SON DAKİKA

Trump Ve Almanya

Gündem Yazıları

BEDAVA ÜLKÜCÜLÜK

Gündem Yazıları

KADER MAHKÛMLARINA AF

KÖŞE YAZILARI

Her ülkücü bir Hasan Onbaşı’dır

Bu haber 11 Aralık 2017 - 11:50 'de eklendi ve 304 kez görüntülendi.

“Türkiye Cumhuriyeti, ülkesi ve milletiyle yüksek risk ve tehditlere muhataptır. Terör örgütleri kimi zaman nöbetleşe, kimi zaman da kolektif nefretle saldırıya geçmektedir. Amaç Türk milletini kendi kutsal topraklarında boğmak, Türklüğü yurdundan kovmaktır. Amaç Türk devletini takatsiz düşürmek, içten çökertmek, dıştan çürütmektir.” Bu acı tespitler MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli tarafından hafta sonu Antalya’da Belediye Başkanları toplantısında yapılmıştır.

HER TAŞIN ALTINDAN ABD ÇIKIYOR

Bu ağır tablo karşısında susacak, sinecek, geri çekilecek değiliz. Nitekim sayın Bahçeli de, “Elbette taviz ve tavsama düşünülemeyecektir. Türk milletinin tarihi hak ve mirasının pazarlık konusu yapılması, güç ve çıkar lobilerine peşkeş çekilmesi hem imkânsız, hem de ihanet olacaktır. İstiklalimize gölge düşürenlere karşı safımız elbette bellidir.” diyerek kesin ve net bir tavır ortaya koymuştur. Son yıllarda Türkiye’yi kuşatmaya alma çabalarının başını ABD çekmektedir. Sayın Bahçeli, “Hangi taşı kaldırsak altından ABD çıkmış, hangi kumpası dürtsek, hangi komplonun maskesini indirsek ABD belirmiştir. Artık bu kadarı da fazladır.” Sözleriyle bu duruma dikkat çekmiştir. Rıza Sarraf davası bütün dünyanın malumudur. Sayın Bahçeli MHP’nin bu konudaki tavrını şöyle anlatmıştır:

“İranlı bir şarlatan üzerinden günlerdir Türkiye’ye parmak sallayan, ayar vermeye çalışan, adeta sanık yerine koyan ABD utanmazlığını ibretle, esefle, nefretle takip ediyoruz. Bu rüşvetçi casusun itiraflarıyla Türkiye’ye hüküm vermek, Türkiye’nin kaybedeceğini sanmak mümkün olmadığı gibi gayri meşru, gayri ahlaki, gayri hukuki bir alçalma halidir. Ortada bir rüşvet çarkı varsa, ortada bir suç varsa, ortada milletin ve devletin kaynakları ona buna ticaret kılıfıyla dağıtılmışsa, bunun hesabının sorulacağı, yargılamasının yapılacağı yer ABD değil Türkiye Cumhuriyeti’dir. Altını çizerek ifade ediyorum ki, İran’la ticaret yapmanın ayıp veya sakıncalı bir yanı yoktur. Kimden ne alacağımızı, kime ne satacağımızı, kimlerle hangi iş ve ticaret ilişkisine gireceğimizi egemen bir devlet olarak kendimiz belirler, kendimiz tayin ederiz. ABD’nin keyfine bakarak, siyasi ve ekonomik çıkarlarımızdan vazgeçemeyiz, vazgeçmemeliyiz.”

KUDÜS VE HASAN ONBAŞI

Kudüs Türk milletinin namusuna emanet bir büyük ve vazgeçilmez davadır. ABD Başkanı Trump’ın attığı kanlı imza bu gerçeği değiştiremeyeceği gibi, bundan geri adım atmamız da söz konusu olamaz. Sayın Bahçeli’nin anlattığı ve yüreğimizi kanatan yaşanmış bir olayı bir defa daha duyarlı vicdanlara hatırlatmak istiyorum:

1972 yılında bir gazeteci, bazı siyasetçi ve işadamlarıyla birlikte İsrail’e gider. Mescid-i Aksa’ya vardıklarında, doksan yaşlarında dimdik duran bir adam dikkatini çeker. Bu yaşlı adamın üzerinde her yanı yamalı eskimiş bir asker üniforması vardır. Bu gazeteci selam verip bu şahsın hatırını ve kim olduğunu sorar. Bu yaşlı, ama gönlü, görev ve vatan aşkı ilk günkü gibi heyecan dolu olan bu zat sorulan soruya şöyle cevap verir:

“Ben Osmanlı ordusu, 20.Kolordu, 36.Tabur, 8.Bölük, 11. Ağır Makineli Tüfek Takım Komutanı Onbaşı Hasan.”

Bu kahraman büyüğümüz şöyle devam eder:

“Ben Iğdırlı Onbaşı Hasan’ım. Bizim bölük Cihan Harbi’nde Kanal Cephesi’nde İngiliz’e saldırdı. Canım ordu Kanal’da yenildi. Artık geri çekilmek elzem idi. Ecdat yadigarı topraklar bir bir elden gidiyordu. İngiliz, sonra Kudüs’e dayandı, şehri işgal etti. Biz de Kudüs’te artçı bölük olarak bırakıldık.”

Mütarekenin hitamında bölük komutanları İstanbul’a çağrılır. Mondrosla birlikte ordu terhis edilmiştir. Yüzbaşı geride kalan askerlerine, memleketlerine dönebileceklerini, ancak kendisini dinleyecek olurlarsa tek bir isteğinin olduğunu belirterek şunları söyler:

“Kudüs bize Sultan Selim Han Hazretlerinin yadigarıdır. Siz burada nöbeti sürdürün. Sonra halk Osmanlı da gitti, bundan sonra bizim halimiz nice olur demesin. Fahri kainat Efendimizin ilk kıblesini Osmanlı da terk ederse gavura bayramdır.”

Nitekim bölük Kudüs’e konuşlanır. Kahramanlar yıllar içinde bir bir ebediyete irtihal ederler. Geride yalnızca Onbaşı Hasan kalır. Bu Hasan Onbaşı ki, söz konusu gazeteciye bir emanet tevdi eder ve şunları söyler:

Anadolu’ya vardığında, yolun Tokat sancağına düşerse, Mescid-i Aksa’ya beni nöbetçi bırakıp burayı bana emanet eden Kolağam Mustafa Kumandanıma git. Ellerinden benim için öp ve de ki:

“Kudüs’ü bekleyen 11.Makineli Takım Komutanı Iğdırlı Hasan o günden bu yana bıraktığın yerde nöbetinin başındadır. Nöbetini terk etmedi, tekmili tamamdır, hayır dualarınızı beklemektedir.”

Rahmet ve hayranlıkla andığımız bu kahraman Mehmed, Mescid-i Aksa’yı bekleyen son Osmanlı, 1982’de hayata gözlerini yummuştur. Nöbet ise manen ve gıyaben bizlerdedir.

TÜRKLÜĞÜN DERİN İZLERİ

Sayın Bahçeli, her ülkücünün bir Hasan Onbaşı olduğunu özellikle ve altını çizerek hatırlatıyor.ABD’nin marazi ve maceracı yönetimi Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımış olması, ABD’nin Türk ve Müslümanlara karşı açık düşmanlığının yeni bir halkasıdır. Sayın Bahçeli, Kudüs’ün ağladığını anlatırken, bu mübarek şehrin aynı zamanda Türklüğün derin izlerini taşıdığını ve mukaddesatımızın namusu olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Kudüs gitti demekle gitmez, düştü demekle düşmez, İsrail’in demekle bu tartı bu sıkleti çekmez. Trump sorumsuz ve skandal bir karara imza atmıştır. Yalan, dolan, riya ABD yönetimine egemen olmuştur. Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanınmasından sonra, bölgede barış ve işbirliğinden akıl sağlığı yerinde olan hiç kimse bahsedemeyecektir. Siyonizm’in lobi çalışması, Trump’a nüfuz faaliyetleri zehirli meyvesini vermiştir. Kudüs bizzat kriz havarisi, kaos imalatçısı Trump tarafından dinamitlenmiştir. Kıyamet günü senaryolarına derinlik katılmıştır. Evanjelist ve Kabala tezgahı Trump’ın iradesine zincir vurmuştur.”

İNTİFADA DESTEKLENMELİ

Sayın Bahçeli muhalefetiyle, iktidarıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla Türk milletinin ve İslam ülkelerininTrump’a ve İsrail’e karşı intifada da bulunmalarında çok büyük fayda olacağını hatırlatmış, Çarşamba günü İstanbul’da gerçekleşecek İslam İşbirliği Teşkilatı toplantısının yerini ve anlamını bulabilmesi için alınması gereken kararları da şu şekilde sıralamıştır:

“57 İslam ülkesi arasındaki ilişkiler güçlenmeli, bunlar gereken tavrını ABD’ye ve İsrail’e karşı mutlaka göstermelidir. Önemle diyorum ki, Filistin, başkenti Doğu Kudüs, bağımsız ve egemen bir devlet yapısıyla kabullenilmeli, tanınmalı, ilanı yapılmalıdır. Ayrıca Türkiye, Kudüs kararı geri çekilesiye kadar, İsraille diplomatik temsilcilik seviyesini en düşük noktaya indirmeli, hatta geçici olarak kapatmalıdır. İslam ülkeleri, İsrail’le kurulmuş siyasi, ekonomik ve diplomatik ilişkileri gözden geçirmeli, zorunluluk halleri dışında irtibat ve diyaloglar askıya alınmalıdır. Birleşmiş Milletler toplanmakla kalmamalı, kalıcı, etkili karar ve yaptırımları süratle alacak iradeyi sergilemelidir. Kudüs kutsalımız, kıvancımız, inancımızın emanetidir. Kudüs Müslümandır, mihverdir, müşrik ve batıl heveslere rehin ve teslim edilemeyecektir.”

Orhan Karatasorhan@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.