Asikurtlar©

IRAK’IN BÖLÜNMESİ BÖLGEYE FELAKET GETİRİR

IRAK’IN BÖLÜNMESİ BÖLGEYE FELAKET GETİRİR
02 Mayıs 2016 - 13:53 'de eklendi ve 4083 kez görüntülendi.

 

 

Son günlerde Irak’ta yaşananlar kırmızı alarm eşiğinin aşıldığını gözler önüne seriyor. Ülkenin ne olacağı, bir ve bütün olarak kalıp kalmayacağı bugün cevabı verilemeyen küresel soru ve sorunlar arasında ilk sırayı almaya başladı.
Neredeyse son iki yıldır ülkede etnik ve mezhepsel seviyede yaşanan gerginliğin neticeleri konuşuluyor ve tartışılıyordu, ancak IŞİD’in Musul’u alması ve ilerleyişini sürdürerek Erbil, Kerkük ve Bağdat’a dayanması bu tartışmalara ara verilmesine neden olmuştu.
ABD’nin işgali sonrasında 3’e bölünme projesinin hedefi olan Irak’ta, IŞİD’le mücadele altında Sünni, Şii ve kuzeydeki Barzani yönetiminin attığı adımlar ismi anılan bu terör örgütünün işgal ettiği bölgeleri kurtarmaya yönelik olarak gözükse bile, esasta her grubun IŞİD sonrasına dair kendi hedeflerini gerçekleştirebilme amacı taşıdığı belliydi.
Ayrıca benzer bir şekilde İran’ın, Şii nüfus üzerinde ağırlığını hissettirerek, Irak ile başlayıp Suriye’ye uzanan bir alanda tesir kapasitesini yaymak istediği yine aynı dönem içerisinde gözlemlenmiş, hala da gözlemlenmeye devam etmektedir.
Irak’ta bulunan her grup bir yandan IŞİD’le mücadele ederken, diğer taraftan siyasi gücün yanı sıra kontrol ettiği toprakları genişletme arzusu taşıdı. Türkmenlerse milli kimliklerini tercih etmeme koşuluyla, mezhepsel aidiyet bağlamında tercih yapmaya ve bu doğrultuda hareket etmeye zorlandı.
Şimdi gelinen noktada “bağımsızlık” lafını ağzından neredeyse hiç düşürmeyen Barzani’nin hedeflediği sınırlara %90-95 oranında ulaştığı gözlemleniyor. Kerkük ve çevresinde kontrol sağlanırsa bu hedef tümüyle gerçekleşmiş olacak.
Dolayısıyla bir hafta öncesine kadar Barzani’ye bağlı peşmergelerin, Tuzhurmatu’da bulunan Türkmenlere yönelik başlattığı saldırılar amaç itibarıyla sebebin ne olduğunu gözler önüne seriyor.

Irak Nereye Gidiyor?
Daha önce de Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde benzer saldırılar düzenleyen Barzani’nin peşmergeleri, kimi noktalarda fütursuzluğunu artırarak Türkmen yerleşim yerlerini zorla boşalttırmış, Türkmenlerin evlerini yıkmaya ve demografik yapıyla oynamaya kadar işi götürmüş, bu durumlar Birleşmiş Milletler (BM) tarafından da doğrulanmıştı.
Bugün aynı çabalar, Barzani tarafından “bağımsızlığın zamanı geldi” söylemlerini sıklaştırmasıyla eşdeğer bir artış gösteriyor.
Diğer yandan Şii kesimin Irak yönetimine olan itirazları da oldukça yüksek. Üstelik Saddam rejiminin devrilmesinden sonra Maliki hükümeti ile başlayan Şii kesimin yürütmenin başında olmasına rağmen, Şiilerin tatminkâr davrandığı söylenemez. Bu doğrultuda hafta sonu Şii lider Mukteda El Sadr’a bağlı kalabalık bir grubun Irak parlamentosunu bastığını belirtmek gerekir.
2014 yılında ülkenin başına gelen ve geldiğinde yolsuzlukla mücadele ile mezhepsel gerilimi azaltma sözü veren Haydar El İbadi’nin çabaları artık bir sonuç vermiyor. Son olarak ülkede teknokratlar hükümeti kurmaya çalışan İbadi’nin, parlamentodan onay alamaması, ülkedeki krizin daha da derinleşmesine neden oluyor.
Yaşanan bunca ağır gerilim atmosferinde Musul’un IŞİD’den nasıl kurtarılacağı sorusu aslına bakarsanız tam bir belirsizlik içeriyor. Operasyona katılacak Iraklı güçlerin kimlerden oluşacağı dahi tam manasıyla kesinlik kazanabilmiş değildir.
ABD’nin çabası ve görüşü Musul operasyonunun yavaş ilerleyerek de olsa başarıya ulaşacağı yönünde. Suriye ile beraber Irak’a yeni askerler gönderme kararı alan Washington, 2017 yılında yapılacak Başkanlık seçimi öncesinde kendi kamuoyuna tatminkâr bazı sonuçları sunmayı istiyor.

ABD’nin Hesabı ve BM’nin Hazırlığı
ABD yönetimi stratejik anlamda geride bıraktığımız haftalarda önemli bir adım atarak IŞİD’e destek veren ve bu örgütün Irak’ta ayakta kalmasını sağlayan bazı Sünni aşiretlerle temasa geçerek, bu grupları kendi saflarına çekmeyi amaçlayan adımlar atmışlardı.
Geride bıraktığımız gün ise ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın sürpriz bir şekilde Erbil ve Bağdat’ı ziyaret ettiği haberi geldi.
Bu haberi daha ilginç kılan ise ziyaretin sürpriz olmasında öte Amerikan New York Times gazetesinin iddiasına göre Biden’ın, Bağdat’ta bulunan ABD Büyükelçiği’nde, ABD’li diplomat ve askerlerle yaptığı konuşmasında söylediği “Bugün barışı sağlamaya çalıştığımız tüm yerleri düşünün. Sizi gönderdiğimiz tüm yerleri. Bunlar tarihte suni sınırlar çizdiğimiz, birbirinden tamamen ayrı etnik, dini, kültürel gruplardan suni devletler yarattığımız, ‘Bunu alın. Birlikte yaşayın” dediğimiz yerler.” sözlerdir. (Bilindiği üzere Ortadoğu ve özelinde Irak’taki “kalıcı istikrarsızlığa” dayalı düzeni aslen İngilizler kurmuştu. Biden’ın bunu ABD’ye mal etmesi sadece 2003 yılındaki Irak işgali ile açıklanamaz olsa gerek. Bu anlamda 1917 Balfour Deklarasyonu ile ilk adımı atılan İsrail’e dikkat etmek lazımdır)
İfadelere baktığınızda üzeri kapalı bir mesaj taşıdığı anlaşılıyor. Fakat aynı sözleri söyleyen Biden’ın, Irak’ın üçe bölünerek, bir Kürt devleti kurulması fikrini 2006 yılında henüz Senatörken dile getirdiğini akıllardan çıkarmamak gerekir.
Bu haberle birlikte New York Times, Bağdat’ta bulunan bazı BM görevlilerinin “uluslararası toplumun Irak’ın bölünmesini nasıl idare edeceğini sessizce çalışmaya başladığına” da işaret ediyor.
Daha açık ifade etmek gerekirse “Irak bölünürse kim ne der, nasıl tepki verir?” sorusu üzerinde çalışmalar artık alenileşmiş bir halde yürütülmeye başlanmışa benziyor.
Barzani yönetimi benzer soru çerçevesinde son birkaç yıldır ABD ve Avrupa ile beraber Ortadoğu ülkeleri nazarında temaslarda bulunuyordu. Bu anlamda ümit ettiklerinden çok daha fazla destek gördükleri açığa çıktı. IŞİD ise bu işte adeta katalizör vazifesi üstlendi.

Musul ve Kerkük Üzerinde Türkiye’nin Hakları Var
Malumun ilanı olan gelişmeleri yaşadığımız açık ama Türkiye’nin olan bitenler nazarında her senaryoya karşı hazırlıklı olması icap eder.
Kaldı ki sadece Irak değil, Suriye de benzer bir bölünme tehlikesiyle karşı karşıyayken, çok boyutlu terör tehdidi Türkiye’yi hedef almaya devam ederken, hatta bölgede ülkeler arası savaş riski dahi bulunurken Türkiye’nin önceliği milli birlik ve bütünlüğünü korumak olmalıdır. Terörle mücadelenin kararlılıkla, sonuna kadar sürdürülmesi bu ilk koşulun olmazsa olmazıdır.
İkinci aşamadaysa bu koşulu yerine getirebilmenin ön şartı olarak, sınırlarımızın güvenliğinin ileri noktalardan sağlandığı gerçeği ve buna uygun stratejilerin geliştirilmesidir.
Irak’ın bölünmesi senaryosu en üst perdeden alenileşmeye başlamışken, tüm yollar denendikten sonra, şayet komşumuzun toprak bütünlüğünün korunması seçeneği devre dışı kalır ve bu sonucun kaçınılmaz olduğuna kanaat getirilirse Türkiye’nin ne yapacağı, nasıl bir yol takip edeceği çoklu seçeneklerle beraber ele alınmalıdır.
Zira böylesi bir netice yalnızca Irak için değil, tüm bölge için felaket olur!
Ancak aynı senaryo olur da vuku bulursa, Lozan sonrası 1926 yılında İngiltere ile imzalanan Ankara Anlaşması’ndan doğan haklarımız olduğu, bu durumun bizlere Irak’ın toprak bütünlüğünün bozulması halinde “Musul ve Kerkük üzerinde hak iddia edebileceğimiz” sonucunu doğurduğu göz ardı edilmemelidir.
23 Nisan 1920’de kurulan TBMM’nin, Türkiye’nin sınırları olarak Misak-ı Milli alanını benimsediği ve bu yönde karar aldığı akıllardan çıkarılmadan, hem bölgesel güç dengelerinin nasıl sağlanabileceği, hem de Türkiye’nin gücünün nelere yetebileceği üzerinde doğru değerlendirmeler yapılmalıdır.
Irak’ta bulunan Türkmen soydaşlarımızın kendi kaderine bırakılamayacağı, Türkiye’nin her koşulda yanlarında olduğu artık kararlılıkla gösterilmelidir. Fakat bunca olay cereyan ederken anlaşılıyor ki AKP’nin aklı hala Barzani’dedir, gözü Barzani’den başkasını görmemektedir!
Netice olarak Sykes-Picot düzeni git gide çökerken, bu çöküş anaforu bizi de yutacak mı, yoksa buna karşı Ankara merkezli olan ve Türkiye’yi “bölgesel güç haline getirebilecek” bir anti tezi hayata geçirebilmeyi başarabilir miyiz?
Aslına bakarsanız bütün mesele bu soruya milletçe, hep beraber vereceğimiz cevapta saklı…

İsmail Özdemir

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER