Asikurtlar©

İNSANLIK VE MOR PATLICANLAR-Abdullah ERGUN

İNSANLIK VE MOR PATLICANLAR-Abdullah ERGUN
11 Ocak 2017 - 17:08 'de eklendi ve 3549 kez görüntülendi.

“Oku” diye başlayan ayetlerin insanın yaratılış şifrelerinin bilime hedef olarak gösterildiği hususunda yeterli idrak seviyesine ulaşmış olan merhum Samiha Ayverdi’nin meşhur bir sözü vardır: “Dar’ül hadisler açtık, hadis hafızları yetiştirdik ama bir tek hadisin bile kendisini anlattığını fehmettiremedik.”

Evet, insan öyle bir varlıktır ki; Cenab-ı Hak onu, su ve toprağın aşk ve vecd ile bir araya gelmesi sonucu oluşan çamurdan yaratmıştır. Kudret eliyle şekil verdiği çamuru ateşte pişirmiş ve son raddede ruhundan ruh üfürerek yaratılmışların en şereflisi kılmış, faydalıyı zararlıdan ayırt edebilme yeteneği ile donatarak diğer canlılardan ayırmıştır. Kur’anın anlatımı ile Cenab-ı Hak ıstıfa (seçme) yapmıştır.

İnsanı var eden ve ilmi olarak Anasır-ı Erbaa olarak tanımlanan dört nesne aslında bir kelime ile tarif ve tezhip edilebilir: Renk… Yani insanı insan yapan temel unsur farklı renkler ve çeşitliliktir. Birçok filozof ‘dünya üzerinde ne kadar insan var ise o kadar zihniyet vardır’ manasına gelecek söylemleri ciltlere sığdıramamışlardır. Sosyal olaylarda determinizm olmadığı ilkesinden hareketle sosyal birer varlık olan insanların da birbirinden farklı anlayış ve idrak noktalarına sahip olmaları, yaratılışının tekamül ettiği zirvenin ebediyet ve letafet kaynağındandır.

Renksizler renge esir olunca, Musa Musa ile cenk eder, Yine renksizlik gelip de tezat gitse Musa ile Fİravun bir olur sözlerini mesnevisinde dillendiren edebi şahsiyetimiz de esasen tam da bu konuya temas etmektedir.

İnsan ve renk tamlamasından bahis açmamın sebebi, son günlerde medyada trend haline gelen, Gazi Meclisin yegane milli partisi olan MHP’nin kimi zaman cahilce kimi zaman maksatlı olarak yıpratılmaya çalışılması meselesine kayıtsız kalmama arzusudur.

Terör dışındaki tek gündemimiz olan Anayasa görüşmeleri kapsamında MHP liderinin tavrı gerek içeride gerekse dış mahfillerde konu edilince liderin ne yapmak istediğini anlamaya çalışmak gerektiğine inandım. Böyle esrarengiz olayların elbette entelektüel felsefe sohbetlerinin ötesinde reelpolitik muhtevaya sahip olduğu bilincindeyim. Ancak MHP liderinin gizemli tavırlarının da onun konuşmalarına yansıyan felsefi derinliklerle güzelleştiğini fark ettim.

Kendisine sorulan soruya cevaben yasalarımızın Anayasa değişikliği oylamalarının gizli yapılmasını esas aldığını ve bu çerçevede partisinin milletvekillerinin hür iradeleri ile oy kullanabileceklerini söylemesi aslında MHP liderinin “İnsan” kavramı üzerine felsefi bir bekraunda ve derin bir inanca sahip olduğunun göstergesiydi. Aslında hareketin yıllardır süren baskı ve entrikalara göğüs gerip tarihin tozlu sayfalarında kaybolmaya direnmesinin temelinde bu renklilik ve demokrasi anlayışı yatıyordu.

Kimi zavallılar, grubuna sahip olamamakla suçluyor, kimi aklı evveller de rakibine hizmet ettiğini iddia ediyor olsa da insan tanımına vakıf olanlar aslında ne demek istediğini gayet iyi anlıyordu. Milli davasında hiç eksen kaymasına gitmemiş olan Sayın Bahçeli siyasi yaşamı boyunca olayları asla kişiselleştirmemiş ve kendisine bayrak açanları gene kendi elleri ile aday listelerinin en kıymetli yerlerine yazabilmiş bir efsane liderdir. O’nun oylama öncesi ve sırasındaki tavrı sadece yaratılana olan hürmeti gereğidir.

Belki de tasarı hakkında gerek halka gerekse sayın vekillere geniş kapsamlı açıklamalar yapamamasının temelinde devletin korunması gereken bilgi ve kararlarının deşifre olması endişesi yatmaktadır. Aksi takdirde pek ala kara tahtanın başına geçip tane tane olayları anlatır ve tüm tabanı bir hedefe yönlendirebilirdi. Anlatılmaz yaşanır cinsten olayların göbeğinde vatan müdafaası yaptığını rakibi dahi itiraf etmekte iken acımasız tenkit ve ithamların sahiplerinin bir defa daha düşünmesi gerekmez mi?

Peki, rakip ne yapmaktadır?

Ülkeyi getirmeye çalıştığı “tek-tip” insan projesi sevdasıyla oylamada milletvekillerinden oylarını açık kullanmaya zorlamaktadır. Bu baskı sonucu da daha ilk oylamada AKP’li milletvekilleri kendi renklerini ve renkli kişiliklerini oylarının rengine kurban vermek zorunda bırakılmıştır. Aslında AKP’nin üst aklı, böyle davranarak sadece yasaları çiğnemekle kalmamış, insan şeref ve onurunu da ayaklar altına almıştır.

Açık oy kullanma talimatıyla kendi milletvekillerine güvenmediğini göstermiş ve siyasi tarihimize utanç kareleri armağan etmiştir.

Renksizliğin egemen olduğu AKP, zıddiyet manasını kaybetmiş ve liderinin Firavunlaşması yolunda mesafeler kat etmiştir.  Halka uyguladığı baskı ve zulmü kendi unsurlarına da yöneltmiş ve tek-tip vekil oluşturma hevesine düşerek bütün bir demokrasi âlemine karşı gülünç duruma düşmüştür.

Bütün bu vehametin tek suçlusu elbette AKP’nin üst aklı değildir. Milletin oyları ile milletin Meclisinin üyesi olma şerefine nail olmuş AKP’li vekillerin hiç mi suçu yoktur? Elbette bu kanunsuz emre veya beklentiye üzerine yemin ettiği yasalar gereği karşı koyabilirlerdi. Nasıl ki 2003’te tezkereye hayır diyerek milli bir vazifeyi idrak etmenin gurur ve onurunu yaşadılar bu gün de oylarının rengi ne olursa olsun hür iradeleri ile yasaların emrini yerine getirebilirlerdi.

Belki de iktidara sahip olan partinin temel sorunu baskı ve tek-tipleştirme sorunundan çok,  yalakalık ile biat kültürünün harmanlanması sonucu oluşan çöp yığınlarının insana, doğaya ve diğer canlılara verdiği zarardır.

Allah’ın kendisine lütfettiği hür iradeyi, başka bir beşeri akla ipotek etmenin, Allah’ın yarattığı mükemmel varlığı Esfel-i Safilin seviyelerine indirmekten başka bir anlamı yok iken, makam, mevki ve madde uğruna yapılan biatların ve yalamaların vekaletini aldıkları millete de ihanet anlamı taşıdığını birileri göremediler.

Yaşamı ölümden ayırmayan ve maddenin peşi sıra koşmayan bu yüce milletin her türlü saldırıyı, acıyı, zulmü ve hatta tehciri tebessüm ile karşılayıp, kınayanın kınamasına aldırış etmeden Allah yolunda  mücadele ettiğini kimileri anlayamadılar.

Bir gün ve yakın bir gün bu milletin emaneti ehline verme hususundaki yanılgılarından kurtulacağını ve verdiği vekaletin hesabını soracağına akıl erdiremediler.

Firavunlaştırdıkları liderlerinin bu gün ak dediğine ak, yarın kara dediğine kara demeyi yalakalığın zirvelerini solda sıfır bırakırcasına meleke edinenler,  ilahi sorguda ne cevap vereceklerini hesap etmediler.

Oysa Firavun’u ilahlaştıran olgu, O’nun Allahlık iddiası değildi. Çevresindeki yalakaların O’nu ilah olarak tanımalarından ötürü Firavun Firavun oldu. Musa’nın isyan asasını yere çalmasıyla açılan hakikat denizinde hür akıl ve vicdan sahibi olmak veya Kıpkızıl denizlerde Firavun ile birlikte boğulmak… Seçme hürriyetini yaratan genlerine işlemiş insanoğlunun.

Yalakalığın, soytarılığın ve dalkavukluğun kitabını yazmaktan haz duyanlar için yazımızı çok bilinen bir fıkra ile bitirelim ki, kâmil insan olmayı tercih etmenin imkânsız olmadığını okurlarımızın tebessüm içinde baş sallamaları eşliğinde tefekkür edebilsinler:

Padişahın biri patlıcanı çok severmiş.

Ne zaman ‘şu patlıcan musakkaya doyamıyorum’ dese,Dalkavuğu atılırmış;

‘Aman Padişahım, siz söyleyince ağzımın suyu aktı, akşam olsa da yesek’ dermiş.

Padişah ne zaman imam bayıldı dan söz etse, Dalkavuk, ‘nefis bir tad, insan yemeye doyamıyor’ dermiş.

Padişah hangi patlıcan yemeğinden söz etse dalkavuk patlıcanı göklere çıkarırmış.

Gel zaman git zaman padişah patlıcandan usanmış.

‘şu patlıcan musakkanın neresini beğenirler de yerler’ dediğinde Dalkavuk hemen atılmış:

‘Aman padişahım bu musakkayı yasaklamak lazım’

Padişah başka bir gün; ‘insanları anlamıyorum, çok güzel salata çeşitleri varken patlıcan salatası yiyorlar’ dediğinde Dalkavuk, ‘Padişahım bu insanlarda damak zevki yok. En iyisi patlıcan ekimini yasaklayalım’ demiş.

Tüm bu konuşmaları duyan birisi Dalkavuğa sormuş: ‘Yahu sen bir zamanlar patlıcanı över göklere çıkarırdın. Şimdi kötülüyorsun. Bu ne iş’

Dalkavuk hemen yanıtlamış: “Bana bak birader, Ben patlıcanın değil, Padişahın dalkavuğuyum”

 

 Abdullah ERGUN

 

 

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER