Asikurtlar©

Hz. Muhammed’in Laikliği!

Hz. Muhammed’in Laikliği!
28 Nisan 2016 - 9:10 'de eklendi ve 4171 kez görüntülendi.

 

 

Biz, “Saltanat Şirk, Cumhuriyet Farz, Laiklik Sünnettir!” diyeli dört yıl olmuş. 27 Mart 2012 tarihli 5 sayfalık makalemiz, bu iddialı cümleyle başlıyordu.
Bu bin yıllık itiraz cümlesini, konseye, fakülteye, alagarson dekolteye yaranmaya çalışan jakoben züppelerin rakı-balık keyfiyle karıştıran kıt akıllılar şimdi bize bir özür borçlu…
O zamanlar IŞİD, DAEŞ, Boko Haram, Eş Şebab filan henüz ortada yoktu.

Şafiü’l-mezhep, Nakşilerden eski Nur talebesi Fethullah efendi, henüz Halidiyye cemaatinin İskenderpaşa ayağını Pensilvanya mazgalından vurmamıştı!
Onlar da henüz ötekilerin “inlerine” doğru coşmamıştı!..
Öcalan’ın gençliğinde “Tanrı’yı yenmeden” hemen önce namaz filan kıldığı henüz ajanslara düşmemiş, Demirtaş’la Baydemir, abdestsiz Cuma namazına durmamıştı.
Koftiden “Yeni Osmanlı” projelerinin konuşulduğu, dev prodüksiyonlarda Fatih Sultan Mehmet’in
Erbakan korumalarına benzetildiği, hayatında sapan çekmemiş saka suratlı figüranların abartılı efektlerle akıncı niyetine pazarlandığı acayip günlerden geçiyorduk.
Sanki bir eski-yeni hesaplaşması yaşanıyor; Tayyip bey, “çalışınca başaran” Fatih oluyor, Atatürk de kötü adam, Karamanoğlu Mehmet oluyordu…
Sinemalarda, TV dizilerinde kapalı gişe “Osmanlıcılık” oynanıyordu.

Bizim itirazımız da böyle tereciye bozuk tere satanlaraydı. Çünkü kayıp medeniyeti tesis konusunda onlar giderken biz geliyorduk!
“Osmanlı mı iyiydi, yoksa Türkiye Cumhuriyeti mi?” diye onların soruyor; genç Fatih – yaşlı Ecevit karşılaştırmaları yapmak yerine zamanın ruhuna uygun sistem mukayeseleri yapmayı uygun buluyorduk.
Bir kere “İslam’da Saltanat yoktu!” Biz, bunu biliyor, bunu söylüyorduk.
“Hz. Muhammed ve Laiklik” konusunu da Türk basınında belki ilk kez biz gündeme getiriyorduk.
Biyografi uzmanı Michael H. Hart, “Dünya Tarihine Yön Veren En Etkin Yüz” adlı hacimli çalışmasında Hz. Muhammed’i, 1. sıraya almasının sebeplerini şöyle izah ediyordu: Hristiyan kamuoyunun tepkisini çekmişti. İkinci baskının önsözünde kendisini şöyle savundu:
“Ben Hz. Muhammed’in peygamberlik yönüne değil, O’nun ‘Laik’ yönüne, bakarak bu sıralamayı yaptım.
Çünkü mesela Jul Sezar, Kuzey Akdeniz’e hakim bir Roma devletinin imparatoru olmuştu. Hz. İsa, ciddi bir beşeri faaliyet gösteremeden göğe çekildi. Galileo, engizisyon karşısında geri adım attı. Oysa Hz. Muhammed, sıfırdan bir devlet ve medeniyet kurdu. Bu devletin sınırları, doğuda Hindistan’a batıda İspanya’ya kadar genişledi. Benim kitabımın ilk sayfası, Hz. Muhammed’in laik yönüyle ilgili objetktif bir değerlendirme sonucunda O’na ayrılmıştır.”

Biz de Laikliğe, “beşeri faaliyetlerde tanrının asimetrik güç desteğine baş vurmaktan vazgeçme” şeklinde temiz bir tanım getirmeye çalışıyorduk.
Hz. Muhammed “Nasıl olsa Kur’an geliyor, buna da bir çözüm gönderir mevlam” diyerek Medine’deki siyasi ve askeri örgütlenmeyi uhrevi ellere bırakmamış ve örgütlenmeyi, beşeri akıl ile sağlamıştı.
Bedir Savaşı “laik”ti. Uhud Savaşı “laik”ti. Hendek kazımı ve Hz. Hamza’nın savaş taktikleri, “laik” faaliyetlerdi.
Zülfikar’ın her iki ucu da, bizatihi “laik”ti.
Bu yeni Laikliğe isteyenler Maturidi içtihadından iyi bir fıkhi referans da bulabilirlerdi. Kur’an’ın ilim kapısını açarak geleceği akıl sahiplerine emanet etmesi ve İncil skolastisizmine son vermesi de bu yaklaşımı destekliyordu.

Hz. Musa’nın asası ve Hz. İsa’nın sofrası yerine Hz. Muhammed’in mucize olarak Kur’an’ı ihsas etmesi, kıymeti tam olarak anlaşılamamış bir felsefi vurguydu.
Bunları düşünmemize ve konuşmamıza imkan veren Laiklik, uzun tarihi tecrübelerin ürünü olan Sosyoloji ilminin Hukukla işbirliği içinde geliştirdiği sivil bir disiplindi.
İyi niyetli laiklik tamamen ilmi ve makbuldür. Şeriata da uygun olan Osmanlı istimalet siyasetinden tek farkı, referanslarının resmi değil bilimsel oluşuydu.

Bu ilim ise peygamberimizin “Çin’de de olsa alın” dediği ilimdir. Bu cümledeki Çin’in İsviçre’den veya Fransa’dan bir farlı yoktu.
Kişiye aklen iman etme, iradesiyle ibadet etme ve başkalarının irade hürriyetine saygı duyma fırsatı sağlayan Laiklik de Hz. Muhammed tarafından ümmetine tenbih edilen ilmin mahsülü ve muhafızı olduğuna göre sünnetti.
Bizim “Laiklik sünnettir” derken anlatmak istediklerimiz, bunlardan ibaretti.
Biz, 20. Yüzyılda siyasete monte edilmiş, Laikarlığı (laikleştirme üsttenciliğini) savunmuyoruz.

Laikliğin nasıl uygulanacağı, secular sisteme geçilip geçilmeyeceği, yeni bir laiklik yorumu yapılıp yapılmayacağı…
Bugüne kadar üstü kapatılmış tüm konular, herkesin kendini aştığı büyük bir olgunlukla, bilimsel ortamlarda özgürce tartışılmalıdır.
Eğer bu tartışma bugüne kadar yapılmış olsaydı, bugün 80’ine merdiven dayamış bir Meclis başkanı, kürsüye çıkıp da belki de “ahiretini kurtarmak” kaygısıyla “Anayasadan Laiklik çıkarılsın” demeyecekti!

Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER