Asikurtlar©

Hakkını Helal Etmesin!

Hakkını Helal Etmesin!
30 Haziran 2016 - 17:44 'de eklendi ve 4092 kez görüntülendi.

 

 

Eric Hoffer’ın “Kesin İnançlılar”ı 80’lerin başında, önce elimize sonra da kaldırıma düşen kitaplardandı.
Ucuz olmasından mı, yoksa memleketin yoğun bir “kesin inançlı” kuşatması altında kalmış olmasından mı bilinmez, okurken bir yandan uzun uzun bıyıklarımızı çekiştirir, bir yandan da komünistlere bakardık.
Bize göre onların “beyni yıkanmış”tı. Onlara göre de biz “faşo”yduk…
12 Eylül’den hemen sonra okumuştum kitabı ve “hane halkına bir zararı olup olmadığını” etüt ettikten sonra ilerlemiştim.

Kitap bizi anlatmıyordu!
Avrupa feodalite tarihinden beslenen Marksist literatür bizi öylesine yormuştu ki; hiçbir kökü dışarda sosyolojik analize metelik vermiyorduk.
Nitekim Hoffer, Kitle hareketleriyle ilgili tespitlerini, kendi tanıklıkları üzerinden yapıyordu.
Amerika’daki topluma uyum sağlayamayan işsizlere benzer kişilerin Avrupa’da Sosyalizm ve Nazizm gibi akımlara elverişli bir ruh haline sahip olduklarını fark etmesi, Hoffer’ı böyle bir kitap yazmaya sevk etmişti.
Ona göre bu eğilim “kendi istenmeyen benliklerinden kurtulmanın” bir yoluydu.
Bunlar, benim gibi okullar arası bilgi yarışmasında il birinciliği olan, bayramlarda okul kıtasının başında yürüyen yakışıklı bir sportmeni açacak analizler değildi!

Kimse bizi kolumuzdan tutup zorla Ülkücü yapmamıştı. Etrafta selam verip almayan, afiyet olsun yerine “yarasın” diyen, ekmeğin içine ağzını silip; sadece kabuğunu yiyen ve fırsat buldukça Allah’a kitaba söven bir güruh türemişti.
Biz de evden okula neredeyse Ülkücü olmaya gelmiştik.
Yani Hoffer, Amerikan evsizlerine Avrupa’da felsefi bir zemin arayadursun; biz halimizden memnunduk.
Şimdi düşünüyorum da işin bir de “kesin inançsızlar” tarafı var ve Hoffer’ın anlattığından daha tehlikeli…

“Kesin inançlılık”ta sorgusuz sevgi, tartışmasız bağlılık yani bir tür aşk var. Kesin inançsızlık ise aşktan sonraki ölümcül nefreti hatırlatıyor!
Bugünlerde camianın bir kısmında yeni bir hüsran rüzgârı esiyor. Kurultay kargaşasından ilginç bir netice çıkmamış olmasının yarattığı bir psikolojik yıkım dalgası bu…

Hızla tamir edilmesi lazım…
Ülkücüler, damarlı ve budaklı benlikleriyle Eric Hoffer’ın asla anlayamayacağı tepkiler geliştiriyorlar.
Umutları ve beklenti çıtaları yükseltilmiş “kesin inançlıların” yaşadığı hayal kırıklığı, adeta mistik bir nefrete dönüşüyor. Tam bir “şifa istemem balından” durumu bu…
Bazı Ülkücülerdeki heveskâr ve ümidvar değişim arzusu, giderek üzücü bir “kesin inançsızlık” haline dönüşüyor.
Aralarında siyaseti bildiğini zanneden dost ve güzel insanlar da var… İçimiz yanıyor.
Bir yanımız, “zamanın ilaç olduğuna” inanıyor, geçer diyor. Bir yanımız da nasıl geçeceğini sorguluyor.
Bir şeyler yapmaya zorluyor, işte böyle yazdırıyor.
Hani başta ne demiştik? “Her Ülkücü hanedan üyesidir, Şad’dır, Tegin’dir…
“Sonucuna katlanmak kaydıyla… Pay-i tahtta hak iddia edebilir; tahta çıkabilir!..”
Şimdi tamamlayalım:

Ama hiçbir Tegin ağlamaz! Hele Kürşadlar hiç…
İşin ucunda bey olup tahta oturmak da vardır. Yay kirişiyle boğulmak da…
Burada “ağlama”yı güçsüzlük, çocukluk, mızıkçılık anlamında kullanmıyorum.
Centilmence sonucu kabullenmek ve davanın selameti için beklemek dışında verilecek her tepki, isterse “Mogadişu baskını” veya “Münih’te 24 Saat” tarzı kahramanca eylemler olsun!..

Töreye göre “ağlama”dır.
Mademki yiğitçe kafa tuttunuz ve başkaldırdınız; arkasında yiğitçe duracaksınız. Camı çerçeveyi sağlam tutacak, birliği bozmayacaksınız.
Benim şahsi bir kırgınlığım yok. Olsa da içime atmasını bilirim. Ama ne olur kavga zamanını hatırlatıp da: “Lider bize şunu dedi, divan üyesi bunu dedi.” Diye sızlanmaktan vazgeçin!
Sizin yaktığınız bu isyan ateşinde hayatında hiç Gorki okumamış nice Bolşevik, bilseniz klavyesiyle ne kremlinler bastı!

Bilseniz hanedanın minik prenseslerine kadar ne kılıçlar çekildi.
“İsyan Ülkücüye yakışmaz” derken ben bunu söylemiştim. Sıkışınca Paris’e Viyana’ya kaçacak, çarlar, boyarlar yok ki bizim aramızda…
İsyan, sınıflara mahsus bir iştir.

Bir yerlere söz verdiği anlaşılan Sinan’a uymayıp da olağan kurultay tarihini bekleseydiniz. kimse kimseye “kişeleme zamiri” kullanmazdı! Yani üst seviyede küfür ve sövgü olmazdı.
Tam tersine her taraftar kendi adayının iyilik meleği olur, centilmenliğe dururdu.
Yani MHP’nin ve genel merkezin kurumsal itibarı korunurdu.

Ama siz oradan “ferman Devlet’inse…” diye başlayan tweetler atıp da genel merkeze “AKP’nin arka bahçesi” iftirasını attığınız zaman, bir sarhoş Bolşevik de çıktı çiftleşen hayvanlara bacımızın resmini yapıştırırdı!..
Şimdi… Siz bana, sizi üzen, yaralayan siyasi hükümleri “oyunbazlığı, hainliği, gafleti, dalaleti, paraleli filan” verin!
Ben de size bendeki küfür klasörlerini…
Kiminki ağır çekerse, o hakkını helal etmesin!..
Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER