SON DAKİKA

İboyla Şivan’a Düet Türk Milleti’ne Diyet

Bu haber 18 Kasım 2013 - 9:23 'de eklendi ve 8 kez görüntülendi.

RUHİ ERSOY

Geçtiğimiz Cumartesi Diyarbakır’da sergilenen ikinci çadır tiyatrosu(Birincisi haburda kurulan çadır mahkemelerdi ve Türk milli iradesine toslamıştı şimdi sempatik hale getirip yeni sürümleri piyasaya sürülüyor) üzerine Ortadoğu Gazetesi’nin değerli yazarları çok detaylı ve tiyatronun perdesini aralayan yazılar kaleme alacaklardır. Biz bu yazıda AKP zihniyeti ve Erdoğan’ın ilmi olarak da ilk düğmeyi nasıl ters iliklediklerine dair bazı çözümlemeler yapmaya çalışacağız.

Sorunların nasıl kavramsallaştırıldığı sorunun üstünü örter mi? Sözde Kürt sorunu olarak kavramsallaştırılan durum, sorunun özünü mü ortaya koymaktadır yoksa sorunu maniple mi etmektedir. Tartışılabilir. Ancak bizim kanaatimiz itibariyle sonunun “Kürt sorunu” tanımı doğru bir teşhisi ve uygun bir kavramsallaştırma değildir. Çünkü bu tanımlama, kendisini Kürt gören herkesin ortak bir sorunuymuş gibi gösterir ki, Kürtlerin ifade edilen bağlamda bir sorunlarının var olup olmadığı da tartışılabilir. Acaba bütün Kürtler gerçekten BDP vekillerinin veya Öcalan’ın düşüncesini ve onların sorun olarak gördükleri şeyleri sorun olarak görüyorlar mı? En basit anlamıyla bu tanımlama sorunu diğer unsurlarından yalıtır ve tekilliğe çeker. Oysa hiçbir sosyal mesele tek nedene indirgeyerek açıklanamaz. Yani sorunun dış mihraklarla olan bağı, sorunun getirdiği siyasal pozisyonlar ve sermaye, sorunun bir örgütsel suç şebekesi olma özelliği ve sorunun bir şiddet sarmalıyla araçsallaştığı gibi gerçekleri veya sorunun bizatihi özünü yok sayar.

Bugün geldiğimiz nokta da acaba Kürt vatandaşların özgürlük ve haklarını mı konuşuyoruz? Bu soru çok önemli? Yani mevcut düzende kendilerini bireysel hak ve hürriyetlerinden yoksun gören insanların hak ve hürriyetlerini mi konuşuyoruz. Yoksa bir etnik kimliğin sorunsallaştrılmasından hareketle, bir medeniyet milleti olan Türklerin tarihsel kazanımlarını mı tartışıyoruz. En basit ifadeyle; medeniyet milleti demek, tarih, sanat, kültür, düşünce,mimari vb. Üretim etkinliklerini gerçekleştirmiş olmak demektir.

Kanaatimizce hiçbir sosyal meselenin göz ardı edilmemesi gerektiği düşüncesinden hareketle, hiçbir tarihsel kazanımın da reddedilme ihtimalinin yokluğunun görülmesi gerekir. Sizin bireysel olarak, Türk, Türk milleti, Bayrak veya Türk dilini tartışıyor olmanız onun var olmadığı anlamına gelmez. Çünkü tarihin var ettiği gerçekliği birey ancak inkar edebilir; yok edemez. Buda tarihsel bir hakikattir. Demokratik bir devlette yoksun kalınan bireysel hakların mücadelesini vermek veya bunu haklar bağlamında talep etmek başka bir şey, bir tarihi kazanımlarıyla çöpe atma arzusu dolu olan bir ütopyayı dillendirmek başka bir şeydir. Neden bu arzu bir ütopyadır. Çünkü Türk toplumu buna müsaade etmeyecektir. Çünkü küresel konjonktürle bir uygunluk sürecinden hareketle, basiretsiz bir iktidarın sorunun mahiyetini kavrayamaması sebebiyle; Türk’ün kimliğini elinden alma fikri, kazanımını, türküsünü, sanat musikisini, tarihini, estetik kavrayışını, bayrağını, bayramını, mimarisini ve onu var eden bütün değerlerini değersizleştirme gibi bir şizofreniye yol açar ki, bunun bedelini medeniyet ödemez. Medeniyeti düşman belleyen bir kısım ütopyacı öder. Tarihin bugüne kadar ki tecrübesi budur.

Siyasal Kürtçülerin iktidardan Türkiye cumhuriyeti ortak düşmanlığından hareketle kopardıklarının birer kazanım oldukları ifadesi de tartışmaya açıktır. Şiddet ve kanla, onbinlerce insanın şehit edilmesiyle elde edilen konjöktürel varlık bir başka konjöktürel durumla da kaybedilir. Meşruiyeti olmayan hiçbir etkinlik tarihin yapıcı unsuruna dönüşemez. Siyasal anlamda iktidarlar bu durumu oluşturmak istese bile Türk Kültürü ve Medeniyeti buna izin vermez hayal dünyasında olanlar kamuoyuna sadece meşgul ederler umarız daha büyük kayıplara sebebiyet vermeden uyanırlar.

ERDOĞANIN “TÜRK MİLLETİ” GÖRÜŞÜ

Erdoğan en son 27 Ekim 2013’te Van’da 100. Yıl Üniversitesi’nde şöyle dedi: “Sen illa onu ‘Türk Milleti’ diye dayatırsan, öbürü de diyor ki, ‘Hayır, Kürt Milleti’, öbürü çıkar ‘Laz Milleti’, öbürü ‘Boşnak Milleti’: ‘Niye bunu diyorsun?’ Diyorlar ki, ‘Türk Milleti hepsini kavrar.’ Hayır, Türk Milleti hepsini kavramaz, millet hepsini kavrar.” Bu zihniyetin millet anlayışının sınırı Eskimolara kadar gidebilir. Çünkü millet başında bir ad olmadan hiçbir anlam ifade etmez. Hele ki Tarihte ve halde önemli bir medeniyetin kurucusu ve temsilcisi olan Türk Milleti ilmi alarak da, siyasi olarak da akli,insani ve ahlaki olarak da adsız,tanımsız olamaz. Öte yandan tarihte ve bugün Türk Milleti adlandırmasından kaçıp suni bir Kürt milleti inşaa etmenin zeminini hazırlayan ilk siyasi lider Tayyip Erdoğan olsa da tarih onu da bunu başaramayanlar arasına not eder.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.