Asikurtlar©

Hangi Milliyetçilik?

Hangi Milliyetçilik?
11 Haziran 2016 - 9:45 'de eklendi ve 4297 kez görüntülendi.

 

 

 

Bu yazımı, PKK terörüne sözüm ona karşılık verirken, aralarında MHP il ve ilçe başkanlarının da bulunduğu Kürt kardeşlerimize sosyal medya üzerinden saldırarak, bedava bölücülük yapan klavye kahramanları için yazıyorum.
Kabul gören uzman görüşüne göre Milletler, oluşumları bakımından ikiye ayrılırlar:
1- Tarihi milletler, Büyük devletlerin sınırları içinde ortak bir kültür alarak milletleşen heterojen (çok tipli) yapılardır. (Türkler, İtalyanlar… gibi)
2- Kavim Milletler, Aynı atadan gelen, tek bir aşiret ya da oymağın zaman içinde nüfus artışı göstermesiyle oluşan homojen (tek tipli) yapılardır. (Japonlar, Koreliler… gibi) Bu milletleri “zaman” ortaya çıkarmıştır.

Prof. S. Maksudi Arsal’ın bu tespitine göre; Türklerin, son ulus üreten tarihi olaylar zinciri, Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşanmıştır.
Osmanlılar, Beylikler döneminin Oğuz oymaklarından başka Artuklular, Akkoyunlular ve Karakoyunlulardan intikal eden Kürtler ve Türkmenlerle, Kafkas ve Balkan muhacirlerinin birliği şeklinde ortaya çıkan yeni bir “Tarihi Milletin” kurucusu olmuşlardır.

Osmanlı asırları içinde dini ve kültürel birliğini tamamlayıp, siyasi dayanışma iradesi gösteren ve Türkiye Cumhuriyeti halkını oluşturan “Türk Milleti”ne, ister sehven “Ulus;” yakıştırması yapılsın isterse “Tarihi Millet” denilsin, bu oluşumun “etnik kimlik” çevresinde birleşen “kavim milletler”den farklı olduğu bir gerçektir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin sorumluluk alanına giren Türk Milleti’nin yaşanan gerçekliğe göre tanımı şudur:
30 Ekim 1918 itibariyle Mondros Ateşkes sınırının kuzeyinde kalan Araplar ve Kürtler dahil Anadolu ve Rumeli Müslümanlarının tamamı Türk’tür.

Misak-ı Milli Belgesi, Milliyetçilerin kimi “Türk” kabul ettiğini, “Halep’in 40 Km. kuzeyinden, Musul’un 70 Km. güneyinden” geçen bu sınıra göre ilan etmiştir.
Lozan Konferansında, bu tanımdan felsefi veya siyasi bir taviz verilmemiştir.
Başta Mustafa Kemal Atatürk ve Başbuğ Alparslan Türkeş olmak üzere Türkiye’de tarihi Arka plana ve yaşanan gerçekliğe bağlı olarak Milliyetçilik yapan herkes, bu milletin Milliyetçisidir.
Osmanlı Türkleri, 1923’te kimin Türk olduğunu ve kimin Türk olmadığını “coğrafya-din” koordinatlarıyla belirlemişlerdir.

1924 Anayasasında “Türk tanımı” yapılırken “vatandaşlık bağı” esas alınarak din ekseni de göz ardı edilmiş; milletin ve milliyetçiliğin kapsama alanı bir puan daha genişletilmiştir.
Ancak Rum ve Ermeni Patrikhaneleri cemaatlerinin Türkleşmesine müsaade etmedikleri için bu mevzuat değişikliği, Dabbağyan gibi entelektüel istisnaları cezbeden bir temenni olmaktan öteye gidememiştir.
Yani 1920’ler, Ön Asya’da “Türk’ün yeniden tanımlandığı” yıllardır.
1930’larda ise CHP’nin işgüzar laikar kadroları, Misak-ı Milli gibi önemli bir kurucu belgede tahrifat yapacak kadar dinden uzağa düşmüşlerdir.

Böylece kaş yapayım derken, memleketi gözden etmişlerdir.
Orijinal metinde: “Mondros Mütarekesiyle belirlenen sınırların içinde yaşayan Osmanlı İslam çoğunluğunun ayrılık kabul etmez bir bütün” olduğu vurgulanarak Türk’ün tanımı yapılıyordu.
Oysa ders kitaplarına geçen Misak-ı Milli’de “Türklerin çoğunlukta olduğu yerler, ayrılık kabul etmez bir bütündür” gibi bir işgüzarlığa gidilerek Misak-ı Millinin bu yeni ulusu, tarihi milleti tanımlayan özelliği yok edilmiştir.
İslam yerine Türk kelimesini kullanmak daha Milliyetçi bir tavır gibi görünse de Misak-ı Milli söz konusu olduğunda bu durum bir aldanıştan ibarettir.

Tam tersine, 1919 Türkçülerinin deha seviyesindeki titiz seçimiyle kaleme alınan Misak-ı Milli metni: “Harranlıyız, veya Siirtliyiz dilimiz Arapça biz kimiz?” veya “Mardinliyiz; ana dilimiz Kürtçe biz ne olacağız?” sorularını da cevaplayan bir millet tanımı yapıyordu.
“Misak-ı Milli”yle edilen yemin “milli” çizilen sınır “milli” olduğuna göre “Suriye sınırının kuzeyinde kalan her Müslüman” ana dili ne olursa olsun “aynı milletten”di.
Öyleyse “Türk”tü!..

İngilizler bu politikayı çözdü ve Musul meselesini Lozan’ın dışına çekerek Kürt etnisitesini diri tutan yeni bir “Barzancı” siyasete yöneldi.
Çünkü “bin yıllık kardeşlik”ten doğacak dört başı mamur bir siyasi birlik ve uluslaşma, İngilizler için petrolden daha önemliydi.

Bugün Misak-ı Millinin yitik parçası olan Irak ve Suriye Kürtleri, Amerika’nın ucuz lejyonerleri haline gelmiştir.
Marksist bir terör örgütünün etnik taban bulması da “milli” sınırlar çizip, içindekileri bir türlü “millet” yapamayan sözde ulusçu kadroların tarihi mantık hatalarının affedilmez bir sonucudur.

Bu sorumsuzlar, yangına körükle gitmekte, zor şartların damarlı Türk Milliyetçilerine sırf etnik kökeninden dolayı hakaret etmekte, ahlaksızca saldırmaktadır.
Türk’ün ufkunu karartan, dağdaki düşmanlar değil, adı ister Kal-u Bela; isterse Misak-ı Milli olsun!..
Kutsal sınırları aşmayı marifet sanan, içimizdeki şeytanlardır.
Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER