Asikurtlar©

G-20 ZİRVESİ, IŞİD VE DIŞ MİHRAKLAR

G-20 ZİRVESİ, IŞİD VE DIŞ MİHRAKLAR
22 Kasım 2015 - 6:00 'de eklendi ve 4187 kez görüntülendi.

Fransa’nın başkenti Paris’te IŞİD’in gerçekleştirdiği terör saldırılarının gölgesinde bir G-20 Zirvesi geldi geçti ülkemizden. Gündeminde ki bazı konular dışında, önceki G-20 zirveleri gibiydi bu G-20 zirvesi de. Zaten G-20 ve G-20 gibi, başını Batı ülkelerinin çektiği bu tür siyasi ya da iktisadi kimlikli oluşumların bünyesinde yapılan zirveleri hep samimiyetsiz bulmuşumdur. Bu tür zirvelerde, dünyanın en önemli liderleri, uluslararası konjonktüre göre evrensel mesajlar verirler. Bu mesajlarda, kimi zaman geri kalmış ülke halklarının yoksulluk nedeniyle yaşadığı sıkıntılara, kimi zaman terörle mücadeleye, kimi zaman silahsızlanmaya, kimi zaman da demokrasi ve özgürlüklere değinilir. Sonra ne mi olur? Zirve biter, bir dahaki uluslararası başka bir zirveye kadar söz konusu mesajların sahibi olan ülkeler, emperyalizmin öncülüğüne devam edip geri kalmış ülkeleri sömürmeye, üzerinde hesap yaptıkları coğrafyalarda terör örgütlerini desteklemeye, gerekiyorsa yeni terörist unsurlar yaratmaya, özgürlük ve demokrasi palavraları ile halkları kendi ülkelerinin yönetimlerine karşı kışkırtıp, o ülkelere diktatörlük dönemini mumla aratacak bir demokrasi düzeni ihraç etmeye devam ederler. Türkiye’de ki G-20 zirvesi de bu minvalde oldu. Yani her zaman ki standardında. Zirveye dair merakla beklediğim tek şey, Suriye’de ABD ile Rusya arasında yaşanan örtülü savaşın zirveye nasıl yansıyacağıydı. ABD Devlet Başkanı Obama yine Esad’sız bir Suriye’den yana tavır koyarken, Rusya lideri Putin bu seçeneğe yine mesafeli yaklaştı. Lâkin şurası var ki, Putin’in IŞİD’e destek veren ülkeler içinde bazı G-20 ülkelerinin de olduğunu söylemesi, samimiyetsiz G-20 zirvesinin en samimi ve gerçek mesajıydı…

Peki bazı G-20 ülkeleri IŞİD’e neden destek veriyor? Bunu anlayabilmek için önce IŞİD ve Ortadoğu’nun diğer dinci terör örgütlerini iyi tanımak ve yaptıkları ile nereye hizmet ettiklerini doğru kavramak gerekir. IŞİD vb. terör örgütleri; siyasi, iktisadi ve dini yapıları itibariyle daimi olarak bir şeytana muhtaç olan Batı’nın yarattığı canavarlardır. Bu tür terör örgütlerini var eden küresel güçler, onlara bir takım misyonlar yüklemiştir. Bir savaş ekonomisi olan ABD ekonomisini zinde tutan dinamiklerden biri olan bu terör örgütlerinin temel var ediliş amaçlarından biri, ‘’ ılımlı İslam ’’ ihtiyacının ortaya çıkarılması ve bu suni ihtiyaç üzerinden ‘’ Yeni İslam ’’ hedefine ulaşılmasıdır. Bir diğer görevleri de, Ortadoğu’nun etnik haritasını değiştirmektir. Irak ve Suriye’nin Türkiye sınırı boyunca yapılan budur. Söz konusu etnik temizliğin amacı da, bölgede ki güçlü ve köklü Türkmen varlığının yok edilerek, dört ayaklı sözde Kürdistan’a giden yolun açılmasıdır. Böylelikle de, başta ABD olmak üzere küresel güçlerin bölgedeki hedefleri için saha düzenlemesi yapılmaktadır. Yani söz konusu terör örgütlerine yüklenen misyon, dini olduğu kadar siyasi ve iktisadi hedeflerde içermektedir.

1 Kasım seçimlerinden önce ki, ‘’ NEO-CONLARIN AKP’Sİ Mİ? BOZKURTLARIN MHP’Sİ Mİ? başlıklı yazımda, ABD’yi yöneten Neo-Conların hedeflerine ulaşmak için taşıma su ile değirmen döndürme yöntemini seçtiklerini ifade etmiştim. IŞİD vb. terör örgütleri, (tabi ki bu grubun içine PKK’da dâhil) ABD değirmenini döndüren taşıma sudur. Aynı yazımda, Türkiye’de 1 Kasım’da sadece ülkeyi yönetecek iktidar değil, aynı zamanda topraklarımızın bütünlüğü ve Ortadoğu’nun kaderinin de oylanacağını yazmıştım. 13 Kasım, Avrupa’nın 11 Eylül’ü olur mu, bunu önümüzdeki süreçte Ortadoğu coğrafyasında yaşanacak gelişmeler gösterecektir. Lâkin şurası şüphesizdir ki; 13 Kasım’da Fransa’nın başkenti Paris’te IŞİD tarafından gerçekleştirilen terör saldırıları, tam anlamıyla 11 Eylül sonrasındaki gibi sonuçlar doğurmasa bile Ortadoğu’nun kaderinde bir kilometre taşı olacaktır. Batının çizdiği bir Ortadoğu kaderinde de, Türkiye’nin toprak bütünlüğüne kastedilmeyeceği düşünülemez. Çünkü, ABD’nin yönetmenliğini, IŞİD’in figüranlığını, Türkiye’nin ise eş başkanlığını yaptığı BOP filminde mutlu sonun dört ayaklı bağımsız Kürdistan’ın kurulması olarak tasarlandığı ve o dört ayaktan en büyük parçanın Türkiye topraklarında olduğu su götürmez bir gerçektir. Sizin anlayacağınız, bazı G-20 ülkelerinin IŞİD gibi terör örgütlerini desteklemesi, o ülkelerin küresel hedefleri ve Ortadoğu’da ki menfaatleri ile doğru orantılıdır.

Tekrar G-20 Zirvesine dönecek olursak; zirvede ev sahipliği dışında Türkiye’nin nüfuzu yok hükmündeydi. Bu da gayet doğaldır, çünkü Türkiye’nin dış politikası son 13 yıldır tamamen ABD’ye endeksli. Suriye konusunda baştan beri Türkiye’nin sergilediği tutum, bu durumun en bariz örneğidir. Zirve ile alâkalı Türkiye açısından değerlendirilmesi gereken asıl husus, ‘’ dış mihrakların ’’ muazzam bir ilgi ve alaka ile karşılanması ve ağırlanması olmuştur. AKP’nin belirttiği üzere; Gezi Parkı olaylarının arkasındaki ve 3.Havalimanın yapılmasını istemeyen Almanya’nın Başbakanı Merkel, ( kendisi 1 Kasım seçimlerinden önce de ülkemize gelmiş izzet-i ikramda kusur edilmemişti) 17-25 Aralık’ta paralel devlet üzerinden Hükümet-i AKP’ye darbe girişiminde bulunan ABD Başkanı Obama, bu anlamda en çok göze çarpan liderler olmuştur. Bu durumun açıklamasını AKP’lilere bırakalım. Eğer, AKP Türkiye’si üzerinde böylesine ciddi oyunlar oynayan bu ülkelerin liderlerine gösterilen ilgi ve alâkayı Türk misafirperverliğinin bir gereği olarak açıklıyorlarsa, o zaman sormak lazım: Olmayan Türk’ün misafirperverliğini nasıl gösterdiniz? Zira ‘’ Türk ırkı diye bir şey yok’’ görüşü AKP’ye ait.

FATİH ERGİN

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER