SON DAKİKA

İHANET PROJESİNİN ÜRÜNÜDÜR

Bu haber 12 Ekim 2012 - 19:47 'de eklendi ve 16 kez görüntülendi.

İsmail Özdemir

 

Diyarbakır Emniyet Müdürü olan çok muhterem (!) beyefendinin yaptığı açıklamalar geride bıraktığımız hafta ülkemiz gündeminin ana maddeleri arasında yerini aldı. Bu beyefendiye göre Türkiye’de bulunan herkes, bu vatanın ve yüce milletin bölünmez bütünlüğüne karşı kahpece saldırılar düzenleyen, güvenlik güçlerini, kamu görevlilerini masum sivil vatandaşları şehit eden ve hatta kundaktaki yeni doğmuş bebeği bile hunharca katleden eli kanlı katillere üzülmeliymiş! Dahası, dağdaki teröriste ağlamayan insan da olamazmış!

Bu görüşü savunan zat, terörle mücadelede etkin görev alan yada alması gereken isimlerden biri. Ancak gelin görün ki o da AKP’nin “mücadele mi yoksa müzakeremi” sarmalının içerisinde benliğini kaybetmiş bir isme benziyor. Aslına bakarsanız da kaybolmaktan öte bir görev üstlenerek bu açıklamayı kasıtlı bir şekilde yapmıştır desek yanılmış olmayız.

Neden mi sorusuna geçmeden önce AKP’nin ihanet projesi olan açılım ve sözde Kürt sorununda kimi, neyi örnek aldığını hatırlatmak isterim. Bu konu AKP’liler ve bizzat başkan tarafından da daha önce birçok kez dillendirilmişti. Onların belirttiğine göre sözde Kürt sorunun çözümü için kendilerine rehber olarak seçtikleri metot İngiltere eski Başbakanı Tony Blair’ın, IRA konusunda izlediği politikaların genelidir. Zira bunu defalarca kez Başbakan Erdoğan ile birlikte birçok AKP yanlısı yazarlar telaffuz ettiler. İhanet projesi olan açılıma çözüm olarak ortaya konulan “demokratik” yöntemin İngiltere’de olduğunu vurgulayıp, gerçekte Türk Milleti’nin terörle yaşadığı sorunun çözümünü başka diyarlarda arayıp, yada önlerine sunulanı doğrudan alıp uygulamaya koydular. İşte Diyarbakır Emniyet Müdürü’nün yaptığı ahlaksız çıkıştaki temelde yatan amaçta burada saklıdır.

Bakın Tony Blair, Nisan 2012’de Türkçe yayınlanan ve siyasi geçmişinde yaşadığı tecrübeleri ile anılarını paylaştığı kitabında “Kuzey İrlanda’da Barış” başlığı adı altında vermiş olduğu çözüme dair önerilerini sıralarken, süreç içerisinde izlenecek yollardaki başlıklardan birinde, 6. sırada sunduğu bölümde ne diyor: “Anlaşmazlığı çözmenin bir sonuç değil, bir yolculuk, bir süreç olduğunu idrak etmek. İki taraf da geçmişi arkada bırakma konusunda ağır davranır. Bir anlaşmazlık sadece şiddetle tanımlanan bir fikir ayrılığı değildir. Onun bir tarihi vardır, o gelenekleri, adetleri ve doktrinleri olan bir kültür yaratır. Anlaşmazlığın bir bedeni olduğu gibi, bir zihni ve ruhu da vardır. Uzun sürer, derindir.

Bütün bunları değiştirmek, muazzam bir hırs ve yoğun iç gözlem gerektiren bir girişimdir. İnsanlar değişir ama aynı zamanda yollarından da dönmek istemezler. İlerlemenin olması için “yolların düzensiz” olması gerekir…

İki taraf da birbirlerinin acılarını nadiren görür. Tanıdığım en ilerici İsrailliler bile, bir kontrol noktasında ailesinin gözleri önünde üzeri genç bir İsrail askeri tarafından aranan orta yaşlı bir Filistinlinin hissettiği aşağılanma duygusunu zor anlar (ve o askerin genelde nazik olmadığını da düşünün). Filistinliler bir İsrail saldırısında ölen masum Filistinliler için yas tutar ama bir intihar saldırısında ölen İsrailli çocuğun ailesine sempati duymakta zorlanır.

Bu süreçte barışın bir an için de olsa görüneceğini düşünmek hata olur. Barışın olgunlaşması, uyuşmazlık köklerinin yerinde kendi köklerini saklaması, farklı davranışların şekillenmesi ve etkilerinin görülmesi için zamana ihtiyaç duyulur.

Barış sürecinde bunun anlamı şudur: Her iki tarafı da, diğerinin tereddütlü adımlarının kötü niyetten ya da barışla ilgili fikrinin değişmesinden kaynaklanmadığını, bunların yaşadıkları deneyimin doğal sonuçları olduğu konusunda ikna etmeye çalışmalısınız. Bu, anlaşmazlığı çözmenin kaçınılmaz özelliğidir.”

Tony Blair’in vermiş olduğu önerileri arasındaki bu örnek Diyarbakır Emniyet Müdürü’nün yaptığı açıklamaların arka planında yatan gerçekliği tüm çıplaklığı ile ortaya çıkarmaktadır. Dolayısıyla açıkça ifade etmek gerekir ki, Emniyet Müdürü’nün “empati” çağrısında bulunması AKP’nin ihanet projesi olan Kürt açılımı içerisinde hayata geçirilmeye çalışılan politikaların başlıklarından birisidir. Böylesi bir açıklamayı Başbakan Erdoğan yada bir başka AKP’li Bakan, Milletvekili veya parti yetkilisi yapmış olsaydı şüphesiz ki AKP bunu altından kalkamazdı. Kim ne derse desin, tepkiler çığ gibi büyürdü. Onun için bu türden bir açıklamayı yaparak, kendilerinin yaratacağı etkiyle eşdeğer bir etki oluşturabilmek amacıyla terörle mücadele de önemli görevlerden birini üstlenmesi gereken Diyarbakır Emniyet Müdürü’ne açıklamayı yaptırarak, ellerinde bulunan ve etki alanı son derece geniş olan yandaş basın ve medya sayesinde konunun ülke gündemine oturması sağlanmıştır. Özellikle aynı Emniyet Müdürü’nün geçmişte istihbarat biriminde teröre karşı mücadelede etkin görev alarak çalıştığı bilgisinin yapılan haberlere eklenmesi, sanki bu sorunun içinde olan bir “uzmanın” görüşleri olarak kamuoyuna servis edilmesi de dikkatlerden kaçmamıştır.

Siz Başbakan’ın Emniyet Müdürü’nü meclis grup toplantısında sözde ağır bir ifadeyle eleştirmesine bakmayın. Hele hele eleştirilerini sürdürdükten sonra “Bunun adı milliyetçilikse, evet ben milliyetçiyim” sözlerine de sakın aldanmayın.

Zira Diyarbakır Emniyet Müdürü yaptığı açıklamalar ile toplumun işinde gücünde olan, evine ekmek parası götürmenin derdinde olan kalabalık nüfus kitlesini etkilemek derdine düşerken, Başbakan Erdoğan’da geçmişte ağır hakaretler ettiği milliyetçileri unuturcasına “bende milliyetçiyim” açıklamasını yaparak düşünen, aklı başında olan, Türk Milleti’nin bölünmez bütünlüğünden yana tavizsiz duruş sergileyen başta Türk Milliyetçileri olmak üzere diğer kitlenin tepkisini hafifletmenin hesabını yapmıştır.

AKP’nin kendince kurnaz bir şekilde sergilediği tiyatronun altında yatan gerçek işte budur. Terörle müzakere koşullarının olanca hızıyla devam etmesini sağlamak için kullanılan figüranlar farklı olsa da amaç ve hedefte değişen hiçbir şey yoktur. Bu amaç ve hedef içerisinde de Türkiye’nin özerk bölgeler yada federasyon adı altında bölünmesi yatmaktadır. Oslo’da teröristlerle yapılan “müzakerelerde” konuşulanlar arasında ki ana hedefte yatan da bu değilmiydi? Yoksa Başbakan Erdoğan neden terörist başı ile %95 oranında bölgeye ve ülkeye aynı vizyonda olsun?

Kendilerine İngiltere’nin IRA örneğini rehber edinenler ne yazık ki bir gerçeğin farkında değiller. IRA birçok yerden değil sadece bir yerden beslenen ve dış lobisi de yine yalnızca tek bir ülkede bulunan bir terör örgütü iken, PKK’nın yaklaşık 26 ülke tarafından bizzat desteklendiği ve yine birçok ülkede de faaliyet gösterdiği bilinirken, aynı yöntemi alıp uygulamaya koymanın akıl ve mantıkla açıklanabilecek hiçbir izahı bulunmamaktadır. Kaldı ki IRA dediğiniz örgütün eylemleri PKK’nın eylemlerinin yanında solda sıfır kalır. Bir başka açıdan, bugün PKK’nın varlığını sağlayan Ortadoğu’daki karmaşıkların ta kendisiyken ve AKP’de bu karışıklığın mimarı olan ABD’nin BOP projesinin eşbaşkanı olarak, bölge ülkelerinin etnik ve mezhep temelli ayrışmasına öncülük ederken, PKK’nın bu yöntemlerle bitirilmesinden ziyade amacına ulaşarak Türkiye’nin bölünmesini sağlayacağını aklı başında ve olan biteni biraz olsun gören insanlar için hiçte zor bir şey olmamaktadır.

AKP var gücüyle Türkiye’nin PKK’ya teslim olması ve Barzani önderliğinde kurulması arzulanan sözde Kürt devleti için çalışırken sinsice “Türk Milliyetçiliği” sözlerini söylemeye, kavramlarını kullanmaya başlamasına herkes dikkat etmelidir. Başbakan Erdoğan çıkıp “Bende Türk Milliyetçisiyim” diyebilecek en son kişi bile değildir. Buna dikkat edilmelidir.

Sahi Dış İşleri Bakanı Davutoğlu “Türk Milliyetçiliği ile hesaplaşmanın vakti geldi” dememişmiydi? Türk Milliyetçiliği’nin bu ülkedeki en büyük düşmanı olan isimler bugün nasıl olurda Türk Milliyetçisiyim derler diye düşünmeyin. Bunlarda her yol var…

Bu konuyla ilgili görüşlerimizle alakalı aksini iddia edenlerin ve samimi olanların MHP ve Türk Milliyetçileri’nin Lideri Devlet Bahçeli’nin “Diyarbakır Emniyet Müdürü görevinden alınmalıdır.” çağrısına kulak vermesi gerekir. Zira teröriste ağlamayanın insan olamayacağını iddia eden Emniyet Müdürüyle ilgili kamuoyundaki yaygın kanaat de bu yönde şekillenmiştir.

Ancak AKP iktidarının böylesi bir adım atacağını düşünmüyorum. Zaten bu açıklamaların yapılmasını planlayanlar kendileri olduğu için MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin çağrısına kulak verecek cesaret ve samimiyet kendilerinde bulunmamaktadır.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.