Asikurtlar©

İslamcılara tane tane bir daha anlatalım

İslamcılara tane tane bir daha anlatalım
21 Kasım 2016 - 11:40 'de eklendi ve 3786 kez görüntülendi.

Tarım toplumunda kadının sosyal ve siyasi kimliği yoktu. Bir kadının bir cemaat ve aşiret lideri olması, bir kadının ‘meslek sahibi’ olması hiç yoktu.

Bir kadın ev işleri yapıyor, yün eğiriyor ve süt sağıyor ve tarla işi yapabiliyorsa, bu işler bir kadının sosyal ve kültürel gelişimi için yeterli ve kafiydi.

Tarım toplumu, bir uygarlık aşamasıdır, doğuya ya da batıya ait değil tüm dünyaya ait ve aile ve toplum ve iş ve emek ve siyasi sosyal ve teknolojik ‘düzeyleri’ ve ‘yapıları’ gösteren bir tanımlamadır.

Tarım toplumu kadının evlilik yaşını ergenlik yani biyolojik gelişimiyle yani hormonal dönüşümüyle başlatmıştır, bu durum tarım çağlarının özelliğidir ve bu durum ayıp kötü günah eksik ya da sapıklık ve suç değildi.

BU MÜMKÜN DEĞİLDİR

Sanayileşme ve şehirleşmeyle birlikte tarım toplumu ‘değerleri’ dönüşmeye başladı.

Kadının bir toplumda yaşayabilmesi için ev işleri ve tarla işleri kadına yetmemeye başladı. Kadının modern bir meslek sahibi olması, Kadının sosyal ve siyasi kimliği, kadının medeni hakları ve kadının toplumda eşit bir birey-yurttaş olarak yaşaması modern uygarlığın en temel değerlerinden biri haline geldi.

Yani kadının sadece biyolojik yaşı değil zeka ve kol becerisi, kendi karnını kendi emeğiyle kazanabilmesi yepyeni değerlerin-anlayışların-zihniyetin önünü açtı.

Kadının kendi seçimlerini kendi rızasıyla yapabilmesi için tarım toplumunun biyolojik yaşı devreden çıktı ve yerine hem hukuki hem de sosyal yepyeni tanımlar geldi.

Tarım toplumu büluğ çağıyla rüşt çağını eşitlemişti. Sanayi toplumu rüşt yaşına yeni hukuki düzenlemeler getirdi, diyelim 17, 18 dedi.

Hatta bugünün sosyal anlayışına göre evlilik yaşı hukuki yaşın çok üzerindedir, doğuda-batıda aileler evlilik için üniversite bitirmeyi şart koşmakta.

Sanayileşme çağıyla sadece evlilik yaşı değil zihinlerimizde çok şey değişti.

Mesela bugün hukuki bir zorlama olmadığı halde kadının ‘aşk’ yaşamasını toplumumuz hiç ama hiç kınamamakta, suç, günah, ayıp olarak görmemektedir.

Hatta bugünün toplumu kadının bir çok alternatif aday karşısında eş seçimini özgürce yapmasını suç, günah, sapıklık olarak görmemektedir.

Hatta bugünün toplumu bir kadının kendi kararıyla bir işe girmesi ve çalışmasını suç günah sapıklık olarak görmemektedir.

Böyle böyle modern toplumun evliliğe uygunluk ve cinsellik yaşına bakışı da zamanla çok değişmiştir, şöyle.

Modern toplumda zihniyetler tasavvurlar değerler çoktan değişti, mesela bugünün toplumu, 10-12 yaşındaki kız çocuklarının cinselliğini-evliliğini tam anlamıyla konuşulamaz tartışılamaz dokunulamaz bulmaktadır, öyle ki, konuşulması-tartışılması-dokunulmasını dahi ‘sapıklık’ olarak görmektedir.

Sanayi toplumunun en büyük başarılarından biri budur, bugün 10-12 yaşındaki kız çocuklarını modern uygarlık ‘oyuncak’ olarak görüyor.

Henüz dört yüz yıl önce evlilik ve cinsellik için uygun gördüğü yaşı bugünün uygarlığı ‘sapıklık’ olarak görmekte, bu hızlı dönüşüm insanlık ve uygarlık adına şaşırtıcıdır.

Modern çağın değerlerine ve bugünün uygarlığına çok geç kalmış İslamcı alimler dünyamızdaki bu ‘hızlı dönüşümü’ ya dogmatik görüşlerinden dolayı kabullenmek istemiyorlar ya da bu çağın değerlerini postlarından olacakları için ısrarla görmek anlamak istemiyorlar.

Bu kısa özetle tarım toplumunun değerleriyle modern çağın değerlerinin ne denli hızlı değiştiğini gördük.

Ve, kör ve dogmatik ideolojiler tarım toplumunun değerleriyle modern toplumda yaşayamayacaklarını hala anlayabilmiş değiller.

Modern toplumda kadınlar hala yün eğirsin, süt sağsın, tarlada ve evde çalışsın, siyasi ve sosyal alanlarda bir kişilik ve kimlik geliştirmesinler istiyorlar.

Bu mümkün değildir.

Mısır’da Suudi Arabistan’da Afganistan’da Pakistan’da hala yaşayan bu dogmatik ortaçağ değerlerinin modern dünya karşısında yaşama ayakta kalma şansı yoktur.

Bu körlüğü ve dogmatikliği birkaç yüzyıldır aşmamak için direnen yobaz İslamcı alimlere söyleyeceğim şunlardır:

Zamanın süpürgesi hepinizi bu dünyadan süpürmeden modern toplumların değerlerini anlamaya çalışın.

İnsanlık tek kişi oldu.

Dünya tek millet insanlık oldu.

Evrensel değerler zihniyetleri-anlayışları çoktan değiştirdi ve hukuki yaptırımları artık ‘insanlığın kalesi’ oldu.

Körleşmenizin sebebi korkularınıza yenik düşmenizdir.

Tarım toplumu değerleriyle halkı sömürmekten vazgeçin.

Tarım toplumu değerleriyle güya gece gündüz soyut ibadetler ederek Tanrı’ya sabotaj düzenlemekten vazgeçin.

Tanrı’ya iman etmekle soyut bir ibadet makinesine dönüşmenin alakası yoktur.

Tanrı’ya iman etmekle tarım toplumu değerlerine iman etmenin tarım toplumu değerleri yüceltmenin ve kutsamanın alakası yoktur.

Tarihte hiç kimsenin zamana karşı zaferi yoktur.

Aksine zaman kaybı suç ve günahtır.

Ve içinde yaşadığınız toplumu dünyadan dogmatik bir inadla dörtyüz-beşyüz yıl geride tutmakla, sadece geride kalırsınız. ve bu modern çağda ‘gülünç’ hortlaklara hatta ‘sapıklara’ dönüşürsünüz.

Aksine modern toplumu ihmal ve ziyan ederek geniş müslüman kitlelerin (hırsızlık anlamıyla) vaktini çalıyorsunuz.

Ve sonra hepimiz oturup her aylak adam gibi boşa geçen yüzyılların hayıflanmasıyla konuşuyoruz.

İslamcı kardeşlerim.

‘Vade’ bitiyor.

‘Atalet’ olmuş ruhunuzu zamanın deliğinden geçirin.

Tarım toplumunun hurafe ve saçmalıklarını konuşmaktan ‘oyalanmaktan’ vazgeçin.

Avrupalılar bize teknolojiyi değil bizden çok çalışarak arada kapanılması imkansız ‘zamanı’ satıyorlar.

İstediğiniz kadar sabahtan akşama ilericilere küfredin hepiniz ileri sanayinin arabalarını cep telefonlarını kullanıyorsunuz.

İş disiplinin zayıflığından öte bir de bu geçmiş çağların sosyal siyasal felaketlerini ‘unutarak’ ‘unutturarak’ zaman kaybediyoruz.

Birikim sahibi insanları ve kazanımları uzaklaştırıp yok ederek o birikim ve kazanımların genç nesillere intikalinde yüzyıllar kaybediyoruz.

Önümüzden hızlı tren gibi geçen zamanı dışardan seyretmeyi sürdürüyoruz, oysa çoktan o trenin içinde olmalıydık.

Ben çocukken kol saatini ayarlamak çok rutin bir şeydi, kol saatine dakika ayarı yapan insanlar gözümüzden çok modern insanlar gibi görünürlerdi.

Hangi çağda hangi zamanda yaşadığını bilmeden ikindi namazı vaktinin saat ayarını yapmakla müslüman olunacağı vehmine kapıldınız.

BİR TOPLUM KEŞKE ANLAYABİLSE O KANLI BIÇAK KİMDİR NEDİR

Ben çocukken bitmekte olan sigarasının izmaritini ucundan tutup bir fırt daha içmek için külün yanışını dökülüşünü seyreden insanların bu ‘bekleyişlerini’ çok izlemişimdir.

Elinde sigaranın ucu, son bir fırt için zamanı beklemek, 15 yıllık iktidarınızda bu son fırtı da çekip bitirdiniz.

Ah kardeşlerim, sizinle anlaşamadığımız şey şu yitip giden ‘zaman’.

Lapa lapa yağan kar sanki zamanı yavaşlatır, sağnak yağmur sanki zamanı hızlandırır, ah rüzgar alır zamanı uçurur.

Ve kardeşlerim, içinde yiten biten kaybolan bir zaman türü olmayan tek şey ‘aşk’tır.

Şayet aşk kelimesi yerine bir yeni isim ararsak adı ‘acil’ olmalı.

Hayatın başka tarafına bakamadığın şeydir aşk, aşk, yenisi ve eskisi olmayan tek şeydir.

Elektrik giren ama ‘zaman’ girmeyen kasaba ve köylerde yüzyıllardır ‘aşk’ yoktur.

Ölen yaşlanan doğan bir şey yoksa uzayda ‘zaman’ yoktur.

Tekrar ve zaman aynı şey değildir.

Ayın güneşin etrafında dönmesi ‘tekrar’dır.

Ölümü olmayan şeylerin tekrarına lütfen aşk demeyiniz din demeyiniz.

Aşk doğup ölenler içindir.

Boş olan yerde zaman olmaz.

Zaman da aşk da bakiler için değil faniler içindir.

Hapse girerseniz ağırlaşır yüksek tepelere çıkınca hafifleyendir.

Sıkıntı, bekleme, sabır, faniler için, hep aynı saatte ibadet ve tespih boş uzay saatidir.

Dünyadan hayattan tereddüt eden korkuya kapılan insan ibadet ve tespihle kendini uzay saatine ‘sonsuzluk’ saatine ayarlar, yanisi kendisini boşlukta asıp bir nevi yavaş çekim intihar eder.

İşe, üretime, bölüşüme, aşka, teslim olmakla bir döngüye-rutine teslim olmak aynı şey değildir.

Rutin ibadet boşluğu ortaya çıkartır, dönersin boşluk dönersin yine doldurulamayan boşluk.

Oysa herşeyi dolduran kabartan taşıran ‘aşktır’.

İçimizden sıkıntıyı boşluğu alan aşktır, öğrenmektir, üretimdir çalışmaktır, rutin zamandışı ibadet umutsuzluğa pedal çevirmektir.

İftar vakti de ibadet için hukuki bir zamanı ifade eder.

Ya aşkın vakti?

Ya öğrenmenin gelişmenin vakti?

Ya zeka ve kol becerisi edinmenin vakti?

Ya kendi bedenini kendi doyuracak ‘onurlu insanın’ vakti?

Ya kendimizi insanlık sorumluluklarına ve ‘aşka’ karşı hazırlamanın vakti?

Kendimizi ‘başkalarıyla eşitlemenin’ vakti?

Ah kardeşlerim.

Bu ‘sonsuz uzay zamanıyla’ hepimizin tek tek yaşlandığı zaman’ı ayırt etmeyi neden kimse öğretmiyor size.

Sorun o kara kaplı kitaplara ve hocalarınıza bir daha.

Neden ortaçağ zamanıyla modern çağın zamanını kimse anlatmıyor size.

Neden içinizde kimse kız çocuklarına onur ve kişilik edinecek ‘zaman’ hakkı vermiyor!

Neden içinizde kimse kız çocuklarına düşünce faaliyetine de girebilecek sosyal faaliyete de başkalarıyla iş-üretim-atölye faaliyetine girebilecek, neden içinizde kimse kız çocuklarına sanat becerileri de öğrenebilecek, ‘zaman’ı bilme-yaşama-tecrübe etme zamanı vermiyor?

Neden hiç kimse kız çocuklarına zaman’ı kullanma ve öğrenme fırsatı şansı vermiyor!

Kardeşlerim!

Ortaçağın koyunları ve sığırlarının da zamanı anlamı bilme öğrenme kullanma şansı fırsatı yoktu.

Ve hiç değişmeden bugüne modern çağa gelmiş koyunlar ve sığırlar..

Koyunun gırtlağına dayandığında.

Kasabın bıçağı.

Bir toplum keşke anlayabilse o kanlı bıçak kimdir nedir?

O kanlı bıçak, kayıp zamanın ta kendisidir.

O kanlı bıçak kız çocuklarına hayal kurma şansı vermeyen toplumların kaderidir.

Tecrübe edilemeden israf edilen yüzyılların sonucudur.

İşte boşa geçirilen yüzyıllar, sınırlarımıza dirliğimize, dayadı yine kanlı bıçağını.

Nihat Genç

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER