Asikurtlar©

İnsanlığın Ölümü ve Brüksel

İnsanlığın Ölümü ve Brüksel
21 Mart 2016 - 19:59 'de eklendi ve 4015 kez görüntülendi.

 

 

İstiklal Caddesindeki canlı bombanın siyasi menşei veya saldırıda ölenlerin kimliği, bizim terör eylemleri karşısındaki net duruşumuzda bir değişiklik yaratmıyor.
Ancak beynimizin olağanüstü şartlar nedeniyle yüreğimizdeki acı eşiğini yükselttiği de bir gerçek. 1960’lardaki destancıları hatırlıyorum.

Matbaalardaki artık boyayla basılmış olduğu hemen anlaşılan üçüncü hamur kâğıt haber bültenlerini 10 kuruşa satarak bir tür amme hizmeti veren destancılar, herhangi bir sebeple öldürülmüş bir masumun hikâyesini birkaç gün içinde bütün Türkiye’ye yayarlardı.

Kaçırılıp öldürülmüş bir çocuğun veya suçsuz yere katledilmiş bir yetişkinin acıklı öyküsüne bütün Türkiye’nin ağladığı günlerdi.
İster “kanıksama” ister “yozlaşma” ister “insanlıktan çıkma” deyin can kayıpları konusunda eski toplumsal hassasiyetlere sahip değiliz.

Canına eskisi kadar değer vermediğimiz “insan”ın şahsiyetine, özgürlüğüne ve demokratik haklarına eskisinden daha çok saygılı olduğumuzu iddia etmemiz ise dürüstlük değildir.
Türkiye çapında insana verilen değerin azalmasında, hızlı kentleşmeyle gelen kültürel değişim, komşuluk ilişkilerinin bozulması, İstanbul’daki “Kozmopolitik soğukluğun” medya vasıtasıyla “popüler insan tipi”ne hâkim olması gibi faktörler etkili olmuştur.

Bununla birlikte 14 Temmuz 1959 Kerkük katliamıyla başlayan ve Kuzey Irak üzerinden yurda giren “ideolojik ve etnik sebeplerle adam öldürme” eylemleri de Türk’ün “insan canı” hakkındaki hassasiyetini günden güne azaltmış ve köreltmiştir.
1975’le 80 arasında günde yaklaşık olarak üç – dört gencin öldürüldüğü bir Türkiye’de, 60’lardaki gibi okunacak bir insanlık destanı kalmamıştır.

Sonra 80’lerde “Amerikan kültürünün pompa istasyonu” gibi çalışan Televizyon dizileri ve Sinema filmleri “cool” insan tipini daha da yaygınlaştırmıştır.
Aynı yıllarda liberal kapitalizme yelken açan sistem tarafından önerilen “dünya yansa işime bakarım” düşüncesindeki “birey” kimliği de “kendi yaşam alanının dışındaki olaylardan ruhen etkilenmemeyi marifet sayan” bir anlayışla inşa edilmiştir.

Bütün bu süreçler, 1978’den itibaren, dünyanın en kolay cana kıyan terör örgütlerinden biri olan PKK’nın yaptığı kanlı eylemlerle beraber yaşanmıştır.
PKK’nın eylem yaptığı kültür ortamında “marabalık” adı altında canına fazla değer verilmeyen köle kültürünün etkin olması, PKK’yı Avrupalı benzer örgütlerden çok uzağa savurmuş, Kızıl Kmerler gibi Asyalı kan dökücülere yaklaştırmıştır.

Bunun yanında Afganistan, Bosna, Çeçenistan, Irak, Libya ve nihayet Suriye gibi komşu ülkelerde yaşanan insanlık dramları yüreklerdeki insani hassasiyetleri ortadan kaldırmasa da “acı eşiğimizi” tepe noktasına çıkarmıştır.
Ülkücülerin bütün bu süreçleri, bir kültürel koruma kalkanı işlevi gören ideolojik bir inatla geçirmiş olması, içinden insanlık aşı içilen o “kutsal kâse”nin henüz kırılıp yok olmadığını gösteriyor.

Bizim teröre tavizsiz bir şekilde karşı oluşumuz, insan canına herkesten fazla kıymet verişimizdendir.
Anayasa, Siyasi Partiler Yasası ve Dernekler Kanununa göre kendi milli sınırlarımız içinde faaliyet gösteren MHP, Ülkü Ocakları gibi siyasi müesseselere sahip olduğumuza göre bu insani hassasiyetimizin “Milliyetçilik” olarak tecelli etmesinden daha doğal bir insani netice olamaz.
Dolayısıyla bizim Milliyetçiliğimiz, zamanın “vahşileştiren” etkisine karşı fikirle direnerek sıcak yüreğimizde yaşattığımız “İnsan sevgisi’nin hukuka ve reel politiğe uygun bir pratiği”dir.
Gelelim Brüksel’e…

Havuz medyasının, muhtemelen 3 Milyar avroluk tarihi rüşvetten hareketle “işte zaferin fotoğrafı” diye verdiği haber, aslında 28 AB üyesi ülkenin kendi aralarında aldığı kararın Türkiye’ye onaylatılmasından ibarettir.
Anlaşmaya göre:

1- 20 Mart Pazar gece yarısından sonra Yunanistan’a ulaşan mültecilerden sığınma başvuruları reddedilenler Türkiye’ye geri gönderilecektir.
2- Bunun karşılığında da Avrupa Birliği ülkeleri, Türkiye’den (kalifiye) mültecileri (seçerek) kendi ülkelerine alacaklardır.
3- Anlaşmayla Türkiye’yle mali destek sağlanacak ve AB’yle tam üyelik müzakereleri hızlandırılacaktır.
4- AB kaynaklarına göre bu sayı, “72 bin”i aşmayacaktır. Kaynaklar, Türkiye’ye dönen göçmen sayısının bu rakamı geçmesi durumunda ise mekanizma devre dışı bırakılacaktır.
5- Türkiye’den Yunanistan’a geçen tüm yasadışı göçmenler 20 Mart’tan itibaren geri dönmeye başlayacaktır.

Bu anlaşma, içinde Türkiye’nin “devlet” vasfının tartışmaya açılmasından Suriyelilerin “insan” özelliğinin sorgulanmasına kadar pek çok tarihi skandalı içinde barındıran bir anlaşmadır.
Türkiye’den “seçerek” adam almak, Türkiye’yi Afrika’daki bir sömürge gibi görmek, bir tür “köle istasyonu” muamelesi yapmaktır.
Tarih, insan hayatını “diplomatik malzeme” olarak kullanan sözde Müslümanları, insanları yurdundan eden zalimlerle birlikte elbette yargılayacaktır!

Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER