Asikurtlar©

GÜVENLİK BUNALIMI YAŞAYAN AVRUPA GELECEĞİNİ ARIYOR

GÜVENLİK BUNALIMI YAŞAYAN AVRUPA GELECEĞİNİ ARIYOR
27 Haziran 2016 - 14:58 'de eklendi ve 4065 kez görüntülendi.

 

 

 

İngiltere’nin, AB’den ayrılma kararı alması sadece Avrupa’nın değil, neredeyse tüm dünyanın bugünlerce öncelikli olarak tartıştığı bir mesele haline geldi.
Avrupa’nın en köklü ve önde gelen ülkelerinden olan İngiltere’nin böylesi bir karar alması AB yönetimini ve birliğin ağır toplarından olan diğer ülkeleri şaşırtmış olsa da, aslına bakarsanız günümüz şartları açısından sürpriz olmamıştır.
Kaldı ki İngiltere, geride bıraktığımız yıl yapılan genel seçimlerin ardından AB ile bazı koşullarda anlaşmak istediğini, ilişkileri gözden geçireceğini söylemişi, bu anlamda AB ile bazı müzakereler yürütmüştü.
Yani AB’den ayrılma ve AB ile ilişkilerin gözden geçirilmesi meselesi sadece bugünün değil, aksine uzun süredir adanın konuşup tartıştığı bir husustu.
Sığınmacı akınının Avrupa kıtasını vurduğu ve buna paralel olarak terör eylemlerinin Paris, Berlin, Londra gibi başkentleri hedef almaya başladığı bir atmosferde AB’nin tehditleri önleme ve engelleme anlamında başarılı bulmayanların sayısı günden güne zaten artış gösterirken, AB’ye olan inancında ciddi anlamda kaybolmaya başladığı açıktır.
Nitekim İngiltere’de yapılan referandumda, İngilizlerin “ayrılalım” kararını vermelerinin esas gerekçesi de budur.
Pek çok Fransız, Alman ve diğer önde gelen Avrupa ülkesi vatandaşları gibi İngilizler de “hem para veriyoruz, hem yönetimsel anlamda taviz veriyoruz ancak AB bizi korumaya muktedir olamıyor” anlayışıyla sandığa gitmişe benziyor.
İlave olarak İngiliz milliyetçiliğini kışkırtmak ve sahip olduğu zemini genişletmek amacıyla ortaya atıldığı belli olan Türkiye karşıtı söylemler de buna ilave edilmiş ve güvenlik kaygısıyla yönlendirici etkisi olan bir kararın çıkması sonucu doğmuştur.
İngiltere’nin verdiği karar iki açıdan doğru değerlendirilmeli ve Türkiye’nin yeni yüzyılda kendisine çizeceği rotanın değerlendirilmesinde dikkate alınmalıdır.
***
Bunlardan ilki AB’den ayrılma yönünde çıkan kararın diğer AB ülkelerinde de yaygın görüş haline gelip gelmeyeceği, diğeri ise AB’nin yaşanan koşullar karşısında yapısal bir reforma gidip gitmeyeceği, gidecekse nasıl bir yenilenme yapacağıdır.
İlk meseleden başlarsak, İngilizlerin “ayrılık” yönünde irade ortaya koymaları, Fransa, İtalya ve Hollanda aşırı sağını harekete geçirdi ve bu ülkelerde son yıllarda büyük bir toplumsal taban yakalayan aşırı uçtaki kesimi cesaretlendirerek, kendi ülkelerinin de AB’den ayrılmaları, “böylelikle kontrolü ele almaları gerektiği” çağrılarını yapmaları sonucunu doğurdu.
Şayet Avrupa daha fazla sığınmacı akını ve terör eylemleriyle yüzyüze kalmaya devam ederse, bu kesimlerin (aşırı uçtaki milliyetçiler) bırakın toplumsal anlamda güç kazanmalarını, kendi ülkelerinde iktidara gelmeleri dahi kaçınılmaz olacaktır.
Zira Avrupalının en mühim kaygısının “güvenlik” olduğu hususu hali hazırda su götürmez bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor.
Diğer yandan AB’nin devamından yana olan Almanya ve Fransa gibi ülkelerse İngiltere’nin yaptığını bir nevi “ihanet” olarak değerlendirip, kızgınlıklarını da gizlemeyerek, hem cezasız kalmaması gerektiği, hem de ayrılık yönünde aklında fikirler bulunan diğer ülkelere karşı caydırıcı olacak adımlar atılması zorunluluğu çerçevesinde konuya yaklaşacakmış izlenimi veriyor.
Nitekim İngiltere’nin birlikten ayrılma yönünde karar almasının hemen ardından AB’nin kurucu ortaklarının (Almanya, Fransa, Hollanda, İtalya, Belçika ve Lüksemburg) acilen toplanarak, İngiltere’ye “süreci uzatma bir an evvel çek git” mesajı vermeleri bunun işaretidir.
***
AB’nin bu krizi aşmak için yapısal değişikliğe gideceği ise artık bir tahminden öte zorunluluk görüntüsü veriyor. Fakat atılacak adımların AB’nin bir arada kalmasını ne derecede sağlayacağını şüphesiz ki zaman gösterecektir.
Hele ki Rusya, tabir yerindeyse ellerini ovuşturarak AB’nin içerisine düştüğü hali izlerken, birliğin gördüğü her zararın, aldığı her yaranın kendi hanesine yazılan bir olumlu gelişme olduğu fikriyle bundan sonra hareket edecektir.
Sığınmacı krizinde, özellikle Suriyeli sığınmacıları Avrupa’ya karşı “bir silah olarak kullandığı” değerlendirilen Rusya’nın, Avrupa üzerindeki baskısını daha da artırarak Doğu Avrupa, Karadeniz ve Baltık Bölgesi’nin kendi lehine çözülmesini sağlayacak siyasi karışıklıkların kıtada yayılması için çabalarına hız vereceği de sır olmasa gerek.
İronik bir hal almış olsa da Avrupa’nın karşısında duran asıl karar, nasıl bir birliğe ihtiyacı olduğu sorusuyla beraber, üye ülkeler hiç istemese de bu yönde alınacak kararlara ve farklılığa ne ölçüde katlanabilecekleriyle alakalıdır.
Güvenlik bunalımı yaşayan Avrupalı, AB’ye olan inancını kaybederken, NATO’ya olan düşüncesi ve tavrı nasıl şekillenecektir?
Bir bakıma AB’nin kaderini belirleyecek ve Avrupa’nın geleceğine yön verecek netice, bu soruya verilecek cevapla da doğrudan alakalıdır.
Ancak artık Avrupa kıtasında, 60 yıllık AB serüveninde hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı açıktır.

İsmail Özdemir

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER