekti. Böylece bu ülkelerin bölünüp parçalanması ve İsrail işgaline hazırlanması öngörülüyordu. Yinon, Irak’ın geleceği hakkında ise şu kehanette bulunmuştur: “Irak etnik ve mezhebi temeller üzerine bölünecektir; kuzeyde bir Kürt Devleti, ortada bir Sünni ve güneyde Şii devleti.”

 

‘’Oily lands’’

‘’Holy lands’’

‘’Watery lands’’

 

İsrail’in Kürt Kartı

Eylül 1967- Eylül 1973 Trafiği

 

İsrail, Araplarla süren uzun savaşı boyunca, Arap ülkelerini zayıflatma stratejisi gütmüş, bunun en kolay yolunun da bu ülkelerdeki etnik ve dini azınlıkları kışkırtmaktan geçtiğini düşünmüştü. İsrailli yazar Benajamin Beit Hallahmi, The Israieli Connection: Who Israel Arms and Why? (İsrail Bağlantısı: İsrail Kimi Neden Silahlandırıyor?) adlı kitabında Yahudi Devleti’nin bu strateji doğrultusunda 1950’li yılların sonunda Kuzey Irak’ta gelişen rejim muhalifi Kürt hareketine vermeye başladığı desteği şöyle anlatıyor:

 

“Irak’taki Kürt direnişçiler her zaman İsrail’in ilgi alanı içerisindeydi…. Mossad’ın Kürtlere desteği 1958’de başladı. İsrailli askeri danışmanları, cephaneyi ve silahları kapsayan daha geniş çaptaki yardım ise 1963’te başladı. Ağustos 1965’te İsrailli askeri uzmanlar tarafından Kürt subaylar için Kuzey ırak dağlarında eğitim kampları oluşturuldu. Haziran 1966’da Başbakan Levi Eshkol Kürt liderleriyle görüşmeler yaptı. 1967 Savaşı sırasında, Kürtler İsrail’in isteği üzerine Kuzey Irak’tan Bağdat yönetimine bir saldırı düzenlediler. Savaş sonrasında ise Kürtlere Mısır ve Suriye birliklerinden ele geçirilen Sovyet yapımı silahlarla yardım edildi. Her ay yaklaşık 500.000 dolarlık bir para yardımı da İsrail tarafından Kürt gerillalara ulaştırılıyordu. Kürt lideri Mustafa Barzani önce Eylül 1967’de sonra Eylül 1973’de İsrail’i ziyaret etti.”

 

Knesset (İsrail parlamentosu) üyesi Luba Eliav, 1966’da Kürt hareketinin lideri Molla Mustafa Barzani’yle yaptığı görüşmede, “İsrail’in Kürt devleti ile halkının kalkınması için askeri, ekonomik ve teknik yardım vermek istediği”ni söylemişti. İlerleyen yıllarda Kürt İsrail ilişkisinin kilit isimleri, birer Mossad ajanı olan David kimehe ve “Kürt Yahudisi” Yacov Nimrodi’ydi. Amerikalı gazeteci Jack Anderson, Washington Post’un 18 Eylül 1972 tarihli sayısında yazdığı makalede şöyle diyordu:

 

“Her ay, kimliği belli olmayan bir İsrail yetkilisi Irak’a gizlice İran sınırından girerek Kürt lider Molla Mustafa Barzani’ye 50 bin ABD doları veriyor. Bu para, Kürtlerin İsrail aleyhtarı olan Irak hükümetine karşı faaliyetlerini devam ettirmelerini sağlıyor. Barzani’nin İsrail üst düzey yetkilileriyle olan ilişkisi oldukça düzenli bir şekilde sürmüştü. Kürt lider, Mossad lideri Zvi Zamir ile defalarca yüzyüze görüşmüş, Zamir yaptıkları yardım karşılığında Barzani’den Irak rejimine karşı daha etkili saldırılar beklediklerini hatırlatmıştı. Barzani, İsrail’in eski Başbakanı Menahem Begin ile de görüşmüştü.

 

Barzani-İsrail ilişkilerini ayrıntılarıyla anlatan bir başka kaynak ise, İngiliz The Guardian gazetesinin 1984 yılından bu yana Tel-Aviv muhabirliğini yapan Ian Black’in yazdığı İsrael’s Secret Wars: A History of Israel’s Intelligence Services (İsrail’in Gizli Savaşları: İsrail Gizli Servisleri’nin Tarihi) adlı kitap. Kitapta Mossad-Barzani ilişkileri, İsrail Dışişleri Bakanlığı ve Mossad yazışmalarına dayanılarak açıklanıyor. Uğur Mumcu da, öldürülmeden 17 gün önce gazetesindeki sütununda bu kitabı kaynak göstererek uzun bir “Mossad Barzani ilişkisi” yazısı yazmıştı.

 

Peki İsrail’in Kuzey Irak’taki Kürt ayaklanmasını desteklemekteki amacı neydi? Akla ilk gelen cevap, doğal olarak, İsrail’il savaş halindeki bir Arap devleti olan Irak’ın zayıflatılmasının hedeflendiği şeklindedir.

Oysa İsrail’in hedefi, yalnızca Irak rejimini zayıflatmak değildi. İsrailliler, Barzani’ye vaad ettikleri gibi Irak’ın kuzeyinde bir Kürt devleti kurulmasını hedefliyorlardı. İsrail’in bu hedefi, İsrail eski Dışişleri görevlisi Oded Yinon’un 1982’de yazdığı “İsrail İçin Strateji” başlıklı raporda açıca görülmektedir.

 

Dünya Siyonist Örgütü’nün yayın organı olan Kivunim dergisinde 1982 yılında yayınlanan raporda yazılanlar, İsrail’in “Nil’den Fırat’a” uzanan coğrafya üzerindeki yayılmacı hedeflerini ve bunun için kullanılması düşünülen yöntemi ortaya koyuyordu. Kullanılması düşünülen, daha doğrusu kullanılan yöntem, bölge ülkelerindeki etnik ve dini çatışmaları körüklemekti. Böylece bu ülkelerin bölünüp parçalanması ve İsrail işgaline hazırlanması öngörülüyordu. Yinon, Irak’ın geleceği hakkında ise şu kehanette bulunmuştur:

 

“Irak etnik ve mezhebi temeller üzerine bölünecektir; kuzeyde bir Kürt Devleti, ortada bir Sünni ve güneyde Şii devleti.” Evet bu plan uygulamaya konulmuş ve Irak fiilen üçe bölünmüştür.

 

İsrail, Kürt ayaklanmasını, yalnızca Bağdat rejimine karşı bir koz olarak kullanmayı düşünmüyordu. Bunun da ötesinde, İsrailllilerin aklında, tüm Ortadoğu’yu kapsayan hegemonya hesaplarına uygun olarak, bir Kürt devleti kurulması hedefi vardı. Hem de bu Kürt devletinin, Türkiye’nin bir bölümünü kapsaması hedefleniyordu. Öyle ki, 1983 yılında İsrail Dışişleri Bakanı Yitzshak Şamir Türkiye’nin Kuzey Irak’ta gerçekleştirdiği sınır ötesi harekat ile ilgili olarak görüşlerini soran Brüksel’deki gazetecilere verdiği cevapta: Türkiye’yi “Kürdistan’ı işgal altında tutan devletlerdin biri” olarak tanımlamış ve şöyle devam etmişti: “Ama bu işgalci devletler hiçbir şey dinlemedikleri için, Kürt halkının bağımsızlık mücadelesi bir türlü sonuca ulaşamamaktadır.

 

Kısacası Ortadoğu’da bir “Kürdistan” yaratmak, İsrail’in geleneksel hedefleri arasında yer alıyordu. Bu hedef, Oded Yinon’un “Irak’ın Kuzey’inde bir Kürt devleti” öngören satırlarının yazılışından yaklaşık 10 yıl sonra gerçekleşmeye başladı; Körfez Savaşı, İsrail’e, Kürt kartını daha iyi oynama fırsatı verecekti.

 

 

 

SU SAVAŞI MI?

 

İsrail ve GAP (Gap’ı gapacaklar!..)

 

 

 

İsrail’in su vizyonunun yalnızca bir kanadını oluşturan Nil nehri, “Vaadedilmiş Topraklar”ın yalnızca güneybatı sınırını oluşturmaktadır. Bu haritanın kuzeydoğu sınırı, Türkiye’yi çok yakından ilgilendiren Fırat nehri tarafından çiziliyor. İsrail’in Fırat ile ilgisine baktığımızda ise, Nil’dekine benzer bir durumla karşılaşmak mümkün…

 

İsrail, Nil’in musluğunu kontrol etmek için Etiyopya ile ittifak kurdu ve Etiyopya’nın baraj inşa projelerine destek oldu. Benzer bir strateji, İsrail’in Fırat’ın musluğunu elinde bulunduran Türkiye’ye yakınlaşmasında ve özellikle de Türkiye’nın Fırat üzerindeki denetimini artıracak olan GAP projesine gösterdiği ilgi ortaya çıkmakta.

 

İsrail GAP ile uzun süredir ilgileniyor. Bu projenin bölge ülkelerinin baskıları nedeniyle

Dünya Bankası tarafından finanse edilmeyişi, İsaril’in çeşitli finansman ve teknoloji aktarımı teklifleri ile Türkiye’nin önüne çıkmasını sağladı. İsrail GAP’a ilgisini bölgede arazi alımlarıyla gösterdi ve “tarımsal işbirliği” adı altında birçok İsrailli uzman bölgeyi ziyaret etti. Tarımsal işbirliğinin üzerinde ısrarla duran İsrailli uzmanlar Türk Tarım Bakanlığı’nda bir “İsrail masası” kurulması talebinde bile bulundular. İsrail’in bu teklifi, GAP’ın başarısı için İsrail’in elinde önemli bir bilgi birikimi olduğunu göne süren İshak Alaton tarafından da tekrar edildi.

 

İsrailliler GAP’la ilgili bütün gelişmelere açık olduklarını 1993 yılında Gaziantep Ticaret Odası’nı ziyaretlerinde de belirtmişlerdi. 20 kişilik İsrailli grup GAP’la ilgili bu ziyaretlerinden çok olumlu sonuçlar aldıklarını da söylemişlerdi. İsrail daha sonra kendi Tarım Bakanlığı’nda GAP’ın ön fizibilite çalışmaları için 300 bin dolar tahsis ettiğini bildirdi. Ayrıca Türkiye’deki devlet çiftliklerinin özelleştirilmesi çalışmalarında, İsrail Tarım Bakanlığı yine işbirliği önerdi. Milliyet’in 13 Haziran 1995 tarihli GAP’a Uluslar arası İlgi Artıyor” başlıklı haberinde İsrail’in GAP’a yaptığı yatırımları konu edilmişti. Habere göre NAAN (İsrail Sulama Sistemleri) ve NETAFIM (İsrail Sulama Firması) adlı İsrail şirketleri GAP’a kredi sağlama yarışına girdiler. İsrail’in dünyaca ünlü ziraat firmaları olan Cargill, Continental Grain, Philip Brothers, Mark Rich’in temsilcileri de GAP bölgesinde incemelerde bulundular. Ocak 1996’da GAP İdaresi Başkanı Olcay Ünver’in İsrailli yetkililerle GAP projesinin birlikte hızlandırılması konusunda yaptığı toplantıda İsrail’in GAP’tan beklentileri açıkca gözlemlendi.. İsrail’in projeye ortak olabilme çabaları, Türkiye-İsrail ikili görüşmelerinin hemen önemli bir gündem maddesini oluşturuyor.

 

İsrail’in eski Ankara Büyükelçisi David Granit de İsrail’in tarımsal işbirliğine hazır olduğunu belirtiyor, İsrail’in sulama ve deniz suyunu kullanılır hale getirme teknolojisindeki üstünlüğü sayesinde “GAP gibi bilinçli bir bölgesel planlamayı öngören, yöre halkına refah getirecek bir projeye tam destek veriyoruz.”

 

İsrail’in bir sonraki Büyükelçisi Zvi Elpeleg de GAP hayranlarındandı. “İsrail’in suya ihtiyacı olduğunu, Türkiye’nin ise su açısından şanslı bir ülke olduğunu” belirten Elpeleg “gelişmiş bir sulama sisteminin kurulması ve bunun tarımda kullanılması durumunda GAP bölgesinin Kaliforniya olacağını” da öne sürmüştür.

 

Türkiye ziyareti sırasında GAP projesini yerinde gören İsrail Cumhurbaşkanı Ezer Weizmann’ın da projeye İsrail’in katılımını önermişti. Basındaki haberlere göre, “Fırat Nehri üzerine 21 adet baraj yapımını öngören bu entegre Tarım Sanayi projesi, Weizmann’ı çok etkilemişti.

 

Öte yandan, “Mossad hesabına çalışan işadamı” olarak tanınan Shaul Eisenberg de GAP’ta yatırım yapmaya hazırlanıyordu.

 

Eisenberg’in varlığı ile gündeme gelen “Mossad bağlantısı, İsrail’in “tarımsal işbirliği” kavramı ile daha da güçleniyordu. Çünkü “tarımsal işbirliği” görüntüsü, Mossad’ın üçüncü ülkelerle kurduğu bağlantıların kamuflajı olmuştu her zaman. Eski Mossad ajanı Victor Ostrovsky, “Mossad, diğer bütün Afrika ülkelerinde olduğu gibi Güney Afrika’ya da askeri danışmanlar, Tarım uzmanları ya da diplomat görüntüsü altında ajanlarını yerleştirdi” diye yazarken buna dikkat çekiyordu.

 

Güneydoğu İsrailli Turist (!) Kaynıyor…

 

Bu durumda, İsrail’in Türkiye’ye önerdiği “tarımsal işbirliği” teklifi hakkında da ihtiyatlı olmak gerekiyordu. Bu işbirliği çerçevesinde gönderilecek “Tarım uzmanlarının gerçek misyonları çok daha farklı olabilirdi çünkü. İsrailliler, Latin Amerika’daki terörist

grupları ya da uyuşturucu baronlarını desteklerden de “tarımsal işbirliği” yaptıklarını söylemişlerdi. Aynısının Güneydoğu’da da yaşanması muhtemeldi. Nitekim Milli Güvenlik Kurulu’nun Güneydoğu’daki gizli ajan trafiğinin yoğunlaştığına dikkat çekmesi ve Güneydoğu’yu çok sayıda İsrailli “turist”in ziyaret etmesi, ister istemez mide bulandırıyordu.

 

Peki GAP’ın nesi İsraillileri bu kadar cezbediyordu? Ekonomik çıkarların dışında, GAP’a gösterilen bu İsrail ve Mossad ilgisinin ne gibi bir stratejik anlamı olabilirdi?

 

Bu stratejik anlamı görmek, özellikle Nil’deki durum hatırlandığında, zor değil. İsrail, nasıl Etiyopya’yı Nil sularını kontrol etmek için bir “kilit” olarak gördüyse, Fırat sularını kontrol etmek için de Türkiye’ye ve GAP projesine yanaşmakta. İsrail, Fırat’ın aşağısındaki ülkelerle, yani önce Suriye sonra da Irak’la muhtemel bir çatışmaya girdiğinde, Türkiye’yi kendi safına çekerek bu ülkelere giden suyun musluğunu kısmayı planlamakta.

 

İsrail’in su konusundaki gerginliği artırıcı yönde izlediği politikalar da bu amaca matuftur. Yahudi Devleti, hem su konusunda hem de siyasi konularda bölgedeki en “revizyonist” devlet olarak, Türkiye’nin komşularıyla arasındaki su krizinin mümkün olduğunca büyümesini ve böylece bir “su kartı”nın daima gündemde olmasını istemektedir.

 

Eğer Suriye ile İsrail bir anlaşmaya varırlarsa, bu kez İsrail Türkiye’yi Suriye’ye daha fazla su vermeye zorlayacaktır. Çünkü muhtemel bir Suriye-İsrail barışı, Suriye’nin Golan sularını İsrail’e bırakması, buna karşılık Türkiye’nin Suriye’ye daha fazla su akıtması formülüne dayanmaktadır. Bu arada Türkiye’nin aşağı ülkelerle suyu paylaşmasını”öngören “Uluslar arası sular” tezinin en çok İsrail tarafından desteklendiğini de unutmamak gerekir. Simon Peres, “Jean Jacgues Rousseaau gibi, suyun bir insana ya da ülkeye değil, tüm insanlığa ait olduğunu söyleyebiliriz. Ortadoğu’daki su bölgeye ve çevre alanlarına aittir” derken bunu en açık biçimde ifade etmiştir.

 

Bu tablonun ortaya koyduğu sonuç, İsrail’in Fırat üzerindeki su politiğinin Türkiye açısından son derece büyük riskleri içinde barındırdığıdır. Türkiye, İsrail’in GAP’a gösterdiği aşırı ilgiyi bu nedenle ihtiyatla karşılamalıdır. Hele bu GAP ilgisinin bir de Kürt boyutu içermesi, İsrail’in muhtemel bir Kürt Devleti’nin yegane stratejik destekçisi olduğu düşünüldüğünde, ciddi alarm sinyalleri içermektedir.

 

 

 

Güneydogu’ya İsrail Modeli:

Kürt Kibbutzları!…

 

 

 

Bu Kürt boyutunun ilginç bir göstergesi ise, İsrail kaynaklı bir projedir: “Kürt Kibbutzlari”.

 

Kibbutzlar, Siyonist hareketin Filistin’e getirdiği en ilginç ve önemli uygulamalardan biriydi. Kısaca “kollektif tarım çiftlikleri” olarak özetlenebilecek olan kibbutzlar, gerek Israil’in kurulmasından önce, gerekse daha sonra önemli roller ifa ettiler. Sosyalist bir üretim modelinin sinirli bir alanda uygulaması olan bu çiftlikler, Israil’e özgü bir model olarak bilindiler her zaman.

 

Ateş adlı haftalık derginin 10 Eylül 1994 tarihli sayısında yayınlanan bir haber, bu nedenle oldukça ilginçti. “Güneydogu’ya Israil Modeli: Kürt Kibbutzları Kuruluyor” baslığıyla verilen haberde, sunlar yazılıydı:

 

İsrail-Türkiye yakınlasmasına bir türlü anlam veremeyen medya, Israil’den olsa olsa terör uzmanlığı konusunda yardim alınır düşüncesiyle “Mossad-MiT işbirliği”, “Apo’yu Mossad halledecek” gibi manşetler attılar… (Oysa) diplomatlara göre, Türkiye-İsrail yakınlasmasının altında terör işbirliği aramak son derece yanlıştı.

 

İsrail… hiçbir ülkeye anti-terör sırlarını vermekten yana değildi. Onların yeni Ortadoğu düzeninde Türkiye’ye siyasi danışmanlık yapmaktan başka bir niyetleri yoktu… Uzmanlar kolları sıvadılar ve bölgeyi bir kez de ekonomik bakışla taradılar. Urfa ile Diyarbakır pilot bölge seçildi. Projeden çok hoşlanan ABD ise “insan hakları, hık mık” demeden Urfa Havaalanı kredisini verdi… İsrail’de yasayan ve 1992’den bu yana bölgede düzenlenen her “turistik gezi”ye katılmış olan İsrailli Kürt Yahudilerden sağlanacak kredi, Türkiye Zirai Donatım Kurumu ve Ziraat Bankası tarafından organize edilecekti… Kürtlere düşkünlüğü ile nam salan Bayan Mitterand’in da pek soğuk bakmayacağı sanılıyordu.

 

… Kibbutz projesinin İsrailli Kürt işadamları tarafından finanse edilmesi ise, plana göre Kürtlerin bu uygulamaya daha sıcak bakmalarını sağlayacak. İsrail Devleti’nin kurulmasından sonra Güneydoğu’dan göçüp İsrail’e yerleşen Kürt Yahudileri, finanse etmenin yanı sıra, kibbutzlardan sağlanan ürünleri pazarlama hakkını da elde etmis olacaklar. Kısacası İsrail, Güneydoğu üzerinden dünyaya açılmayı hedefliyor.

 

Görüldüğü gibi Ates’in haberindeki bilgiler son derece ilginçti. Güneydoğu’daki İsrail modelini finanse edecek olanlar, İsrailli Kürt Yahudileriydi. Ve bu Yahudiler, son yıllarda bölgeye düzenlenen sözde “turistik” gezilerin müdavimiydiler. (Oysa bu “turistik” gezilerin gerçekte istihbarat servisi elemanları tarafından yapıldığı ve bu yolla da Güneydoğu’da “ajanların cirit attığı” biliniyor. Ünlü CIA ajanı Paul Henze de bu tür “turistik” (!) gezilerle Güneydoğu’da uzun süre dolaşmıştı).

 

Ates’in haberinde bir de Aytunç Altındal’in konu ile ilgili yorumları verilmişti. Altındal, “benim endişem şurada, oradaki İslami gelişmeyi engellemek için böyle bir projeye girmek uygun mu, değil mi?” dedikten sonra da, “ortada geçmisten gelen bir Kürtçülük anlayışı vardır ki, bu daha büyük bir tehlikedir. Zaten bana göre Amerika’nın kibbutz dayatması biraz da bunu körüklemek için planlanmıstır” diye eklemişti.

 

Ates dergisinin haberi biraz “sakıncalı” bulunmuş olacak ki, dergi bir daha çıkmadı. “Kürt Kibbutzları” ile ilgili haberin çıktığı sayı, derginin ilk ve son sayısı oldu. Bu arada sözkonusu haberden kısa bir süre sonra bir ilginç gerçek daha ortaya çıktı: Türkiye’den İsrail’e göç etmis olan Yahudi ailelerden bir kismi Türkiye’ye geri dönerek Urfa bölgesine yerleşmişlerdi. Oysa normalde İsrail’den Türkiye’ye geri dönen bu Yahudiler’in eski yerleri olan İstanbul’a yerleşmeleri beklenirdi. Urfa gibi İstanbul’un yanında pek de cazip olmayan bir bölgeyi seçmeleri ise ancak İsrail Devleti’nin onlara bu direktifi vermiş olması ile açıklanabilirdi.

 

Tüm bunlar İsrail’in Türkiye’nin Güneydoğu’suna karşı oldukça mide bulandırıcı bir ilgi taşidiğinın göstergeleriydi. Ağustos 1995’te atanan İsrail’in yeni Ankara Büyükelçisi Zvi Elpeleg’in basına söylediği “Türkiye’de su da bol, toprak da, ancak bizde her ikisi de yok” seklindeki sözler, Yahudi Devleti’nin gerçek niyetinin bir ifadesiydi: İsrail’in Türkiye’nin hem suyu hem de toprağı üzerinde planları vardı.

 

Muharref Tevrat’a göre Yahudiler için “Vaadedilmiş Topraklar sınırı” şöyle:

 

Tekvin Bab:16 Ayet :18, S.13:

18- O günde Rab Abramla ahdedip dedi. Mısır ırmağından büyük ırmağa, Fırat ırmağına kadar, bu diyarı, senin zürriyetine verdim.( Sınırları çizilen bu kara parçası Tevrat’ta, “Kenan Ülkesi” olarak adlandırılıyor….)

 

Tesniye Bab:12 Ayet:23-25 S.189:

  1. O zaman Rab bütün milletleri önünüzden kovacak ve sizden büyük ve kuvvetli milletlerin mülkünü alacaksınız.
  2. Ayak tabanınızın basacağı her yer sizin olacak; sınırınız çölden ve Lübnan’dan, ırmaktan, Fırat ırmağından garp denizine kadar olacaktır.

 

Kenan ülkesi başta Filistin olmak üzere, Lübnan’ı Ürdün’ü, Suriye, Mısır ve Anadolu’yu içeriyor.

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER