Asikurtlar©

Garip Bir Ülkücünün Hikayesi

Garip Bir Ülkücünün Hikayesi
19 Ağustos 2016 - 9:00 'de eklendi ve 4031 kez görüntülendi.

Adı T.E.
1970’te Elbistan’da doğmuş… Ülkü Ocağı’nda da görev almış…
Şimdi “Ben öz vatanımda paryayım” diyor…
Tahliyesine değil, cezasını yiğitler gibi çektiği “dam”dan çıkıp “hürriyetine kavuşmasına” dokuz ayı kalmış.
Şu günlerde birileri tahliye edilip toplumun içine tekrar salınırken…
O hüzünlü, o mağdur, o mahkûm edildiği bu “ikili adaleti” anlayamıyor…
İkide bir Türkiye’ye ve Türklüğe “adalet dersi” vermeye kalkan Alman’ın gencecik yaşta yaktığı, iade edilince de kendi vatanında “Almanın cezasının üzerine benzin dökülen” bir mahkûm…
“Kader, ne diyelim; bu imtihandan da geçeriz inşallah” tevekkülünde…
Cezasını “Açık cezaevi”nde de çekse o bir “mahkûm”…
Ama halkın “kader mahkûmu” dediği cinsten…
Arsız, uğursuz, hırsız, uyuşturucu müptelası, dolandırıcı, fuhuş taciri, mafya bozuntularından değil…
Kendi deyimiyle “gâvurun ırkçı ve Hristiyan adaleti”nin bile bile başını yaktığı bir adam…
Sağlam bir Türk milliyetçisi…
Almanya’da yaşarken Ülkücü bir delikanlı olarak Türk Federasyon’da aktif…
O aralar sık sık ırkçı Alman polisinin takibinde… Ona “Bozkurt’u” soruyorlar, eliyle yaptığı işareti, gidip geldiği dernekleri soruyorlar…
Adam, kanun dışı hiçbir işe bulaşmamış ama polis zaman zaman onu yokluyor, korkuyorlar Ülkücülerden, onları asimile edemedikleri için… Hatta sınır dışı etmeye kalkıyorlar, hukuken direnince başaramıyorlar…
Derken…
Ailevi namus meselesinden sevdiği kızın babasının işlediği bir cinayete adı karıştırılıyor, işte o an polis ensesinde boza pişirmeye başlıyor. Olayda kullanılan silahın kendisine ait olduğunu açıkça itiraf ediyor ama cinayeti işlemediğini anlatsa da onu takip eden polise fırsat çıkıyor!
2002’de uzun süre hukuk savaşı veriyor, silah bulunamıyor, başka delil de olmamasına rağmen Alman polisi aktif bir Ülkücü’den kurtulmanın heyecanında mahkemeye sevk ediyor, ceza alıyor.
Hâkimin başının üstünde “haç” bulunan mahkemede “hukuk”un “h”sini bulamamış, hep mahkemedeki dini sembol “haç”a takılıyor kafası…
Ülkücü teşkilatlara leke düşürmemek için elinden geleni yapıyor, memleketine iadesini istiyor, 2007’de sınır dışı edilerek Türkiye’ye gönderiliyor.
Belirttiğine göre Türkiye’ye geldiğinde Erkan Haberal Beyin de haberi oluyor.
2008’de kendi vatanında, bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi, “Alman adeletinin kestiği hükmü”, “Türk milleti adına karar vererek” 12 yılla tescilliyor, yeniden yargılanmasına izin verilmiyor…
Uzun zaman itirazlar, mahkemeler, redler, itirazlar ile uğraşsa da hiçbir sonuç alamıyor…
T.E., Metris, Sivas, Elbistan, Afyon, Toprakkale cezaevlerini dolaşa dolaşa cezasını çekerken bir yandan ilk üniversiteyi bitiriyor, iyi halinden açık cezaevine naklediliyor.
Şimdi Kahramanmaraş Türkoğlu Açık Cezaevinde gün sayıyor… Dokuz ayı var hürriyete kavuşmasına…
Azmiyle ikinci bir üniversitenin öğrencisi olmayı da başarmış, okuyor.
T.E., güzel bir Türkçe ile konuşuyor. “Adaletsizlik ve mapusaneler” onu hukukçu yapmış.
“Açık”ta hakkı olan “izinlere çıkınca” MHP Genel Merkezi’nde Devlet Beyi bile ziyaret etmiş… Onu anlatırken sesi titriyor…
AKP’nin şu KHK ile tahliye işlemleri onu kapsam dışı bırakmış yine… Yani o, “iki ülkenin adaletinden çıkmış bir adaletsizliği” yaşıyor!
Açık cezaevine çıkınca helal süt emmiş Çanakkale’li bir hanımefendiyle 2013’te evlenmiş.
Muhterem eşinin onu sabır ve dört gözle yuvasında beklediğini anlatıyor.
İçinde yine bir hüzün, yine bir yalnızlık, yine bir adalet vurgunu…
“Yahu” diyor, “Şu ülke ne hale gelmiştir ki, sansasyonu bol bir Deniz Seki kadar ses veremedik!”
“Devletin gözünde hırsız, arsız, fuhuşçu ve esrarcı kadar olamadık!”
Ve acı bir cüme dökülüyor ağzından:
“Habur’dan girseydik yurda çoktan serbesttik!”
Halkın “af” dediği “şartlı tahliye”den faydalanamamak değil onu yaralayan…
Hukukçulara bu “çift başlı garabeti” anlatamamak…
Irkçı Alman adaletinin kestiği fermanı, Türk adliyesinin bir kere olsun araştırıp yeniden yargılanmasına fırsat vermemesi…
Şu kalan “dokuz ay” öyle veya böyle geçer nasılsa, Allah sağlık versin yeter ki…
Özellikle yazdım bu gerçek hayatı… Belki birileri uyanır diye…
Çünkü T.E.’nin hikâyesi, vatan sevdalısı Ülkücülerin hikâyesi…
“Yalnız ve delice bir aşk”ın hikâyesi…

Mustafa Önder

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER