Asikurtlar©

Hançerle Yazılanlar!

Hançerle Yazılanlar!
26 Mayıs 2016 - 8:56 'de eklendi ve 4406 kez görüntülendi.

 

 

Ve Yargıtay kararını açıkladı. Yani Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin kararını onadı.
Sonuç itibariyle MHP’nin iç demokratik temayülleri konusundaki endişe ve ithamların asılsız olduğu anlaşılmış oldu.
Bu karar süreci en başından sonuna kadar, birçok asılsız iddiayı birden çürüten herkesin ders alacağı gelişmelere sahne olmuştur.

Bunlardan birincisi, MHP delegesinin “asker delege” olduğu iddiasıdır. Çünkü delege, başvuru için yeterli sayı olan 245’in iki katının 41 fazlası imzayla tüzük kurultayı talebinde bulunmuş; seçimli bir olağanüstü kurultay talebini açıkça ortaya koymuştur.

Hal-i hazırda 531/1254 oranında tecelli eden “delege iradesi”nin asıl talebi: “tüzüğü değiştirmek ve seçimli bir olağanüstü kongreye gitmek” olduğuna göre MHP Genel Başkanı sayın Devlet Bahçeli’nin Yargıtay’a göre çok daha seri bir şekilde “seçimli kurultay” kararı alması da bu iradeye uygun olmuştur.
Çünkü bu çekişme ortamında daha ne kadar Ülkücü’nün bir başka Ülkücünün kalbini kıracağı belli değildir.
Yargıtay kararının çürüttüğü ikinci iddia ise “MHP Genel Başkanının yargı kararını etkilemek üzere AKP’ye destek verdiği” iddiasıdır.

Bu temelsiz iddiaya verilecek en iyi cevap: “Kişi, kendinden bilir işi!..” argosudur. Çünkü bu sefil iddianın felsefeye ve edebiyata sığacak bir tarafı yoktur.
Yargıtay kararı, köydeki çobanın bile bildiği, “yerel mahkeme kararı, temyiz edilebilir ve yüksek mahkeme onayı olmadıkça geçerli değildir;” hükmüne rağmen 15 Mayıs’ta Kurultay toplamaya çalışanlara da cevap niteliğindedir.
Hukuki dayanağı olmayan bir siyasi gösteriye kolluk gücü engel oldu diye “AKP’yle de boğuşuyoruz” şeklinde mesajlar veren genel başkan adaylarının hırslarının öngörülerine galebe çaldığını göstermesi bakımından da önemlidir.

“MHP Genel Merkezi, kurultaydan kaçmak için hükümetle işbirliği yapıyor” iddiası, sadece Devlet Bahçeli’yi değil, 40 yıldır partisinin adını daima ve sadece şerefli yerlerde görmüş olan bütün partilileri de üzmüştür.
Bu süreçte sınıfta kalanlar, sadece yanlış öngörüler, suizan ve iftiralarla niyet okuması yapan adaylar olmamıştır. Elinin ve dilinin ayarını yapamayan klavye kahramanları da bundan sonrası için gençlere kötü örnek olmuşlardır.
Atın, gemini azıya aldıktan sonra durması, kırılan kalplerin tamiratı, yıkılan geleneklerin yeniden hayat bulması zordur.

Kurultaylara “Demokrasi şöleni” filan diyorlar da… Ben bu işleri o kadar da sevmiyorum.
47 yıldır bir kez, o da vefat sebebiyle genel başkan değiştirmiş bir partimiz var. Ama biz her kurultayda bir kısım delegeyi, adayın çevresindeki partilileri, ondan da önemlisi, kendi aramızda tartışırken enerjimizi ve sevgimizi kaybediyoruz.

Siyasette “birini destekleyerek kazanmak, yeni bir sayfa açmak ve o sayfanın önemli bir yerine yazılmak” gibi bir arzu var. Ben belki de işin bu kısmını anlayamıyorum.

Ülkücü eğer siyasette bir değer üretecek kadar yetişmişse onun er ya da geç, tek sayfalık Ülkücülük kitabının bir yerinde zaten yer alacağına inanıyorum.
Kimse kusura bakmasın ama… Eline, diline, beline sahip olup, sonra da Ülkücülük adına bir değer ürettiği halde bu sayfada yer alamayana ben henüz rastlamadım.

Her lider, kendi meşrebine, mektebine, mesaisine, melekesine uygun adamla çalışmakta serbesttir. Yazar mısın? Anlaşamadın mı? Gider kitabını yazar; sonra da eğer gerçekten yazarsan peynir ekmek gibi satarsın.
İlle de Genel Başkanın, partinin referansıyla, teşkilatın masasında satmak zorunda değilsin.

Ozan mısın, sanatçı mısın? Lider elinden tutmadı mı?.. Müziğini yapar, sonra da gerçekten müzik yapmışsan gider konserini veririsin. Sahnenin önü dolar taşar CD’lerini satarsın.
Profesör müsün? Strateji ve terör uzmanı mısın? Parti değerini bilmedi mi?..
Aç değilsin açık değilsin; yani desteksiz de yürürsün. Gider dersini anlatırsın. Konferanslar verirsin. TV’lere çıkar, kendi alanında aranan adam olursun.
Sonra değerin anlaşılır, ihtiyaç hasıl olur partine dönersin. İlk sıraya konursun. Hatta divana girer, yönetici olursun!
Sonra seni tekrar bu sayfaya yazan lideri, en kritik zamanda terk ederek, karşısına çıkarmışsın! O senin bileceğin iştir!

Ben, MHP Genel Merkezine bu dört yıllık süre içinde “dergi çıkaralım” diyenden “nükleer santral kuralım” diyene kadar her çeşit adamın gelip gittiğini gördüm.
Etrafta kendince bazı acayip işler yaparak “ben acayip Ülkücüyüm” iddiasında olanlar bir yana bugüne kadar, Ülkücü standartlara uygun değer üreten hiçbir partilinin, MHP Genel Başkanı tarafından göz ardı edildiğini, kendisine bir şans verilmediğini görmedim.
İstisnalar kaideyi bozmaz; ancak, aynı Sayın Genel Başkanın itibar gösterdiği, referans olduğu pek çok insan tanıdım.
Yeni bir sayfa açıyorlardı ve… Ellerinde kalem yerine hançer vardı!
Ben bu eğlencesi kendinden menkul demokrasi şölenlerini işte bu yüzden sevmiyorum.

Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER