SON DAKİKA

Herkesi Düşman Gören Cumhurbaşkanı Olur Mu?

Bu haber 29 Nisan 2014 - 10:01 'de eklendi ve 7 kez görüntülendi.

Orhan Karataş

Anayasanın 104’ncü maddesi Cumhurbaşkanının görev yetkilerini belirliyor. Buna göre Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir. Maddenin diğer fıkraları da Anayasanın ilgili maddelerinde gösterilen şartlara uyarak yapacağı görev ve kullanacağı yetkileri sıralıyor.

Bu kafa yapısıyla mı?

Biran için sayın başbakanın bütün hesaplarının tuttuğunu ve Cumhurbaşkanı seçildiğini düşünelim. Kendinden başka hiç kimseye tahammülü olmayan, kendi doğrusundan başka hiçbir şeye itibar etmeyen, kendi gibi düşünmeyen ve yaptıklarını onaylamayan herkesi en ağır hakaretlerle hedefe koyan bir zihniyetten Anayasa’nın istediği gibi bir Cumhurbaşkanı olmasını beklemek mümkün müdür? Türkiye Cumhuriyeti ile sorunlu, Türk milletinin birliğini 36’ya ayrıştıran, Anayasanın uygulanmasını kendi menfaatleriyle sınırlayan, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasından parti hesaplarına hizmet edilmesini anlayan bir kafa yapısı Cumhurbaşkanı olursa, ortaya nasıl bir tablo çıkacağını tahmin edebiliyor musunuz?

Yemin

Aynı ölçüyü alın Anayasanın 103’ncü maddesine göre yapılacak ant içme maddesine uygulayın. Karşımıza yine aynı sorular çıkıyor. Yapılacak yeminde, Atatürk ilke ve inkılaplarına ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalınacağına, insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsüne, görevi tarafsızlıkla yerine getirmemeye söz veriliyor. Atatürk’ten “ayyaş” diye bahseden, laiklik Cumhuriyet ilkesini neredeyse tanımayan, insan hakları ve temel hürriyetleri TOMA, biber gazı, tazyikli su, polis birlikleri ile uygulayan, tarafsızlığı AKP’nin varlığı ve menfaatleriyle sınırlayan bir anlayış, bu söze, bu yemine ne kadar bağlı kalabilir?

İddialar çok ağır

Bu kadarla da bitmiyor. Cumhurbaşkanı devletin başı olarak hiçbir yönüyle tartışılmayacak ve herkesin güven duyacağı biri olmalıdır. Bu ölçünün sayın Erdoğan’a uyduğunu bütün AKP teşkilatları ve seçmeni de dahil, kim söyleyebilir? 17 ve 25 Aralık’da ortaya saçılan yolsuzluk ve rüşvet iddiaları görülmemiş, duyulmamış boyutlardadır. Dünyanın neresinde olursa olsun, böyle bir iddiaya muhatap olanlar yargıya başvurur ve bir aklanma talep eder. Bu yola gidilmediği gibi, yargının işlemesinin bile önü tıkanmıştır.Yargıyı tıkama o boyuta ulaşmıştır ki, bugüne kadar yaptıkları ve söyledikleriyle AKP paralelinde olduğunu bütün dünyanın bildiği Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç dahi isyan etmek durumunda kalmıştır. Kılıç’ın sözlerinin hangi beklentiyle söylendiği ayrı bir tartışma konusudur. Ancak konuşmanın içeriğine AKP yönetiminde bile bir itiraz yapılamamıştır. Sadece yöntem ve zamanlama üzerinden bir saldırı başlatılmıştır.

Aklanmadan olmaz

Yolsuzluk ve rüşvet iddialarının ortaya çıkarılış şeklinin sorunlu olması, ciddiyetini ortadan kaldırmayacağı gibi, bunun hesabını vermek durumunda olanlar da yine iktidar sorumluluğu taşıyanlardır. 12 yıllık bir iktidardan söz ediyoruz. Eğer bugün bir paralel yapı, çete veya haşhaşi düzeni varsa, bu da AKP’nin ürünüdür ve söylenenler mutlaka hesabı sorulması gereken bir itiraf olmaktan başka bir anlam taşımamaktadır. Kaldı ki, sayın başbakan dinlemelerden şikayet ederken söyledikleriyle “montaj” iddialarını yine kendisi çürütmüştür. Eğer kanunsuz ve usulsüz bir dinleme yapılmışsa bunun hesabı mutlaka sorulmalıdır. Ancak, dinlemede ortaya çıkanların hesabının sorulması da bir o kadar kaçınılmazdır. Her şeyi bir kenara bırakıp bu ülkeye Cumhurbaşkanı olmayı düşünen herkesin hakkındaki iddialarla ilgili olarak doğrudan kendisinin yargıya gidip, kafalarda hiçbir soru işareti kalmayacak biçimde aklanmış bir şekilde milletin karşısına çıkması aklın da, hukukun da, vicdanın da siyasetin de gereğidir.

Herkesin uyacağı ölçü

Kimlerin Cumhurbaşkanı adayı olacağından önce bütün siyasi partilerin üzerinde ittifak etmesi gereken konu, ahlak, vicdan, siyaset ve Anayasa kurallardır. Tartışmasız, herkesin güveneceği, huzur ve barış getirecek bir ismin köşke çıkması isteniyorsa, adaylarda bu özelliklerin olmasına bütün siyasi partiler riayet etmek zorundadır. MHP Genel Başkanı sayın Devlet Bahçeli daha ilk günden itibaren bu duruma dikkat çekmiş ve ölçüyü koymuştur. Bütün değerlendirmelerinde bunu hatırlatıyor. Bırakın rakiplerini, uzun süre işbirliği yaptıklarını, birlikte yürüdüklerini dahi bir anda silip hedefe oturtanların ve neredeyse etrafında hiç dostu kalmayanların bu ölçüye uyduğunu hiç kimse söyleyemez. Bu ölçüye uymak yerine, bir oldu-bitti oluşturmaya çalışmak ne ülkeye ne de o makamda oturacak olanlara bir fayda getirmeyeceği gibi, AKP dönemiyle birlikte zaten çok sıkıntılı ve zor bir dönem geçiren Türkiye’yi çok daha büyük tehdit ve tehlikelerle karşı karşıya bırakacaktır.

Orhan Karatasorhan@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
mahmut demirkollu 25 Mayıs 2014 / 21:13 Cevapla

Yukarıda yazılı hususlar ideal olanıdır.Bu iyi vasıfları bir ki,şide toplamak çook zordur.Kısacası;Atatürkten sonraki reisi cumhurların hatalarını yapmamak da bir ölçüdür.Eski cumhurbaşkanlarının olumlu yanlarını birlikte uygulasa da idare eder.YSK ;işe yaramayanlara bir sebep bulup ayıklamalı.Bu seçim asla (bdp vekillerinin seçimi gibi)hatalı olmamalı.Partiler üstübir kişi olmalı.İdeal kişi olup olmadığı muhalefetin sesinden anlaşılacaktır.doğru ki,şi olursa muhalefet sokaklara düşer çirkin çirkin ses çıkarır