SON DAKİKA

“NERDEEEEEEN NEREYE!..”

Gündem Yazıları

Ekonomik Teröre dikkat!

Gündem Yazıları

HOCAM “TORPİL” GÜNAH MI?

Bu haber 09 Aralık 2014 - 21:02 'de eklendi ve 72 kez görüntülendi.

Zekeriya Beyaz denen zamane bir hocamız vardır. Ramazan ayında sıcaktan dilim kurumuş iftarı dört gözle beklerken hocamızın soru cevaplarını izliyorum.Dinleyiciler oruçla alakalı sorular soruyorlar:”Hocam,benim çocuklarım var,yoruluyorum.Oruç tutmasam günah olur mu?”

“Tutma oruç kızım ne günahı? Sen çocuklarına bakıyorsun.Oda sevap.”

“Hocam ben işyerime yürüyerek gidiyorum. Oruç tutmasam günah olur mu?”

“Git yavrum işine git.Sen yürüyerek gittiğin için günah olmaz..”

“Hocam ben bankacıyım.Oruç tutarsam hesaplar karışır diye korkuyorum.Günaha girer miyim?”

“Yok kızım ne günahı. Sende tutma…”

“Hocam ben doktorum.” “Oruç tutma evladım günah olmaz. “ “Hocam öğretmenim.” “Sen de tutma yavrum .” ”Peki ya mühendisler.” “Tutmayın evladım tutmayın..günah değil!!!!!”

“Hocam ben şişmanım, yemesem dayanamıyorum. Oruç tutayım mı?”

Tutma kızım sana da günah olmaz..

Hocam ben zayıfım..

Sende tutma, dayanamazsın ,bir şey olmazzz..

Hocam çiçek..günah değil..

Hocam böcek..bir şey olmaz..

Şimdi her türlü dini konuya hakim! hocamıza sorsak ki; “hocam ben işe yaramazın tekiyim. Başarı gibi düsturlarım olmaz.Ama epeyce sağlam bir torpilim var.Ben denizde KPSS falanda hak getire.Şimdi ben sınava girmek için gece gündüz çalışan,para döken,çokta iyi not alan ama sıradan zavallı torpilsiz birinin yerine işe girsem günah olur mu?Hafif vicdan yaptım da?

Cevap oruç türünden olursa hiç şaşmam.

İşte size gerçek torpil örneği;

“Yıl 1934, o dönemde Milli Eğitim Bakanlığı Ulus’tadır. Bakan ise Niğdeli Abidin ÖZMEN’dir.

Bakan, makamında çalışmaktayken Kapı çalınır.Bakanın gür sesi: “Giriniz!”

Atatürk’ün yaverlerinden biri, yanında iki çocukla makama girerler.

Bakan konuklara yer gösterir. Yaver kendisine üzerinde “Bay Abidin ÖZMEN, Milli Eğitim Bakanı” yazan bir zarf uzatır Atatürk’ten gelen bir mektuptur bu:

Abidin ÖZMEN zarfı özenle açar ve mektubu dikkatle okur:
Mektupta “Yaver Bey’le, size iki fakir ve kimsesiz çocuk gönderiyorum. Bu çocukları, uygun göreceğiniz, bir liseye (parasız yatılı olarak) kaydını yaptırın…” yazmaktadır.Bu, Atatürk’ün bir emridir. Kesinlikle yerine getirilecektir.
Bakan ÖZMEN, Orta Öğretim Genel Müdürünü çağırtır ve şu direktifi verir:
“Yaver Bey’in yanındaki bu iki çocuğun evrakını alınız ve bu çocukların Haydarpaşa Lisesi’ne paralı yatılı olarak kaydını yaptırıp her ikisi için de üçer yıllık paralı yatılı makbuzlarının veli ve ödeyen hanesine Atatürk’ün ismini yazdırarak bana getiriniz.” der.
Abidin ÖZMEN de kısa bir mektup yazarak Yaver Bey’le Atatürk’e yollar.
Mektubun içeriği şöyledir:
“Muhterem Atatürk, Yaver Bey’le göndermiş olduğunuz iki çocuk hakkında emirlerinizi aldım.
Ancak, arkasında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve Cumhurbaşkanı Atatürk gibi biri bulunduğu için; bu çocuğu fakir ve kimsesiz olarak kabul etmeme, hem yasalarımız, hem de mantığımız izin vermedi.

Bu nedenle her iki çocuğunda emirleriniz gereği Haydarpaşa Lisesi’ne paralı yatılı olarak kayıtlarını yaptırdım.Çocukların üçer yıllık okul taksitlerine ait makbuzları ekte takdim ediyorum…”
Atatürk bu mektup üzerine, devrin Başbakanı İsmet İnönü’ye telefon ederek:
“Bak senin! Milli Eğ itim Bakanın bana ne yaptı.” diyerek olayı anlatmış.

İnönü, Bakan adına özür dilemek isteyince;

Atatürk: “Yok!” Demiş “özür dileme. Çok memnun oldum. Keşke her devlet adamı doğruyu gösterebilse ve bu medeni cesarete sahip olabilse”

Tarihi değeri olan ve hiçbir yerde yayımlanmayan bu anının unutulup gitmesine gönlü razı olmayan bakanın yeğeni yüksek mimar H. Rahmi ÖZMEN, 15.08.1985 günü bu mektubu gazeteci yazar Vahap Okay’a iletir. O da 15.09.1985’te gazetesinde yayımlar.

İşte devlet böyle kurulur, devlet böyle adamlarla yönetilir.Anlatabildik mi?

GÜNÜN SÖZÜ

Ey insan!Kaf dağı kadar yüksekte olsan da kefene sığacak kadar küçüksün.Unutma her şeyin bir hesabı var;Üzdüğün kadar üzülürsün.

Hz. MEVLANA

TEBESSÜM

İş yoğunluğundan dosyanın içeriğini bilmeden duruşmaya giren avukat, hâkim tarafından sorulan sorularda çok zor durumda kalır.
Bir keresinde kamu avukatının biri kendi duruşma defterine kaydettiği dava dosyasını kurumda unutmuş. Kurum adliyeye oldukça uzak. Bu arada kendisinin önemli bir işi çıkmış arkadaşına sadece dosya numarasını vererek duruşmasına girmesini istiyor. Duruşmaya gireceğini söyleyen avukatın dosya hakkında hiçbir bilgisi yok. Duruşma başlıyor. Hâkim de yeni dosyayı incelememiş. Eviriyor çeviriyor. “Dosya bilirkişiye gitmiş” diyor sonra avukata soruyor.
—Bu dosyayı bilirkişiye niye göndermiştik avukat bey.
Avukat kendinden emin bir şekilde cevap veriyor.
—İncelenmesi için hâkim bey
—Peki, konu neydi?
—Dava konusuna ilişkindi.
—Davanın tam olarak konusu neydi
—Dilekçemizde belirtmiştik efendim.
Hâkim sinirlenir
—Dilekçedeki dava konusunu soruyorum, bende.
—Sizi yanıltmayım hâkim bey, bir tek onu bilmiyorum.

Merve Tanrıövermerve@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.