Asikurtlar©

Her İltica Hicret Değildir!

Her İltica Hicret Değildir!
07 Temmuz 2016 - 12:11 'de eklendi ve 4422 kez görüntülendi.

 

 

Sürücüler bilir, özellikle otomobillerde, sürüş esnasında bir kör nokta vardır. İnsanın göz çeperinden görebildiği alanla, dikiz aynasından görebildiği alan arasında gözden kaçan bir yerdir.

Eğer o kör noktaya giren aracı göremediyseniz ve aniden sollamaya çıkarsanız, acı bir fren sesi duymadığınız takdirde, çarpışmaya, kuyruk kaptırmaya, devrilmeye, hatta taklalar atmaya hazır olmalısınız!

“Suriyelilere vatandaşlık” problemi işte böyle bir kör noktaya sıkışmış bulunuyor.

Mesele kör noktada çünkü… Cumhurbaşkanı, ümmet adına duyuyor, ümmet adına düşünüyor, ümmet adına bakıyor ve ümmet adına görüyor.

Ümmet, dikiz aynasına bile bakmadan sollamaya çıkıyor!

Ümmetin başı ne de olsa… O bir şey söylüyor. Sonra o söz ümmetin iradesi oluyor.Oradan çıkıyor, meclise geliyor; sonra da sözüm ona “millet iradesi” oluyor!..

Bu arada yüz tane yazar aynı anda kararın ne kadar hikmetli olduğuna dair dayanaklar buluyor, iradenin altını dolduruyor!

Birisi keşif yapmış: “Kim bilir ne değerler gelecek; Mevlana da muhacirdi!” diyor. Öbürü, “Ensar da Muhacirun’u böyle karşılamıştı” diyor.

Eee? Peygamber efendimiz nerede peki? Hiç olmazsa önüne çöktüğü evden bir Eyyûb El EnsariçıkaranKusvakadar mübarek bir ademoğlu var mı gelenlerin arasında?..

Gören de ortada bir “Hicret-i Nebeviyye” var da biz ırkçılık yapıyoruz zannedecek!..

Şimdi asıl soruya geliyorum:

“Muhacir Medine’de vatandaş olup kalsaydı, Mekke’yi kim fethedecekti?”

Adamı ifrit eden Arap sevdanız gözünüzü kör etmiş. Muhaciri de ifsat edecek seviyeye gelmiş sizin!

Anadolu’ya gelen de Mevlana değildir bu arada babası “Sultanü’l- Ulema” Bahaeddin Veled’dir. Üstelik siyasi sebeplerle Moğol istilasından önce yollara düşmüştür.

Biz buradaki asıl meselenin Ensarcılık Muhacirlik, Mevlevilik filan olmadığının farkındayız.

Ayrıca Mevlana’dan daha büyük bir Sünni âlim olan babasının adını kimse bilmezken, neredeyse “enternasyonal bir mistik” olan Mevlana’nın sınırları aşan şöhretinin, İslam’dan ziyade evrenselmistisizm, edebi estetik vesofistike görsellikten ileri geldiğini kabullenmek zorundayız.

Mesnevi, ney, kudüm ve sema ayini olmasa belki de Hz. Mevlana da, ancak babası kadar tanınacak ve itibar görecekti.

O yüzden, bugünkü Suriyelilerin durumuna bakınca, Muhacirun ve Mevlana’yı da rahatsız edecek bu tür benzetmelerden şiddetle kaçınmamız gerekiyor.

Tarihi olaylar, meydana geldikleri çağın şartlarına göre yorumlanırlar. Hicretin şeri bir vecibe olması, benzer olaylar karşısında muhayyilemizde nostaljik bir heyecana sebep olabilir.

Ancak 622’deki Hicreti, bugüne taşıyamaz!

Kendisinden 8 yıl sonra Mekke’nin fethiniyaşatmayan bir hicret, Hicret değildir!

Bir kere darü’l-İslam – darü’l-harp kümeleri içinde değil milli yurtlar ve ulusal devletler çağında yaşıyoruz. Bunun mucidi biz değiliz; ancak reel politiğe sadık kalmak zorundayız.

Hicrette gelenlerle karşılayanlar, yani Ensar’la Muhacirûn aynı kültürün, aynı dinin ve hatta aynı Akabe biatlarınınmütecanis unsurlarıydı.

Medineliler Hanifliğin merhametiyle donanmış, Mekkeliler ise peygamberimizin ilk ümmeti olmakla şereflenmişlerdi.

Sahabe ahlakıyla ahlaklanmış, ortak düşmanın ağır zulmü karşısında en mütecanis milletlerden daha sıkı bağlarla birbirlerine bağlanmışlardı.

Hicretten sonra aynı savaşlara giriyor, aynı ganimetten ortak pay alıyorlardı.

Ayrıca Muhaceret esnasında ne iki ayrı vatandaşlık bağı ne de bir İslam devleti vardı. Her iki unsur, Medine vesikasıyla ortak bir devlet kuracaklar ve şer’an onun vatandaşı olacaklardı.

Hepsinden önemlisi vahiy inmeye devam ediyordu ve her iki grup da birinci ağızdan aydınlanıyorlardı.

Peygamber efendimiz gibi bir “mürşid-i ekber”e rağmen onun ölümünden hemen sonra 632’de başlayan Ridde savaşlarına Ensar’dan ve Muhacirun’dan kimlerin katıldığını da tarihler asla yazmayacaktı.

656 CemelVakası’nda ölen 14 bin ve 657Sıffin Savaşında ölen 70 bin Müslüman’dan ne kadarının Ensar, ne kadarının Muhacirun olduğunu da kimse hesaplamayacaktı.

Bu işler, 20. Yüzyıla mahsus “İhvan-ı Müslimin” romantizmiyle anlaşılamazdı!

Vatanınikramı olmaz!..

Bu vatanda Malazgirt’ten Sakarya’yanicegazinin kılıç hakkı, nice şehidin mübarek kanı vardır.

Vahiy olmasa, emr-i Hak olmasa, tebliğin ateşi yürekleriyakıp kavurmasa, hele hele mükerrer Akabe biatlarıimzalanmasa, Allah aşkıyla içten davetler yapılmasa hiç hicret olur muydu?

Peygamberin ayağı dokunmasa, o hastalıklı Yahudi kenti, “Medine-i Münevvere” olur muydu?

Hicret tek başına hikmet değildir!

Ardında Bedir’iolmayan nefsani ilticalar”hicret” değildir!

Hendek’siz, Hudeybiye’sizsığınmalar”hicret” değildir!

Sen şu”Mekke’nin fethini”hele bir göster!..

Ganimeti de”muhacirin”olmak üzere…

Sekiz yılı acemi birliği…

Kırk sekiz yıl savaşmayan “ensar”değildir!..

 

Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER