Asikurtlar©

İhanet, Suç ve Ceza!

İhanet, Suç ve Ceza!
02 Eylül 2016 - 18:58 'de eklendi ve 4044 kez görüntülendi.

 

 

Bugünlerde Silivri ve Sincan’da yaşanan dramın ilk sahnesi, muhtemelen iki komşu arasında geçen şu sohbetle başlamıştır:

“Çocuğu dershaneye yazdıracağız ama pahalı diyorlar!.. Çok da başarılı…
“Biz geçen yıl şeye verdik, kız erkek ayrı, çok da sıkı tutuyorlar!..”
“Hani kötü diyorlardı? Subay filan yapmıyorlarmış! Benim zaten başım örtülü…Çocuğu bir de orada fişlemesinler!..”
“Olur mu? O eskidendi… Hükümet değişti şimdi… O işler de tersine döndü… Bizim çocuğun arkadaşları hep askeri liselere girdiler, devlet okutuyor şimdi bedava!..”
“Bedava!.. Bedava!..”
Şehrin belli semtleri dışında bu sihirli sözcüğün yankılanmadığı yürek yoktur Anadolu’da…
Liberal kapitalizmin bireysel rekabet yıllarında fakir ailelerdeki eğitim işleri genellikle annelerin omuzlarına kalmıştı.
Babalar, “bizim zamanımızda dershane mi vardı?” edebiyatına devam ederken, konudan komşudan maarifin acı gerçeklerine vakıf olan annelere düşmüştü bu angarya da…
Otuz yıldır varoşların çocukları, anneciğinin zoruyla, okudu bu ülkede, pazar parasından, mutfaktan, dişten tırnaktan artanla…
Kimi anne temizliğe gitti. Kimisi göz nurunu ipliğe döküp, dantel sattı çeyiz dükkânlarına…
“Aman oğlum okusun da bizim gibi sürünmesin!..” diye!..
Analar, cemaat filan bilmezdi. Samanyolu TV’de de iki tane nur yüzlü dede gördü mü çocuğunu emin ellerde hissederdi.
Metalci olmamıştı oğlu, satanist olmamıştı, kafayı jöle kavanozuna daldırıp kafelere takılmamıştı.
Alkolü yoktu, sigarası yoktu!.. Aha işte namaza da başlamıştı. Hükümet, bundan iyi adam mı bulacaktı!..
Oğlan eve tek kuruş masraf olmadan subay çıkacaktı; hayatı kurtulacaktı!..
Eve mektup gelmişti dershaneden…
“Çocuğunuz deneme sınavından % 75 burs kazandı. Doküman masrafı gibi bir şey ödeyeceksiniz, biz çocuğu hemen kampa alacağız eksikleri var!..”
Bu yatılı, kamplı, teferruatlı dershanelerin çocukları, genellikle kendi imkânlarından umudu kesmiş ailelerin, sokakta terlemesine bile kıyamadıkları akıllı uslu çocuklarıydı.
Bunlar: “Elinde avucunda bir şey yok kardeşim!.. İşte artık senin oğlun hizmetin malıdır!” diye, hani Alman hükümetinin iyi bakılamayan çocuklara el koyması gibi gasp edilen çocuklarımızdı.
Bunlar, devletin de sahip çıkamadığı, hatta “dindar nesil yetiştireceğiz” diye kendi eliyle cemaatlerin kucağına ittiği çocuklardı!
Dersin kalitesi hakkında en ufak bir malumatı olmayan, sarı torpilli, masa kafalı müdürlerin yönettiği okulların yetersizliği, 2000’lerde memleketi, dershaneler cenneti yapmıştı.
En iyi çalışan, en yüksek imkân sunan dershaneler de bu cemaate bağlı kurumlardı.
Bankası olan, matbaası olan, yayınevi olan, bilişim merkezi olan, hükümeti, başbakanı, Milli Eğitim Bakanı olan bu adamlarla, küçücük öğretmen kurumları nasıl başa çıkacaktı?
2000’lerin ikinci yarısında bu şartlardan bağımsız, orta ve yüksek gelir düzeyine sahip aileler de cemaat kurumlarını tercih etmeye başladılar. Kurumlar, artık kendisini ispat etmişti.
Zeki fakir çocuklarından derece, şampiyonluk ve reklam çıkıyordu.
Yeni zengin sınıfın tembel çocukları da şampiyon çıkaran kolejlere gayet güzel sermaye oluyordu!
17 Aralık 2013’e kadar bu dershaneler, Başbakandan, Cumhurbaşkanından, Yasamadan, Yürütmeden ve Yargıdan… Hatta Diyanetten ve Ulemadan referanslı kurumlardı!..
Hangi annenin mahzun yüreği bundan yana en ufak bir kaygı duyacaktı?
Hangi baba çocuğunun kulağına eğilip de: “aman oğlum!” diye başlayan cümleler kuracaktı?
Hangi abi kardeşini uyaracaktı?..
Çocuk zaten lise ikide evin eğitim düzeyini aşmış; ilmihal ötesi mevzulara dalmıştı.
% 50’lik tesettür ikliminde uzun zamandır her şey ilk kez bu kadar güllük, gülistanlıktı!..
Şimdi bugüne geliyoruz. 15 Temmuz’da iki Harp okulu öğrencisi, Köprüde linç edilerek öldürüldü. Yüzlercesi içeri alındı, sonra bir kısmı bırakıldı.
40 yıllık siyasi körlüğün sonucunda yaşanan 15 Temmuz gecesinin o karanlığında 20 yaşındaki gençlerin akı karadan ayırmalarını beklemek sadece vicdansızlık değildir!
Tam tersine, bu hoyratlık, bu sistem kurbanlarını, devletine küskün, milletine soğuk, vatanına uzak, şaşkın ve yaralı insanlar haline getirecektir.
Evlatları, 15 Temmuz’da “tatbikata” diye yola çıkarılan ailelerin haklı çığlıklarına kulak verin!
Yapılması gereken en mantıklı iş, ailelerle helalleşerek çocuklarını onlara zimmetlemek, annelerine emanet etmektir!
İstenirse bu çözüme “muhakeme tecili” gibi bir yöntem bulunabilir.
Çünkü o çocukları bu noktaya getiren Dershanelerin ve Kolejlerin çalışma ruhsatını:
1- Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü,
2- Maliye Bakanlığı İl Vergi Daireleri,
3- İl Bayındırlık Müdürleri,
4- Belediyeler vermiştir.
Her iki yılda bir 4 ayrı kurum tarafından 250 noktadan denetlediğiniz bu kurumlar eğer hain ürettiyse; “ihanet, suç ve ceza” fazla uzakta değildir!
Aradıklarınızın üçü de memleketin yaralı kalbindedir!
Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER