Asikurtlar©

FETÖ’nün kanlı darbesine zemin hazırlayan bu çokbilmişçiler nerede

FETÖ’nün kanlı darbesine zemin hazırlayan bu çokbilmişçiler nerede
22 Ağustos 2016 - 20:00 'de eklendi ve 7574 kez görüntülendi.

Sazları keman gibi inceltmek haksızlıktır, rembetiko müziğinde görürsünüz bunu. Ve çoğu zaman fonda keman kullanılacaksa testere gibi aralıksız gıy gıy gıy beyin törpüsü. Arabeskde de öyle mesela Orhan Gencebay da yapar bunu kemanların aralıksız gıy gıy testere kullanımını. Takdir ettiğim çok başarılı bir sanatçı olmasına rağmen Erkan Oğur da dahi şahit oluruz sazların aşırı bileylenmiş keman gibi inceltilmesine. Derin bir hüzün duygusu oluşturmak için öyle inceltilir ki sazlar bir nevi kafatasını oyan vidaya dönüştürülür, haksızlıktır bu.

Sanat denilen şey orandır ayardır dengedir, tuzlu ayran içmek güzeldir ama tuzu boca etmek neyin nesi, kelimelerin kavramların had sınırları vardır, eskiler zorlama dingili kıracaksın, derler!

Doğrusu kemanlar müziğin fonunda üçer beşer saniye devreye girip tatlı incecik esintisiyle insanın içini yükseltir. Keman zaten incedir, yetmedi, bir daha en tiz halinde kemanları cırtlatmak, yine olmadı, bildiğin sazları da keman gibi inceltmek, yaptığınız müzik mi, elinizdeki neşter beyin ameliyatı mı, belli değil.

Bir zamanlar Ekşi Sözlük’te, diyelim ÖDP’li Ufuk Uras ya da Sırrı Süreyya üzerine ya da Orhan Pamuk Elif Şafak üzerine yüzlerce sayfa methiye, övgü, özgürlük kahramanı öyküsü, bu normal mi? Fonda gizlenmiş kemanlar kimindir neyi inceltiyorlar kimlerin beynini törpülüyorlar.

Sekiz on yıl öncesinden bahsediyorum, bir takım ‘isimler’ cilalanıyor, bir takım yazarlar ‘dünya yazarı’ diye takdim ediliyor. Bir çeviri mafyası, kullanışlı yazarlarını hazırlıyor.. Bir büyük yayınevi tıpkı kripto Fetö çetesi gibi sosyal medyada gizlice örgütlenmiş gençlerin beynini yıkıyor.. Harekat planı bellidir, Ermeni ve Kürt meselesine uyumlu yazarlar baş tacı ediliyor, özgürlük şampiyonu yapılıyor, sosyal siteler yıkama yağlama istasyonları ya da eski simyacıların yoktan varetme mucizeleri gibi.

Bir büyük yayınevi bir büyük gazetenin kültür eki ve mesela Ekşi Sözlük gibi platformlar etrafında harıl harıl kripto isimleri gizlenmiş onlarca akademisyen, öğrencilerini örgütlemiş, sosyal aleme sürmüşler, ellerine geçirdikleri Wikipedi sözlüğünden Radikal, Milliyet kültür eklerine sosyal platformlara kadar her yerde, dünyadan henüz habersiz gençlerin beyinlerine gıy gıy gıy özgürlük barış özgürlük barış özgürlük barış törpülüyorlar.

ÇOK KORKTUM, ARAŞTIRDIM

Yetmez ama evet kampanyası ve Selahattin Demirtaş ‘şaheserleridir’.

Bir çok yeteneksiz yazarı kitabevi satış reyonlarında tanıtımlarda radikal ve milliyet eklerinde öne çıkartmalar, tavlamalar, şöhret etmeler, önünü açmalar. Kriter bellidir, ermeni ve kürt meselesinde imza verecek uysallıkta olması ve her röportajında ‘barış’tan söz edecek ve cumhuriyet değerlerini dalgaya alıp mutlaka küfür edecek tıynette olması.

Fetö’nün orduya emniyete hukuk kurumlarına nasıl sızdığını merak ediyorsunuz da Fetö’yü ve PKK’yı sırtlayıp arka çıkan sosyal medyanın bu gizli aleminin gizli ellerini neden merak etmiyorsunuz?

Ben çok merak ettim, yıl henüz 2007-2008, sosyal medyada hakkımda Hitler’den Apo’dan daha ağır katil manyak deli suçlamalarını Hrant’ın katili Nihat Genç’tir diye yüzlerce sayfa girdileri görünce, çok korktum, araştırdım.

Sosyal medyanın gizli isimleri hukuk ve cumhuriyetle hesabı olanlar için ‘saadet zinciriydi’, ne mahkemeye verebiliyorsun ne teşhir teşhis edebiliyorsun, bir övgü kampanyası, yürü ya kulum, bir vur indir kampanyası, yıkım emri!

O ne ezbere ‘özgürlük’ ‘barış’ manipülasyonlarıydı.. Kişiliğimize ekmek paramıza silah çeken o görülmez ellerin hangi birini anlatacaksın?

Nick’lerin büyük harekat planı harekat karargahı ya Ankara siyasal bilgilerin ya Ankara basın yayının ya NTV gibi ya büyük bir yayınevinin ya da Boğaziçi Bilgi üniversitesinde buluyorsun, yönetici akademisyen ve çalışanları tek tek bulup, şaşırıyorsun.

Dönün yedi sekiz yıl öncesine, nick’lerin yani bu kripto ordusunun sızmadığı yer kaldı mı?

Hatta yüzünüze karşı arkadaşların nickleri, görünmez ellerin hançerleri, üstelik ellerinde ne kan izi kalıyor ne bir ip ucu, bir zaman sonra nick değiştiriyor ya da yazdıklarını silip kayboluyor.

Bilgisayar gibi mucizevi bir bilgi iletişim kaynağında bir ‘cin’ bir ‘ifrit’ bir ‘iblis’ ordusu gibi örgütlenen bu insanlar, şaşırmayın, üstelik yazıp çizen çeviri yapan yayınevi yöneten büyük tv’lere programlar yapan insanlar, Ergenekon ve Balyoz ve Oda tv davalarını sosyal medyada meşrulaştırıp haklılaştıran kampanyalar!

Bu gizli saldırıları delirmişçe düzenlemelerinin sebepleri nelerdi?

BALYOZ DAVALARINDAKİ GİZLİ TANIKLAR KANKALARI ADAMLARIYDI

Çok basit, ermeni ve kürt meselesine uyumlu imza ve bildirilerde kullanışlı ‘aydınlar’ı cilalamak, kürt ve ermeni meselesine karşı çıkanları hastalıklı meczup deli ırkçı manyak katil kelimeleriyle dünyadan henüz habersiz gençlerin gözünde kirletip yerin dibine sokup yok etmek.

Şimdi bakınıyor arıyorum, nerde o Amerikan düşünce kuruluşlarıyla ortak yayınlar yapıp aynı lafları eden sosyal medyanın gizli orduları?

Nerde TESEV’in sözcülüğünü yapanlar ortak yayın yapan gizlenmiş edebiyatçılar akademisyenler?

Nerde AB’nin komiserleriyle düşüp kalkıp aynı dayatmacı küstah ağzı kullananlar?

Nerde Türkiye’nin bunca sosyal sorunu arasında Ermeni meselesini Türkiye’nin tek ve en büyük meselesi haline getirip taviz kopartmak dayatmak için bildirileri imzalayıp konferanslar yapanlar?

Cumhuriyet değerlerine ‘vesayet’ deyip FETÖ’nün kanlı darbesine zemin hazırlayan bu şirin ve çokbilmişçiler, nerede?

İktidar onlarındı savcılar onlarındı AKP, PKK, Ermeni lobileri, cemaat, hepsi ortaktılar, Balyoz davalarındaki gizli tanıklar kankaları adamlarıydı.

Acaba nasıl bir Türkiye’ye nasıl bir dünyaya hazırlanıyorlardı?

Ve şimdi hangi sessizlik içindeler?

Türkiye’yi mahvetmek için neden hepsi ‘gizliliği’ seçti?

Niçin açık ve yüzleri neşeli soylu kelimeleri kullanmadılar, niçin kelimelerde ustalaşmadılar, niçin sanal alemin oyuklarına görünmeyen yerlere saklanıp erkekçe mertçe ortaya çıkmadılar.

Çünkü mezhepçiliği ve etnik milliyetçiliği akademik olarak savunmak mümkün değildi ancak gizlendikleri yerde evrensel özgürlük değerleri arasına yalan dolanla sokup sallayıp üfleyip gençlerin beynini yıkayabilirlerdi, başardılar.

Ve niçin bilinir kimlik ve tatlı bir dil kullanmadılar?

Dünyayı güzelleştirmeyi ve değiştirmeyi isteyen bir insan önce insanlara kalbini açmalı, değil mi?

Maskeler arkasında gizlenmiş hırsları linçleri zalimlikleri şimdi yanlarına kar mı kaldı?

En temel değerleri mesela hukuk ve asayişin olmazsa olmaz varlığını, neden bu çarpıtmalarıyla kafa karıştırmayı organize edip, parçaladılar?

Ve bugünkü felaketlerden memnunlar mı?

Önlerine çıkan herkesi neden gizlenmiş elleriyle boğdular, neden tutuklattılar, neden tutuklanmalarına göbek attılar, neden Cumhuriyet ve hukuk’un adına on yıllarca faşist diktatörlük dediler?

Çok korktum, bu gizlenmiş akademisyen televizyoncu ve yazarlardan, tırstım.

Korkumu kendime sığınak yaptım.

Ve bu gizli organizmayla anlayıp-anlamadan fikirlerini kimliğini özdeşleştiren bir genç neslin hayal kırıklığı içinde çeteleştiğini ve ajanlaştığını gördüm..

Ve bu genç nesil, sonunda, yetmez ama evetle Fetö’yle etnik terörist yapıyla ortaklaştıklarını görüp, büyük bir yıkıma uğradılar.

AYNI YIKIM AYNI KAFA ÜTÜLEME ÇETESİ

Fetö örgütüyle bu gizlenmiş organizmalar nasıl benzerlik taşıyor, değil mi?

Aynı huzursuz kimlikler, aynı sinsi hesaplar aynı komplolar!

Aynı ‘kasıt’.

Aynı yıkım aynı kafa ütüleme çetesi! Ve Fetö’yle PKK’yla aynı ortak cephe!

Doğrusu, sormadan düşünmeden bu gizli yapılarla özdeşleşen henüz dünyayı yeni tanıyan yüz binlerce gencin hayal kırıklıklarını görünce, insanın içi yanıyor.

Güya ‘otoriteye’ karşıydılar, tuzağa düştüler, bir gizli otoritenin kucağında mahvoldular.

On yıllarca, kimi övecekler kime saldırılacak kararlarını veren, bu gizli otoritenin, ‘otoritesini’ hiç sorgulamayıp, tapındılar, ne laf anlatabildik, ne sesimiz yetişebildi.

Şimdi, aynı sosyal platformlarda, bu ülke ne hale geldi feryatları, şimdi, bu ülkede yaşanmaz lafları, gırla gidiyor?

Hangi gizli eller gazlamış merak etmemişsiniz, bilmeden anlamadan hangi gizlenmiş otoritenin oyuncağı olmuşsunuz, ayılmamışsınız.

Bu gizli eller hepinizi o sosyal platformlarda kukla gibi oynattı, hepinizi ülkenin yıkım ekibinde amele gibi kullandı.

Gizli eller ‘hukuk’ gibi evrensel bir kavramı beyinleri kopartacak delecek kadar inceltti, inceltti inceltti.

Bir gizli el, asayiş gibi kavramı nasıl gıy gıy gıy otorite faşist diktatörlük diye beyni vidayla oydu oydu oydu.

Bir gizli el, vesayet diye bir cemaat şeyhine hukukun tüm kurumlarını teslim edecek kadar, insanların kafataslarını kıymık kıymık lime lime parçadı doğradı kıymasını çıkarttı.

Özgürlük barış gibi evrensel değeri olan kelimeleri testere gibi kullandılar. Oltanın ucuna özgürlük barış kelimesini yemleyip genç nesilleri Fetö’yle ve PKK’yla ortak hale getirmeyi başardılar.

İnceltip inceltip inceltip hukuk’un asayişin askerin emniyetin ordunun ve ülkenin kafatasını kozmik odasını hukukunu, tozunu dumanını cılkını çıkarttınız.

Oysa…

Özgürlük-barış, insanın toplumun içini yükselten bir şeydir, neden bu kelimeleri tadında ve ayarında ve yerinde kullanmadınız?

Ve neden, onlarca yıl özgürlük ve barış kelimelerini, Amerikan’ın istihbarati düşünce kuruluşları ve Tesev ve AB’nin komiserleri ve Fetö’nün ve PKK’nın aşırı abartılı haksız dayatmacı diliyle kullandınız?

Maksat hasıl oldu mu, saklandığınız oyuklarda rahat mısınız?

Nihat Genç

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER