SON DAKİKA

Gel De Şaşırma

Bu haber 28 Kasım 2014 - 10:40 'de eklendi ve 15 kez görüntülendi.

Duruma göre vaziyet alma ustalığının bir adım ilerisi, kendi sicillerinin itirafı oluyor. Özellikle sayın Cumhurbaşkanından ibret veren itiraflar geliyor. Sanki 12 yıl hem de tek başına bu ülkeyi kendisi yönetmemiş gibi, dert yanıyor, şikayet ediyor, akıl veriyor, sonra da dönüp hesap soruyor.

Kaş yaparken göz çıkarıyor

Kendisini örnek alan sayın başbakanda doğal olarak geri kalmıyor, ama kaş yaparken göz çıkarıyor. Dersim’i Kerbela ile kıyaslama gibi bir vahametin özrünü beklerken, Sayın Bahçeli’ye, ” işte er meydanı. Dersim konusunda Ankara’da söylediklerini, git Tunceli’de söyle” diye, meydan okuyarak zihin bulandırmaya uğraştı. İşte sayın Bahçeli bugün Tunceli’de. Hiç şüpheniz olmasın ki, Ankara’da söylediklerini aynen orada da söyleyecektir. Sayın başbakana tavsiyem, bu ziyareti iyi takip etmesi ve örnek almasıdır.

12 yıldır kim yönetti?

Sayın Cumhurbaşkanı, temsil ettiği makamın sorumsuzluğundan mıdır, başkasının boynuna astığı davulun tokmağını daha rahat kullanmanın rahatlığından mıdır bilinmez, ama öyle laflar ediyor ki, dinlerken 12 yıldır bu ülkeyi başkasının yönettiğini zannedersiniz. 3 dönem arka arkaya iktidar olacaksınız, her sözünüz bir kanun olacak, emrinizdeki medya ile millete dayattığınız her şeyi kabul ettirmek gibi bir imkanı kullanacaksınız, sonra da dönüp adaletsizlikten, hukuksuzluktan, çözümsüzlükten ve milli gelir bozukluğundan dem vurup, sureti haktan görüneceksiniz. Bir defa daha, “pes artık” diyoruz.

Pazarlık daha nasıl olur?

Özellikle adına “çözüm” denilen ve ülkenin varlığını ve birliğini çözen süreçle ilgili söyledikleri gerçekten ibret vesikasıdır. Bu konuyu dünkü yazımızda da değerlendirmiştik. “Bu bir pazarlık süreci değildir, bu bir taviz süreci, bir alma verme süreci asla değildir.” Diyor. Allah aşkına bir pazarlık, taviz, alma verme yoksa, bu bebek katiliyle kim ve neyi görüşüyor? Bu katilin isteyip de alamadığı ne kaldı? Pazarlık yoksa Oslo’da başlattığınız, sonra da İmralı’ya taşıtığınız şeref masalarında ne konuşuluyor? Her sıkıştığınızda bu katilden himmet beklemek, 6-7 Ekim olayları sırasında çaresiz kalıp gece yarılarında bu katilden mesaj alıp şehirlerdeki eşkıyaya ulaştırmak kimin sicilini oluşturuyor? Bütün bunların karşılığında İmralı canisinin yattığı yeri nasıl 5 yıldızlı otele çevirdiğinizi bizzat anlatmadınız mı? Taviz başka nasıl olur? Bugün ülkenin bir bölgesinin bu hain güruhuna teslim edildiğini bilmeyen mi var? Kendi milletvekilleriniz çıkıp, “bizim can güvenliğimiz yok, vatandaşın nasıl olsun?” demediler mi? Kendi danışmanlarınız çıkıp, “bölgede kamu düzeni PKK’nın elinde” itirafında bulunmadı mı? Almak vermek başka nasıl olur?

Hesap günü

Sayın Cumhurbaşkanı İSEDAK toplantısında konuşuyor ve “bu gelir uçurumunu izah edemeyiz. Hepimiz hesap gününe inanıyoruz. Kendinize, nefsimize, vicdanımıza izah edebilsek bile böyle bir gelir uçurumunu o yüce mahkemede izah edebilmenin imkanı yoktur” diyor. Bu sözleri söyleyen bir muhalefet lideri veya birkaç ay önce iktidar olmuş bir partinin sözcüsü değil. 12 yıldır bu ülkeyi tek başına yöneten bir lider söylüyor. Bunun adı, “biz bu işi beceremedik, her şeyi berbat ettik. O kadar ki hesap gününde bile bunun hesabını veremeyiz” değil de nedir? Zaten biz de hep aynı şeyi söyledik: “Bu zulüm düzenini, 17-25 Aralık’ı, havuz medyalarıyla, yanaşma ve beselemeler marifetiyle, menfaat ortaklığı ile millete yutturabilirsiniz de, bunun hesabını Allah’a nasıl vereceksiniz?” dedik. Şimdi çıkıp, bir uçurum oluşturduğunuzu itiraf etmeniz, hesap gününü hatırlamanız bu vahameti ortadan kaldırmaz ve sizi sorumluluktan kurtarmaz.

Hukuk ve yasa

Bir başka itiraf da kurdukları adalet ve hukuk düzeniyle ilgili. Sayın Cumhurbaşkanı, “Hukuk başka bir şey yasa başka bir şeydir. Hakkımı arıyorum, adil yöneticiler yargıçlar arıyorum. Bunlar olduğu anda o ülkede huzuru bulursunuz. İstediğiniz kadar cumhurbaşkanı başbakan olun adil yargıçlar yoksa durumunuz felakettir. Ama adalet hakikat duygusundan yola çıkar ve gerçek vicdanlar tarafından yapılırsa netice alırız. Her meseleye, adalet gözlüğüyle bakmak zorundayız. Her meseleyi en başta adalet ve vicdan terazisinde tartmak zorundayız.” Bu sözlere aynen katılıyorum. 12 yıldır hukuk ve yasa birbirine karıştırıldığı içindir ki, bu ülkede huzur kalmadı, güven kalmadı. Şehirler merkezlerinde polis birlikleri ve TOMA’lar bekletiliyor, gaz ve sopa zoruyla huzur sağlanmak isteniyor. Yöneticiler, yargıçlar hakka ve hukuka göre değil de, AKP’nin menfaatlerine göre şekillendirildiği içindir ki, ülke felaketin eşiğine geldi. Tarihin en büyük kumpasları kuruldu ve binlerce insan mağdur edildi. Her meseleye adalet gözüyle bakılmadığı, vicdan terazisinde tartılmadığı içindir ki, felaketler başımıza yağmur gibi yağdı, toplumsal çürüme hız kazandı, hapishanelerde yer kalmadı.

Yakınmak sizi kurtarmaz

Kimi kime şikayet ediyorsunuz sayın Cumhurbaşkanı. Bütün bu şikayetleriniz sizin iktidarınızın eseri. Eğer isteseydiniz, bu durumlardan gerçekten şikayetçi olsaydınız, değiştirirdiniz. Bunun için fazlasıyla imkanınız da, desteğiniz de vardı. Sıkıştığınız yerde referanduma gittiniz. 2010 referandumundan önce bunun bir reform olduğunu, hukukun ve adaletin yerini bulacağını, yargının bağımsız ve tarafsız olacağını söyleyen siz değil miydiniz? Şimdi çıkıp adalet aradığınızı söylemenizi neyle izah edeceksiniz? Söyledikleriniz bizim haklı çıktığımızın ispatı değil midir? Bu düzeni siz kurdunuz. Şimdi yakınmak sizi bu sorumluluktan kurtarmayacağı gibi, bir suçüstü durumu oluşturur. Daha da vahimi, sizi ve sizin bıraktıklarınızı örnek alan sayın Davutoğlu’da bu durumu düzeltmek yerine, aynen sürdürmeye kararlı olduğunu gösteriyor.

Orhan Karataş

Orhan Karatasorhan@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.