SON DAKİKA

BÜYÜK YÜZLEŞME…

Gündem Yazıları

Hüseyin Sözlü; Bu davada kumpas var..

Bu haber 24 Ocak 2017 - 21:48 'de eklendi ve 17 kez görüntülendi.

Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü, Ceyhan Belediye Başkanlığı döneminde yapılan bir ihaleye “fesat karıştırdığı” iddiasıyla yargılandığını, ancak bu yargılamada bir “kumpas” kokusu olduğunu söyledi. Aylardır, Adana 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde istesem de görevim gereği işleyemeyeceğim, gerçekte olmayan bir suçtan dolayı yargılandığını belirten Sözlü, “Hukuk Devleti”ni Silivri’de katledenler, anlaşılan o ki defin işlemini de Adana Adliyesi’nde yapmak niyetindeler” dedi.

Hakkında açılan dava ile ilgili bir açıklama yapan Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü, “ben, belediye başkanı olarak, salt hak edişleri imzalamakla, istesem bile bu suçu işleyemem. Bu basit bir bilgidir ve kişiye, makama göre değişmez; işlenemez suç, suç değildir” dedi.

Yargılamadaki bazı tuhaflıklara da işaret eden Sözlü, FETÖ kumpaslarını hatırlatan gelişmeler yaşandığını öne sürerek kanunen olayda dinlenmesi mümkün olmayan “gizli bir tanığın” ortaya çıktığını, gizli tanıkların ancak örgüt dosyalarında ve alt sınırı on yıl olan davalarda dinlenmesinin mümkün olduğunu belirtti.

Savunmasını medya üzerinden kamuoyuyla paylaşan Adana Büyükşehir Belediye başkanı Hüseyin Sözlü şunları ifade etti:

“ADALETİN YERİNE GETİRİLMESİ YETMEZ”
Aylardır, Adana 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde istesem de görevim gereği işleyemeyeceğim, gerçekte olmayan bir suçtan dolayı yargılanıyorum! “Hukuk Devleti”ni Silivri’de katledenler, anlaşılan o ki defin işlemini de Adana Adliyesi’nde yapmak niyetindeler!

NEYLE SUÇLANDIĞIMI BİLMİYORUM
Trajikomiktir ki; yargılanmama sebep iddianamenin herhangi bir sayfasında, şahsıma atılı rüşvet eylemiyle ilgili hiçbir bilgi yoktur! Benim iddia olunan rüşveti nerde, ne zaman, nasıl aldığım gösterilmemiş, bu suçu nasıl işlediğime ilişkin iddianamede bir tek satır bile yer almamıştır.

Avukatlarım bu konuda defalarca itirazda bulundular. Bu dava sebebi ile öğrendiğim kadarı ile kanunlarımıza göre “Yüklenen suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi” nin açıkça iddianamede olması zorunludur. Eğer siz kişiye bir suçu nerde, hangi tarihte ve ne zaman işlediğini göstermezseniz o kişi kendisini nasıl savunacaktır? Hakkımda hazırlanan bu iddianame baştan beri kanuna açıkça aykırıyken, ben aylardır bu davada bana nasıl rüşvet aldığımı söyleyin ben de size savunmamı yapayım diye sesleniyorum. Hem benim bu çağırıma, hem de avukatlarımın itirazlarına bugüne kadar hiçbir cevap alamadığımız gibi tersine “esasa etkili olmadığı” gibi absürt bir tavırla karşılaştık.

Bir an için mahkeme, “evet rüşvetle ilgili eylemin, aldığın paralar, nerede, hangi tarih ve zamanda kimden aldığın belli” diyorsa, o zaman bana göstersin; iddianamenin hangi sayfasında ve hangi satırında? Mahkeme de aynı iddia makamı gibi bana bunu gösteremiyor ve savunma yapmam engelleniyor.

İŞLENEMEZ SUÇ, SUÇ DEĞİLDİR!
Hakkımda düzenlenen iddianamede, muayene ve kabul komisyonunun kontrolünü yaptığı ve ödemeyi uygun gördüğü hak edişleri imzalamak dışında, başka bir eylemim gösterilmemiştir. Ben belediye başkanı olarak muayene ve kabul komisyonunda görevli olmadığıma göre, benim açımdan edimin ifasına fesat suçu bir “işlenemez suç”tur. Ben, belediye başkanı / ita amiri olarak, salt hak edişleri imzalamakla, istesem bile bu suçu işleyemem. Bu basit bir bilgidir ve kişiye, makama göre değişmez; işlenemez suç, suç değildir.

Benim konumum gereği bu suçu işlemem mümkün değilken, hakkımda suçu işlediğime dair kuvvetli suç şüphesini gösteren bir delil de, doğal olarak yoktur. Anayasa ile en doğal hakkım olan masumiyet karinesi, tüm hukuk kuralları çiğnenerek açıkça göz ardı edilmektedir. Savcının benim suç işlediğimi ispat etmesi gerekirken, yapılan yargılamada mahkeme benden suçsuzluğumu ispat etmemi istemektedir. Bana suç işlemek için ne yaptığım gösterilmeden, mevzuat gereğince suç işlemem bile mümkün değilken, belirsizliğin içinde savunmasız bırakıldım. Aylar sonra gelinen bu noktada artık, mahkemenin hakkımda lehe olan hiçbir düzenlemeyi göz önüne almayacağının farkındayım.

İHSASI REY YAPILIYOR
Mahkemeler, çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektiren konularda, kendi alanları olmadığı için rapor alırlar ve bu raporlara herkesin bildiği gibi bilirkişi raporu adı verilir. Benim davamda, mahkeme, ara kararlarında uzmanı olmadığını kabul ettiği teknik bir konuda adli bilirkişi raporu alınması talebimi ısrarla reddetmiştir.

Mahkemenin, şu an başka bir partinin yönetiminde bulunan belediyenin hukuki yeterliliği CMK 64’e göre olmayan çalışanlarına hazırlattığı rapor ve bu rapora dayanarak savcılıkça alınan diğer raporları göz önüne alması hukuken mümkün değilken, benim bilirkişi raporu alınması talebimi kabul etmemesinin, Ceyhan Asliye Hukuk Mahkemesi’nden alınan bilirkişi raporuna itibar etmemesinin ve en basit davada bile yapılan yerinde keşif talebini reddetmesinin hiçbir dayanağı yoktur! Nitekim Yargıtay’ın idarenin hazırladığı raporlara itibar edilmeyerek, mahkemelerin adli bilirkişilerden rapor almasına ilişkin birçok emsal kararları vardır. Mahkemenin, kanunda açıkça düzenlenmiş bilirkişilik müessesesinin dışına çıkarak, kendi kendine idari raporları adli bilirkişi raporu sayabilme yetkisi de yoktur! Anayasamızın 38/VI hükmü açıktır. Bu maddeye göre, “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez”. Ancak Adana’da bugün yerel mahkeme, uzmanlık alanı olmadığını açıkça kabul ettiği konuda, kanunların dışına çıkarak adli olmayan, taraflı idari raporları göz önüne alarak, benim lehime olan delilleri toplamamakta ısrar etmektedir. Hâkimin bu kararının tek açıklaması vardır, o da hâkimin ihsası rey de bulunduğudur.

SORUŞTURMA KASITLI OLARAK EKSİK BIRAKILDI
Mahkemede tanık sıfatıyla dinlenen idarenin bilirkişi heyeti üyelerinden belediye elemanı Mehmet Sevenol verdiği ifadede açıkça “düzenlenen raporda, inşaatın devam ettiğine ilişkin gerçek duruma yer verilmediğini, bakanlığın projesinden dolayı söküldüğünü bilip kabul ettikleri alanların da yapılmamış, eksik iş alanı olarak gösterildiğini” beyan etmiştir. Buna rağmen, mahkeme, raporu düzenleyen tanığın beyanındaki açık yanlış, taraflı ve kasıtlı uygulamayı görmezden gelmeye devam ederek, yeni bir bilirkişi raporu alınması talebimizi reddetmiştir. Yine mahkeme, malzemelerin sahaya indirildiğini gösteren ve İçişleri Bakanlığı’ndan da yasal mevzuata uygun olduğunu gösteren Yeşil Defter uygulamasına ait belgelerinin getirtilmesi istemimizi reddetmiştir. Oysa mahkemenin yapması gereken Yeşil Defteri getirterek, yeni ve tarafsız bir yani benim cezalandırılmam için değil adaletin ortaya çıkması için yeni bir bilirkişi raporu almaktır. Bunu yapmayarak mahkemenin hatalı ve taraflı olduğu ortaya çıkan bilirkişi raporuna dayanarak karar vereceğinin açık bir göstergesidir.

Görüldüğü üzere, lehime hiçbir delil toplanmamakta, tüm taleplerim reddedilmekte, hatalı ve eksik delillerle kasıtlı olarak soruşturma eksik bırakılmaktadır. Mevcut eksik soruşturmayla, hakkımda beraat kararı verilemeyeceğini bilmek için hukukçu olmaya gerek yoktur.

GİZLİ TANIK KARARI USULDEN BOZMA SEBEBİ
Mahkeme, kanunen olayda dinlenmesi mümkün olmayan gizli bir tanığı, yoklukta dinlemeye karar verip, itirazımız üzerine, aceleyle şimdilik kaydıyla dinlemekten vazgeçmiştir. Gizli tanıkların ancak örgüt dosyalarında ve alt sınırı on yıl olan davalarda dinlenmesi mümkünken, benim davamda nasıl ve hangi dayanakla gizli tanık dinlemek istemiştir, hukuken izahı mümkün değildir.

Kaldı ki, dinlenmek istenen gizli tanık, her nasılsa 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nin olağan savcısı varken son dakikada bu dosyaya verilen ve girdiği ilk duruşmada yasal şartları oluşmadığı halde tutuklama talebinde bulunan duruşma savcısının yürüttüğü başka bir soruşturmanın da tanığıdır! Buram buram “Ergenekon” yaftalı davadaki “Osmanım” vakası kokan bu garip tesadüfler zincirinin de kahramanı olan savcı, tarafımızdan HSYK’ya şikayet edilmiş durumdadır.

YARGILAMA GÖSTERMELİK; BUNUN ADI YARGISIZ İNFAZDIR
Soruşturmanın başından beri hakkımda yurt dışına çıkış yasağı verilerek adli kontrol uygulanmaktadır. Size şöyle anlatayım, bir an için ceza aldığımı düşünelim, benim hakkımda isnat edilen suçların alt sınır ve infazları hesaplandığında, benim bu kanunlarla tutuklanarak cezaevinde kalmam mümkün değil. Ancak benim ceza almam halinde bile tutuklanmayacakken, hakkımda verilen adli kontrol kararını aylardır kaldırmamakta direnmek, benim en temel hakkım olan özgürlüğümün hukuka aykırı olarak kısıtlanmasından başka bir şey değildir. Hakkımdaki adli kontrol kararı benim mağduriyetime neden olmaktadır. Şimdi aklınıza neden alt sınırdan hâkimin ceza vereceğini hesaplıyorsunuz diye bir soru gelebilir. Şunu açıkça söylemek isterim, yargılamam devam ederken, hâkimin alt sınırdan ayrılacağını düşünerek hareket etmesi ihsası reydir. Yargılamam devam etmesine rağmen hâkimin bana ceza vereceğini düşünmesi, benim beraat olasılığımı göz önüne almadığının göstergesidir. Oysa herkesin olduğu gibi Hüseyin Sözlü’nün de masumiyet karinesinden yararlanması en doğal hakkıdır!

HÜKMÜ “MEDYA MAHKEMESİ” Mİ VERECEK?
Davanın başından bu yana basında, adli yargılamayı doğrudan etkilemeye yönelik şahsım aleyhinde suç oluşturan çok sayıda haber ve yorum çıktı. Bu haberler benim vekillerimce de mahkeme dosyasına sunuldu.
Bilindiği üzere TCK 279 ‘a göre kamu görevlisinin kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirme yükümlülüğü vardır. Biz bu haberleri mahkemeye sunduk ve görevini yapması çağrısında bulunduk, ancak bu talebimiz değerlendirilmedi. Mahkemenin, karar verirken bu yazıların etkisinde mi kalacağı hususu açıkçası içimde bir tereddüt uyandırıyor, zira mahkeme bu konuda şu ana kadar kayıtsız kaldı. Bunu zaman içerisinde hep beraber öğreneceğiz kanaatindeyim.

SONUÇ;
Adana 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden yargılamamın nasıl bir hukuk tiyatrosunu andırdığı konusunda kanaat oluşturması bakımından bir kısmını aktardığım, savunma hakkımı ve temel özgürlüklerimi kısıtlayıcı, “silahların eşitliği” ilkesine aykırı, mahkemenin tarafsızlığına gölge düşüren uygulamalar sonucunda talebim üzerine avukatlarım “reddi hakim” yaptılar. Bu talebim de reddedildi.

Bu ülkede hâlâ,
Her şeye,
Üzerindeki her nevi baskı ve tehdide rağmen,
“Demokrasinin dördüncü kuvveti” olma niteliğini korumak için kelle koltukta direnen onurlu gazeteciler olduğunu biliyor ve onlara sesleniyorum:
Biz kimseden, hiçbir konuda iltimas beklemiyoruz; var olmayan bir suçtan yargılanıyor olduğumuz garabetini de bir kenara koyup “adil yargılanma hakkı”mızı istiyoruz!
Gelin, Adana Adliyesinde gündüz vakti fenerle aramak durumunda bırakıldığımız adaleti bulmamıza destek verin!
Türk Milletini haberdar edin!
Türk Milleti, Silivri hukukunun Adana’ya taşındığını bilsin!
“Kumpas” davalarının örtülü biçimde sürdüğünü bilsin!
Vatanseverlerin “FETÖ artıklarının aklanma tahtası” olarak kurban edildiğini bilsin!

Öyle ki…
Bu davanın hükmü, “FETÖ” denilen yapılanmanın en etkili olduğu dönemde Özel Yetkili Mahkeme Başkanı olarak çalışan, çocuklarını son döneme kadar hâlâ bu yapılanmaya ait olduğu iddia edilen okullarda okutmakta olan, dolayısıyla da hükümetin 15 Temmuz ihanetinden sonra ortaya koyduğu kriterler doğrultusunda “olağan şüpheli” durumdaki bir ağır ceza hakimine bırakılmıştır!

İnanıyorum ki…
Ne Atatürk Cumhuriyeti, ne Türk Hukuk Devleti ne de Türk Milletinin engin feraseti, bir hakimin, üzerindeki şüpheyi gidermek uğruna hukukun temel ilkelerini çiğnemesine, bir muhalefet partisinin belediye başkanını, sadece kendi rüştünü ispat için cezalandırmasına izin verecektir.”

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.