Asikurtlar©

İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI’NIN İŞLEVSELLİĞİ VE TÜRKİYE

İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI’NIN İŞLEVSELLİĞİ VE TÜRKİYE
18 Nisan 2016 - 19:57 'de eklendi ve 4111 kez görüntülendi.

 

 

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT)’nın 13. zirvesi Türkiye’nin ev sahipliğinde İstanbul’da gerçekleşti.
Türkiye’nin dönem başkanlığını devralarak 2019 yılına kadar bu sorumluluğu yürütecek olmasının yanında, diğer zirvelerle kıyaslandığında, önemli bazı kararların alındığını görülüyor.
İlk kez 1969 yılında kurulan İİT, 56 üye ülkesi bulunmasına, geniş bir nüfus kitlesin temsil etmesine, hatta büyük ekonomik güce sahip olan üyeleri bulunmasına karşın, daha çok sembolik olarak kalmış, örneğim Avrupa Birliği gibi işlevselliği olan bir yapılanma olmayı başaramamıştır.
Hatta İİT’na üye olan ülkeler, birbirlerinin haklarını savunma noktasında dahi vasatlığını bozmamıştır. Mesela 1974 yılında Türkiye’nin gerçekleştirdiği Kıbrıs Barış Harekatı’nı destekleyen ve bu topluluğa üye olan sadece birkaç ülke olmuştur.
İİT’nın atıl haldeki yapısının 11 Eylül 2001 tarihinden sonra değişmeye, teşkilata daha fazla önem verilmeye başlanmıştır. Nitekim bu tarihten sonra ortaya çıkan terörizm tehdidi, İslam ülkelerinin etnik ve mezhepsel temelli ayrışma kuşağına sürüklenmesi, hatta Irak ve Afganistan örneklerinde olduğu gibi dışarıdan müdahalelerin gerçekleşmesi söz konusu olmuştur.
2010 yılında Tunus’ta başlayan Arap Baharı ve Türkiye, Bosna Hersek ve dahi KKTC’nin dışında demokrasinin tam olarak yerleşmediği Arap ülkelerinde başlayan karışıklıklar, beraberinde şiddet sarmalının doğması ve Suriye ile Yemen’de olduğu gibi iç savaşların başlaması, mevcut koşullarda İİT’na işlevsellik kazandırma yönünde düşüncelerin doğmasına neden olmuştur.
* * *
İslam aleminin şiddet ve terörizm ile anılması, İslam ülkelerinin birbirlerinin iç işlerine karışma fiili ve mezhepsel kutuplaşma bu koşul için başat nedene dönüşmüş durumda.
Dolayısıyla sadece Ortadoğu coğrafyasında değil, Dünya’nın genelinde yaşanan gelişmeler İİT’nın işlevselliğinin artırılmak istendiği sonucunu ortaya çıkarıyor. Zira Türkiye’de yapılan zirvede gündeme gelen konular ve açıklanan deklarasyon, açıkça bunu gözler önüne seriyor.
Türkiye’nin 3 yıl süreyle devraldığı dönem başkanlığında öne çıkan konu başlıkları arasında:
1-Terörle Mücadele,
2-İslam Karşıtlığıyla Mücadele,
3-Mezhepsel Gerilimi Azaltma,
4-Ekonomik Kalkınma,
konularının daha çok dikkate alınmaya başlayacağı anlaşılıyor.
Bu anlamda İİT üyelerinin, İstanbul merkezli olacak ve İİT’na bağlı çalışacak Polis İşbirliği ve Koordinasyon Merkezi’nin kurulması kararının alınması, teşkilat tarihi açısından önemli bir miladı teşkil ediyor.
Diğer yandan zirve sırasında Kazakistan ve Türkiye’nin beraber yayınladığı, 8 maddeden oluşan “İslami Yakınlaşmaya İlişkin Ortak Bildiri” içerisinde yer alan konular da benzer amaç taşıyarak “İslami altyapı entegrasyonu” konusunun önümüzdeki dönemde üzerinde durulacağını işaret etmektedir.
Suriye krizi, Filistin sorunu, Azerbaycan ve Ermenistan arasında Dağlık Karabağ’da yaşanan çatışmaların zirve esnasında gündeme gelmesi de İİT’nın, küresel sistem içerisinde eskiye göre daha aktif bir biçimde kullanılmak istendiği sonucunu besleyen bir gelişme olmuştur.
Tam da bu noktada NATO Genel Sekreteri’nin geride bıraktığımız Aralık ayında, Suriye’deki çatışmaları ve NATO’nun tutumunu değerlendirirken söylediği “Bu savaşta Müslümanlar ön cephede. Kurbanların çoğu Müslüman ve IŞİD’e karşı savaşanların çoğu da Müslüman. Bu mücadeleyi onlar için yürütemeyiz” sözlerinin unutulmaması gerekir.
* * *
Zira NATO ismi diğer yandan doğrudan doğruya ABD demektir.
Bu nedenle şimdiki çabaların doğurduğu sonuç, ABD’nin İİT kapsamında özellikle “terörizmle mücadele” konusundaki müşterek girişimleri desteklediği ve hatta teşvik ettiği neticesini çıkarıyor.
Kaldı ki ABD’nin yeni küresel yaklaşımında, “Asya-Pasifik bölgesi haricinde daha az fiili müdahalecilik” yapılması stratejisini uygulamaya koyması, İİT’nın işlevselliğinin artırılmasında etkili olan bir durum olmuştur.
Benzer çabaları AB’nin de yine terörizm ve daha çok mülteciler konusu dikkate alındığında özenle takip edeceği ortadadır.
Fakat bununla beraber Ortadoğu’da hala sınırların değiştirilmesi riski varken ve bu tehdit 10’a yakın İslam ülkesini (Suriye, Irak, İran, Suudi Arabistan, Yemen, Lübnan, Mısır, Libya ve Türkiye) tesiri altına almışken, İİT üyelerinin birbirlerine karşı destekleyici yaklaşım sergilemelerinin önemi ortaya çıkmaktadır.
İstanbul zirvesinde açıklanan sonuç bildirgesinde İran’a karşı ağır suçlamaların yöneltilmesiyse, bu yolda alınacak çok mesafenin olduğunu işaret etmiştir.
Bu koşullar altında Türkiye’nin üzerine düşen birincil sorumluluk, şiddetin ana kaynaklarından olan mezhepsel gerginlik ve çatışmaların azaltılması, yok edilmesi olmalıdır.
Diğer yandan Türkiye’yi, İİT’nda en değerli konuma taşıyan iki önemli faktör akıllardan çıkarılmamalıdır. Bunlardan ilki demokrasimiz, diğeri ise tarihi ve milli kültürel kudretimizdir.
Kendimizle beraber İslam dünyasını daha ileri, huzurlu ve güçlü koşullara ulaştırabilecek olanaklar, Türkiye’nin kendi zenginliğini ve diğerlerinden farklılığını bilmesinde yatıyor.

İsmail Özdemir

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER