SON DAKİKA

METAL YORGUNLUĞU?

Gündem Yazıları

Galibi mağlubu yok bu işin..Ama haksızı çok

Bu haber 29 Haziran 2013 - 11:07 'de eklendi ve 13 kez görüntülendi.

Bütün ideolojilerden ve önyargılardan arınarak, ‘hakkaniyeti’ yanıma alarak yazdım… Kimin gönlünü okşar, kime ucu dokunur kaygısından çok uzakta…

 

Kazanan-kaybeden yok; yanlışın-doğrunun muhasebesini yaptım… Dilim döndüğünce, aklım yettiğince… Ama vicdanımla…

 

Kiminin illet gibi gördüğü sosyal medyanın (ki faydasını da çok görmüşüzdür) hakikaten illet haline geldiği anlar oldu mesela… Maksatlı-maksatsız, yüzlerce korkunç ve yalan haber yayılırken, görevini ‘kör-topal yerine getiren medya’nın vebali vardı bunda… Öyle ki, sözünün her zerresine güvendiğim dostlarımın paylaştıklarına dahi itibar edememe sebebim olan medya… Hepimizi gece-gündüz şu bilgisayarlara mahkûm eden, yerine getirmesi gereken görevi milyonlara devreden, hatta zaman zaman şehir efsanelerinin yaratılmasına vesile olan medya… Hemen itiraz etmeyin! Geç de olsa yaptı görevini diyenler olacak… O geç kalmışlık, itibarı zedelemeye yetti oysa…

 

‘Emir almış polisimiz’ vardı mesela… Sırf emir aldığı için inisiyatif kullanmaktan muaf saydığımız… Halbuki ‘şiddet ölçer’ takmamışlardı ellerine-kollarına… İtidal diye günlerdir bağırırken, sesimizin avaz avaz çıkmasında, feryatlarımızın artmasında onların da payı vardı aslında… Hepsi mi hatalıydı derseniz; evet diyemez dilim… Çünkü vicdanım, o kınadığım ‘genellemeler’ İle vebal almaktan kaçınmakta…

 

Gecemiz gündüzümüz birbirine karışmışken, o meydanlardaki bütün insanlar için endişelenip yüreklerimiz ağzımıza gelirken, yetkililerin ağzından çıkacak lafları bu kadar sabırsızlıkla bekleyeceğimizi hiç düşünmezdim ayrıca…

 

Günlerdir bunca insan sokaklardayken, ‘yüzde ellim’ vurgusuyla kalanların ‘ötekileştirilmesi’ hiddeti artırdı mesela… ‘Ötekileştiren’ her cümle sakıncalı değil miydi halbuki! Rest çekmek yerine gönül alacak iki çift kelâm daha münasip olmaz mıydı aslında?

 

Polis, medya, hükümet ve yetkililer derken bitti mi sitemim sanıyorsunuz? Durun; dostlarıma, ahbaplarıma, birbirini tanımadan-kul hakkından korkmadan niyet okuyanlara da yer var sayfamda…

 

Meydanlara inen kalabalığı bütünüyle ‘hain’ ilan edecek kadar gözü dönen bazı ahbaplarım vardı mesela… Ne için indiklerinin önemi yoktu. İndiyse o meydana, muhaliftir; iktidarla gönlü hoş değildir. O zaman bizden değildir; haindir! Komünistliğe de meyletmiş olabilir… İşte hainlik(!) bu kadar basittir.

 

Sokaklara inmediği için vatanseverliği sorgulanan, hatta ‘koyun’ olmakla suçlananlar oldu etrafımda… Halbuki sebep basitti… Ya iktidarı destekliyordu; şikayetçi değildi ya da muhalifti ama eyleme katılmamayı tercih etmişti… İkisine de hakkı var idi…

 

Meydanlara inmediği halde ister iktidarı desteklesin, ister muhalif olsun ahbaplarımın ‘bir kısmı’ hiç boş durmadı mesela… Zaman zaman sokaktakilerden daha çok performans gösterdiler sosyal medyada… Muhalefetten de iktidardan da ‘bir kesim’ vardı ki, birbirlerine ettikleri hakaretlerle kendini deşarj etti… Hatta ortalık o derece karışıkken, o kadar yaralı bereli varken bazıları kendi gibi düşünmeyenlerle kafa bulup, pür neşe alay bile etti… Alay etmek dediysem hafifini söyledim… Çünkü sosyal medyada şahit olduğum bazı diyaloglar sayesinde küfür ve hakaret konusunda epey sosyalleştim!!!

 

Bir de hiç tanımadıklarım vardı… İçinde sanatçısı da vardı, aydını(!) da, ev hanımı da, çoluğu-çocuğu da… Onların bazısı, biz herkes için ‘itidal’ derken (çünkü itidal hepimize lazım idi) felaket tellallığı yapmayı tercih etti. Kışkırtma ve provoke etme konusunda ustalığı haketti… Bazısı da işi parti yarışına döküp, kendinden olmayanlara ‘gol atma’ derdindeydi…

 

Maksatlı niyetler, şuurlu olarak provoke edenler ise fırsatları değerlendirdi… Onlar bu işin sinsi figüranları idi… Biri sitem ederken, diğeri kendini savunurken, bu kargaşadan en çok onlar nasiplendi…

 

Ama dedim ya galibi-mağlubu yoktu bu işin…

 

Yanlışı çoktu ama doğrusu az idi!

 

Hükümete desteğini de, sitemini de edeplice ifade edenler vardı mesela… İnsanları kışkırtmak yerine övgüsünü de eleştirisini de ‘her zamankinden daha çok düşünerek’ yapan insanlar vardı… Önce insan, önce memleketim diyecek kadar nefsini, öfkesini yenenler vardı… Meseleye hırsıyla değil; vatandaşlık şuuruyla yaklaşan insanımız vardı. ‘Memleketimin insanına da malına da zarar gelmesin’ mantığıyla, öfkesini aklının arkasına atıp, ölçüyü kaçırmadan tepkisini ortaya koyan muhalifler vardı… İktidarı desteklerken, ‘meydandakiler de bizim insanımız, düşmanımız değil’ diyen, onlar için samimiyetle endişelenen, ağzından çıkanı kulağı duyan insanlar vardı…

 

İşin özü; görüşü her ne olursa olsun, kimi-neyi desteklerse desteklesin edebini, nezaketini kaybetmeyenler vardı… Mahkeme kurmak yerine, muhasebe yapmayı tercih eden feraset sahipleri vardı… Sükûneti sağlamak, kalp kırmamak, ateşi daha da körüklememek adına direnenler, bu kadar karışıklık içinde yaftalamanın her türlüsünün zarar getireceğini bilenler vardı… Ahmet’i Mehmet’i, iktidarı muhalefeti, sen-ben davasını bırakıp, önce insan, önce memleketim diyorlardı… Adı sanı, mevkisi makamı, cinsiyeti, yaşı, ideolojisi-partisi, inancı fark etmez; işte onlar az olan doğrulardandı…

 

Çünkü biliyorlardı… Memleketimin hangi köşesinde yangın çıksa, ucu sana da dokunur bana da… Çünkü şu coğrafyadaki her yangın, bizim ciğerimizin tam ortasında!

 

Yanlışın-doğrunun muhasebesini yaptım vicdanımla… İçimde ‘dilsiz bir şeytan’ taşımamak adına…

Ayşegül Büşra Çalık celikaysegul@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.