SON DAKİKA

BAY ÇÖLAŞAN…

Gündem Yazıları

Hırsızlık Yapma Özgürlügü İstiyorlar

Bu haber 07 Mart 2014 - 9:41 'de eklendi ve 24 kez görüntülendi.

Yıldıray Çiçek

Aslında 17 Aralık operasyonundan bu yana yaşanan olaylar karşısında AKP’nin zihin haritasını “Bu noktada kaçırdığımız çok önemli bir ayrıntı var. Allah, insana günah işleme özgürlüğü vermiştir. Günahsızlık talep etme hakkı vermemiştir. Af dileme hakkıyla günah işleme özgürlüğü vermiştir” sözleriyle en iyi özetleyen AKP İstanbul Milletvekili Metin Külünk olmuştur. Yani diyor ki: “Hırsızlık yaparız, rüşvet alır-veririz, yolsuzluk yaparız, bu günah bizim. Biz hesabını Allah’a veririz, bu dünyada hiçbir kimse, hiçbir kanun bize karışamaz.”

İşte böyle bir zihniyet ülkeyi yönetiyor. Ama işin garip ve tuhaf tarafı, “Hırsızlığın hesabını Allah’a veririz” diyen AKP milletvekilinin Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ise kendisini (Haşa) Allah gibi gören “Biz rahmet için geldik gazap için değil. Bizim rahmetimiz gazabımızı aşacaktır inşallah…” açıklamasını yapıyor. Bir başka AKP Milletvekili Fevai Arslan da “Allah’ın bütün vasıflarını toplamış bir lider Sayın Recep Tayyip Erdoğan var.” açıklamasını yapıyor. Yani bir taraftan Allah’ın yasakladığı günahları “Günah işleme özgürlüğü” olarak meşrulaştırmaya çalışırken , (Haşa) kendileri Allah gibi gören açıklamaları yapmaktan da sakınmıyorlar. Böyle bir partiye akıl ve mantığın uğraması mümkün mü?

“Günah işleme özgürlüğü” gibi AKP’yi kurtarma fetvaları veren AKP İstanbul Milletvekili Metin Külünk’e “Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah’tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. Allah izzet ve hikmet sahibidir.” (MÂİDE – 38) mealindeki ayeti hatırlatıp, bu dünyadaki cezalarını almayı düşünüp düşünmediklerini sorabilir miyiz?

Biz sana bu sözlerinden dolayı küfür etsek, ele geçirdiğiniz yargıya koşa koşa gider tazminat davası açarsın değil mi?

Sizin “Günah işleme özgürlüğünüz” var da bizim “Küfür etme özgürlüğümüz” yok mu Metin Külünk?

Sizin “Günah işleme özgürlüğünüz” var da “Hırsız var” diyen vatandaşın kendini ifade etme özgürlüğü bile mi yok Metin Külünk?

Sizin “Günah işleme özgürlüğünüz” var da işyerine haciz indirdiğiniz işverenin sigorta borcunu birkaç ay fazladan geciktirme özgürlüğü yok mu Metin Külünk?

Sizin “Günah işleme özgürlüğünüz” var da birkaç çocuğun yemek için baklava ve fıstık çalarak günah işleme özgürlüğü yok mu Metin Külünk?

Sizin “Günah işleme özgürlüğünüz” var da gittiği hastanenin ücretini ödemeyen vatandaşın ilaç alabilme özgürlüğü yok mu Metin Külünk?

Sizin “Günah işleme özgürlüğünüz” var da elektrik faturasını ödeyemeyen vatandaşın aydınlıkta oturma özgürlüğü yok mu Metin Külünk?

AKP’nin sözde din alimi “hırsızlığa fetva” verir, imamları camilerde hırsızlara dua eder, şeyhleri Hac’da hırsızlara duasını esirgemez, milletvekili “Günah işleme özgürlüğünüz var” der… Yüce peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V) boşa dememiş “Aklı olmayanın dini yoktur.” diye…

Akılla, mantıkla izah edilemeyecek her şeyi yapan bunlara bir de İslamcı diyorlar…

MONTAJ’DAN “KAYITLAR DOĞRU” NOKTASINA GELDİLER.

Başbakan Erdoğan ve eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin arasında geçen ve Aydın Doğan’ın davasının takibi, yargıyı siyasallaştırma çalışmalarının yer aldığı telefon görüşmesi ve yine Başbakan Erdoğan’ın Milgem ihalesine müdahale etmek için görüştüğü işadamı Metin Kalkavan’la olan telefon görüşmelerinin ses kayıtlarının yayınlanmasından bir gün sonra, kendileri bu görüşmeleri yaptığını kabul etti. Çok ilginçtir, bu sefer ‘MONTAJ” işine girmedi.

Başbakan Erdoğan, Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile görüşmesini ” Bir tane daha yayımladılar, Adalet Bakanımla benim görüşmem. Bugün (dün) malum gazete yayınlamış, çünkü kendileriyle ilgili. Dönen dolapları tabii biz biliyoruz. Benim Adalet Bakanıma, ‘Bunu yakından takip et’ dememden daha doğal, daha tabi ne olur? Bana ilgili kuruluşumun verdiği bilgiler, SPK’nın verdiği bilgiler çok çok tehlikeli bilgiler ve paralel yapı veya paralel yapının dışında yapılar, kirli ilişkiler, ister istemez ‘Burayı yakından takip et’ dememi gerektiriyor. Bunu ben ülkem için, milletim için istiyorum.” sözleriyle savunurken, işadamı Metin Kalkavan’la olan görüşmesini de “Birçok ihale yapılıyor. Bu ihalelerde, diyelim ki bir tanesi saf dışı bırakılmış ve şahsıma müracaatı olabilir. Ben de kendisine, ‘dava aç’ diyorum. Dava neticesinde o ihalenin iptali çıkıyor. Burada bu ülkenin, bu devletin 100 milyon, 200 milyon dolar kazancı oluyor. Bu telefon görüşmesini dahi dinleyecek kadar bunlar seviyesiz.” diyerek sahiplenip, aslında tüm ses kayıtlarının gerçek olduğunu kabullenmiştir. Çünkü hepsi aynı sayfalardan yayınlanıyor. Başbakan Erdoğan sadece oğlu Bilal Erdoğan ile 17 Aralık sabahı başlayan görüşmelerini montaj, dublaj diye inkar etmeye kalksa da ondan önce aynı sayfaların paylaştığı “Alo Fatih” telefon görüşmelerini de kabullenmişti. Bilal Erdoğan ile yaptığı konuşmayı elbette sahiplenmesi mümkün değildir. Onun yerinde kim olsa elbette inkar ederdi. Şimdi tekrar telefon görüşmelerini kabullenmeye başlamış ve “Ne yaptıysam milletim için yaptım” diyerek kutsallaştırma noktasına gelmiştir. Şener Şen-İlyas Salman filmindeki “Yaptım ama sor bakalım niye yaptım?” sahnesi gibi halleri vardır.

Başbakan Erdoğan’ın eski Adalet Bakanı ile telefon görüşmesini kabul etmesine rağmen, Sadullah Ergin’in “Tapeler GDO’lu. Kaale almıyorum” demesi bile AKP’nin ses kayıtları konusundaki tutarsızlığını göstermektedir. Birinin doğruladığını, öbürü yalanlıyor. 17 Aralık operasyonundan beridir bu duruma o kadar çok örneğimiz var ki, inanın ciltler dolar bunlarla…

Anlaşılan o ki, ses kasetlerinin etkisine göre Başbakan kimini sahiplenecek, kimini inkar edecek, kimine montaj, kimine dublaj diyecek ve 30 Mart’ı böyle atlatmayı deneyecektir.

Mesela oğlu Bilal ile yaptığı telefon görüşmesi hakkında her ne kadar “Kriptolu telefonumuzu da dinlemişler” dese de, görüşmeyi sahiplenmemiş ama “Evdeki parayı sıfırlama” görüşmesinin hemen ardından damadı ve kızının şirket elemanları ile belgeleri imha etme anına dair ses kayıtları hakkında hiç kimse yorum yapamamıştır. Oysa o ses kayıtları ile 17 Aralık sabahı yapılan ses kayıtları birbirini tamamlamıştır.

Deniz Baykal’ın kaseti çıktığı günlerde Başbakan bu durumu miting meydanlarında “Bunu kınıyorum. Türk toplumunun midesi bu kadar geniş mi? Kendi ahlak değerleriyle oynayanlara bu millet prim vermez.” derken, şimdi kendisi İslam dini başta olmak üzere tüm dinlerde yasak ve büyük günah olan konularla suçlanmaktadır. İstifa etmeyi düşünmeyi bırakın, bir de hala ona buna saldırılarını sürdürmektedir.

Ses kayıtlarının montaj olmadığı ortaya çıkarken, ABD’nin Türkiye’ye montajı olan bir partinin hazin sonu da yavaş yavaş görünmektedir.

Yıldıray Cicekyildiraycicek@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.