SON DAKİKA

İdeolojik Kansızlık ve Tedavisi

Bu haber 01 Nisan 2015 - 19:16 'de eklendi ve 4 kez görüntülendi.

Osmanlı Devleti, sosyolojik bakımdan çok uluslu, hukuksal açıdan ümmetçi, kutsal siyasi misyonu nedeniyle de Türklerden sürekli fedakârlık bekleyen askeri bir devletti.
Türkler, ticaretten ve sanattan kopuktu; Türkler askerdi, Türkler memurdu; Türkler ölümüne sadıktı!.. Ama Türklerle sarayın arası genellikle bozuktu.
Türkler gaziydi, Türkler şehitti, Türklerin vergisi, haraca göre iki puan eksikti; ama Türkler hem fakirdi, hem garipti, hem de icabında sürgündü!..
Halkın % 90’ının köylerde yaşadığı yüzyıllar boyunca devlet, köylünün gözüne, kazadaki “Arapça bilen Kadı” olarak görünmüştü. Bu acayip durum, halktaki kimlik kompleksini daha da güçlendirdi.
Türklerdeki hakimiyet duygusunun uzun süre törpülenmesi, Türklerde bir köylü ve Yörük tedirginliği meydana getirdi.
Bu sosyal karmaşa, kıtlıklar, savaşlar ve toprak kayıplarıyla birlikte bir karakter çözülmesine neden oldu. Bugün hepimizi rahatsız eden, hile, rüşvet, yalancılık, yalakalık, yılışıklık gibi Türk’e yakışmayan karakter çizgilerinin gerisinde 300 yıllık bu “çözülme devri psikolojisi” yatmaktadır.
Benzer otokratik deneyimler ve siyasi sendromlar yaşamış doğu toplumlarında, demokrasiyle yönetilen batı toplumlarına nazaran ahlaki problemlerin daha çok görülmesi, soyla-ırkla değil, yaşanan bu tür tarihi olaylarla ilgilidir.
Önceleri sarayın devşirmeleriyle medrese bürokrasisi, sonra da Tanzimat aydını ve gayrimüslim burjuvazi karşısında Türk psikolojisi, sağlam tımar gerektiren ağır yaralar almaya devam etti.
Osmanlı Tarihi içindeki “Anadolu ve Rumeli” deneyimlerinden dağlara saklanarak kurtulmuş bazı etnik gruplarda, bu travmaların izi pek görülmez.
Mesela, Lazlarla Kürtlerin daha atak bir sosyal profil sergilemelerinde Osmanlı bürokrasisinin yıkıcı tesirlerinden, “askeri Nizamiye”den ve nihayet “Tanzimat dönüşümü”nden uzak kalmış olmalarının payı vardır.
Dolayısıyla Atatürk’ün psikolojik yaraları tımar etmek amacıyla söylediği “Ne mutlu Türküm diyene” sözüne, evin küçük oğlu konumundaki etnik grupların o kadar da ihtiyacı olmamıştır.
Türk Milleti 300 yıllık çöküşün etkilerini, cumhuriyetle birlikte üzerinden atmaya çalışırken bu sefer de milli moral eksikliği yüzünden zaman zaman “ideolojik kansızlığın” pençesine düşmüştür:
Atatürk’ün başlattığı milli moral hareketi, İnönü tarafından icra edilen, “iç politikanın dış gelişmelere göre tanzimi” siyasetiyle sekteye uğratılmıştır.
Almanya Paris’e girerken Almanlara krom satmak, ABD savaşa girince Churchill’le flört etmek, Rusya Berlin’e girince Rusya’ya dönmek, zayıf Osmanlı’nın uygulamaya mecbur kaldığı, edilgen beka politikalarını hatırlatmış ve milli onuru yaralamıştır.
1942’ye kadar Cumhuriyet gazetesine Nazileri alkışlatan İnönü, Normandiya çıkarmasından sonra Varlık Vergisi uygulamasından hızla vazgeçerek Osmanlıdaki kapitülasyonist edilgenliği hortlatmıştır.
Bununla da kalmamış, Berlin’e giren Ruslara yaranmak için Orkun Dergisi çevresinde toplanan, Milli morali yüksek “Türkçüleri” yargılama yoluna gitmiştir. (Bkz. 3 Mayıs 1944 Milliyetçilik Olayı)
İnönü karakterinde yeniden baş gösteren “İdeolojik kansızlığa” karşı acil destek serumu, Atatürk’ten sonra bu kez de Nihal Atsız’ın fikir tezgâhında üretilmişti.
Atsız hocadan aldığı tarihi moralle Türk gençliğinin önemli bir kısmını fikri edilgenlikten kurtaran Alparslan Türkeş’in yaptığı bu enerji yüklemesi, işte bugünkü Ülkücü Hareketi meydana çıkarmıştır.
Bu psikolojiyle hareket eden Ülkücülerde ideolojik kansızlığın, yani oksijensiz, proteinsiz, edilgen ve hastalıklı düşüncenin izlerini göremezsiniz.
Bugün, geçmişin acı hatıralarında bünyeye yerleşmiş olan ideolojik virüsler, büyük devletlerin küreselleşme rüzgârıyla birlikte yeniden harekete geçmişlerdir. Bu salgından etkilenerek, milli bağışıklık sistemini yıkmaya çalışan bu hastalıklı dokular, doğal olarak Ülkücülerle savaşmaktadır:
– Batının askeri hücumları karşısında Osmanlı son döneminde özgüveni yıkılmış İslamcılar.
– Mütareke döneminde İngilizler tarafından devşirilmiş, Kürt Şerif Paşa avenesi olan bölücüler…
– Devlet – millet karşıtı enternasyonal devşirme konumundaki eski Marksistler, Sosyalistler…
– Amerikan mandacılığını, Liberalizm adıyla benimseyen Tanzimat kalıntısı beyaz Türkler…
Bu koalisyonun iktidarda olduğu son 12,5 yıl içinde bünyede yeniden hastalık baş göstermiştir.
Ülkücü bağışıklık sisteminin bu hastalığı yenebilmesi, vücuttaki milli direncin artmasına bağlıdır.
MHP’ye olan teveccühün her geçen gün daha da arttığı 7 Haziran seçimlerinin bir ölüm kalım savaşı olarak görülmesinin sebebi, vücuda yerleşen bu “ideolojik kansızlık” virüsüdür.
Şükrü Alnıaçık

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.