Asikurtlar©

İftira Seviyesi!

İftira Seviyesi!
20 Nisan 2016 - 19:17 'de eklendi ve 4178 kez görüntülendi.

 

 

Akşam bir televizyon ekranından yine iftiraya maruz kalmış bir insanın feryadı yükseliyordu:

“Yine” diyorum, çünkü bu Celal Adan’ın uğradığı ilk iftira değil. Geçen yıl da benzer bir hadise yaşanmış; adına açılan sahte bir hesaptan Devlet Bahçeli’yi istifaya davet eden tweetler atılmıştı.
Bu yazıdan Celal Adan’ın haberi yok. Hiç kimsenin haberi yok.

Ortadoğu yazarları, dünyanın en özgür yazarlarıdır. Onların yüreğinde ne sermaye-patron kaygısı, ne de “sahibinin sesi” baskısı vardır.
Bizim kalemimizi kuvvetlendiren, bize enerji veren güç, Ülkücü irademizdir. Kelimelerimize yön veren, cümleleri kısıtlayan yegâne amil ise vicdanımızdır.
İşimiz gücümüz kafa kafaya verip, haber üretmek değildir yani… İftiradan ise Allah’a sığınırız.

Adı MHP’yle anılan yazarlar, Ülkücü hareketin mazisine ve geleceğine layık olmalıdır.
Bu yüzden hata yapmamak için kılı kırk yararız.
Hem bizi, hem de bize saldıranları takip edenlerin aramızda bir denge kurmaya çalışırken atladığı gerçek budur.

Biz, resmi sorumluluk kaygısıyla dilimize çelik iskelet döşemişken; karşı tarafta dilin kemiği yoktur!
Bazı haber sitelerinde göze girme hırsıyla yalanın, dolanın, iftiranın, hakaretin, küfrün bini bir paradır!

12 Eylül 1980’den sonra Mamak’ta MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası başladığında biz Dil Tarihliler olarak, birkaç çeşit faaliyetle teşkilat gücümüzü korumaya çalışmıştık.
Üç kişinin yan yana gelmesinin yasak olduğu günlerde gizli gizli Kızılay’daki Avukatlar bürosuna gider, evrak tasnifine yardımcı olurduk.
Heyecanın epeyce azaldığı günlerde “Mamak’a gidecek” diye aidat toplamak, en zor işlerdendi. Mütevazı öğrenci evlerimize adını bile sormadığımız “kaçaklar” gelir giderdi.

Bize en çok heyecan veren faaliyet ise Mamak’a gitmek, nizamiyede sıra beklemek ve işkenceden geçen Ülküdaşlarımıza moral vermek ümidiyle mahkeme salonlarına girmekti.
İstanbul davası, Genel Merkezle birleştirilmiş, DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler’in öldürülmesi gibi bazı idamlık davalar, Mamak’ın barakalarına getirilmişti.
Ben Celal Adan’ı ilk kez orada gördüm. Uzaktan, ense tarafından…

Askeri yargıç, Alparslan Türkeş’le cinayet arasında bir ilişki kurmaya, MHP’yi buradan vurmaya çalışıyordu.
Çünkü bu büyük saldırı, MHP’li Bakan Gün Sazak’ın 27 Mayıs 1980’de şehit edilmesinden sadece iki ay sonra yaşanmıştı.
Düz mantıkla kurulan “misilleme” şüphesi, bir iki gencin “konuşturulması” halinde 12 Eylül’ü meşrulaştıracak ve MHP’yi mahkum edecek bir senaryoya dönüşebilirdi.

Ancak ne o gün bizim dinleyici olarak katıldığımız mahkemede ne den ondan önceki ve sonraki hiçbir işkencede bir tane Ülkücü bile Başbuğunu satan, teşkilatına iftira atan bir ifade vermedi.
Bizim bugün bu bayrağı şerefle taşımamızda, 12 Eylül’de işkenceye direnen “Ülkücü duruş” birinci derecede etkilidir.
İşte benim 1980’de Mamak’ta tanıdığım Celal Adan da bu dik duruşun sahiplerindendir.

Ondan sonra da geçen yıl bir iki kez Genel Merkezde karşılaşıp, yazılarım hakkında ayaküstü sohbet etmişliğimiz vardır.
Ülkücü, dedikoduyu, iftirayı, vefasızlığı, gözünün üstünde kaşın var demeyi, öküzün altında buzağı aramayı sevmez.

“Ahde vefa” ise Ülkücünün ikinci adıdır.
Eğer Celal Adan, o günlerde İstanbul’da verdiğimiz pek çok şehit gibi vurulup toprağa düşmüş olsaydı, bugün Ocaklarımızın duvarını veya sosyal paylaşım sayfalarımızı süsleyecekti.
Akşam onu, bir sözü üzerinden yapılan çarpıtma haber, atılan bir iftira karşısında ekranda haykırırken gördüm. Mamak’taki işkence karşısında bu kadar bağırmadığından eminim!

Ne oluyor bize?
Bırakın zamanında davanın çilesini en ön saflarda çekmiş bir Ülkücüyü, bir MHP Genel Başkan Yardımcısının Ülkücülere asla böyle bir kelam etmeyeceğini göremeyecek kadar gözümüzü karartmamamızın sebebi nedir?
1987’de Başbuğ, Şentepe’de ilk MÇP mitingini yaptığında “12 Eylül bize bir şey yapamadı; işte yine meydanlardayız!” diye düşündüğümüzü hatırlıyorum.

İnsan iradesini “uyutarak” by pass eden kronik etki, insanın direnerek karşıladığı darbeli olaylara göre daha uzun bir zamanda sonuç verir.
Ama bu etki, kurbağanın yavaş yavaş kızarması gibi “sinsi ve kalıcı”dır.

Sakın 12 Eylül bizi yavaş yavaş vurmuş, sistem ağır ağır zehirlemiş ve birbirimize düşman etmiş olmasın?

Baştan sona iftira olduğu belli olan çarpıtma bir yorumla, dün ölümüne satmadığı Ülküdaşlarına bugün küfretmekle suçlanan Celal Adan, ekrandaki işkenceye isyan ederken bunlar geldi aklıma!..
Sebebi ne olursa olsun “bu kalitesiz haberciliğe mahkûm muyuz?” diye düşündüm.

Sadece işkencelerin bizden alamadığı “Ülküdaşlık hukuku”nun bu inter-nefret ortamlarında paramparça edilmesine kızmadım.
İçine çekildiğimiz bu “iftira seviyesi”ne karşı elimden bir şey gelmediği için üzüldüm!..
Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER