Asikurtlar©

FETÖ ile mücadelede Saray’a ulaşan kurtuluyor mu

FETÖ ile mücadelede Saray’a ulaşan kurtuluyor mu
23 Ekim 2016 - 15:10 'de eklendi ve 3297 kez görüntülendi.

Saray ve İktidar, “FETÖ”yle kararlı bir şekilde mücadele edildiğini, kimsenin gözünün yaşına bakılmadığını anlatıyor.

Haksız değiller, uygulamalar ortada. Bank Asya’da 1 lirası kalan da, zorla sendikaya üye yapılan da tutuklanıyor veya işten atılıyor. Olmadı açığa alınıyor. Darbe gecesi sırf komutanlarının emrini yerine getirdiği için hapse konan o kadar çok Mehmetçik, öğrenci, stajyer teğmen, hatta bando-mızıkacı asker var ki!..

Şüpheli şahıs bulunamadığında yakınlarının, kaynanalarının gözaltına alındığını bile gördük.

Birkaç gün öncesine kadar isimsiz-imzasız ihbar mektuplarına itibar edilip, ne kadar çok insanın tutuklandığına veya memuriyetten çıkarıldığına da tanık olduk.

Söylem ve uygulamalar böyle, ama farklı uygulamalar da var.

Kesinlikle “Adı geçen herkes suçludur ve tutuklanmalı” şeklinde bir görüş ve istekte değilim. Dikkat çekmek istediğim, “adamına göre” muamele mi yapıldığı. Bu yüzden o “farklı uygulamaları” yer, kişi ve kurum ismi vermeden anlatmak istiyorum.

SARAY’A ULAŞAN ÜST DÜZEY BÜROKRAT

Birinci örneğimizin hikâyesi şöyle:

“Kahramanımız” 15 Temmuz darbesinden sonra çok önemli bir göreve getirilir. Ancak kısa süre içinde en yakınının, 17/25 Aralık’tan sonra Bank Asya’ya yüklü miktarda para yatırdığı tespit edilir. Makamında arama yapılır ve gözaltına alınır.

Telefon HTS kayıtlarının incelenmesi sonucunda da “FETÖ”cü bilinen pek çok isimle görüşme veya mesajlaşmasının olduğu ortaya çıkar. Basına sızan ifadelerinde de “çelişkiler” olduğu görülür.

Ancak daha gözaltındayken, ortalık karışır. Birileri devreye girer ve “kahramanımız”, “adli kontrol ve yurtdışı çıkış yasağı” şartıyla tahliye edilir.

Herkes, o önemli göreve dönüp dönmeyeceğini merak etmektedir. “Emekli olacağı” duyurulur. Nitekim kendisi de “Getirildiği bu önemli görevden dolayı kumpas ve yargısız infaza maruz kaldığını” belirtip, “kurumun yıpranmaması için görevden affını” isteyip, senelik izne ayrılır.

Sonrasında kulislerde, “Saray’a gidip, Erdoğan’la görüşmenin yollarını aradığı” duyulur. Bir hakim, onun aracılığıyla da önemli bir güvenlik biriminin başının onun için devreye girdiği konuşulur. Nihayetinde de Saray’a ulaştığı (Bizzat Erdoğan’la mı, ona en yakın isimlerden biriyle mi görüştüğü meçhûl) öne sürülür.

Neticede “kahramanımız”, “affını istediği” makamına yeniden dönüp, göreve başlar!..

“Kumpas ve yargısız infaza uğradığını” ispatlamıştır, olabilir ve böyleyse ne mutlu!..

Asıl önemlisi, bundan sonrası. Şüphe altında olan, haklılığına inanan ve çok önemli görevde olan biri, hakkındaki soruşturmanın enine boyuna yapılmasını ve “aklanmasını” ister değil mi?

Peki, “kahramanımız” ne yapıyor?

Önce, adli kontrol şartının kaldırılması için bastırıyor, iki kez hem Savcılık, hem Mahkeme tarafından reddediliyor.

Ardından yine birileri devreye giriyor, soruşturmayı yürüten savcıya, “Kovuşturmaya yer yok” kararı verip, dosyayı kapatması için baskı yapılıyor.

Savcı reddediyor.

Sonra mı? Dosya o savcıdan alınıp, bir başka savcıya veriliyor.

Ankara’da siyaset ve yargı çevrelerinin dilindeki bu olayın finalini bildirmemiz yakındır!..

BAKAN KARDEŞİNİN ORTAĞINI KURTARMAK

İkinci örneğimiz önemli bir ilçemizden.

Tanınmış işadamı “FETÖ” soruşturması kapsamında gözaltına alınır.

Bir hafta sonra serbest bırakılır. İddia o ki, işadamı çok önemli bir bakanın kardeşinin ortağıdır.

Buna da “olabilir” diyelim.

Yine sonrası önemli.

Operasyonu yapan (Ki ByLock sistemini ilk tespit ettikleri, çözemeyince MİT’e gönderdikleri söyleniyor) TEM ve KOM müdürlerine görevden el çektirilir, Savcı da bu dosyayı bırakmak zorunda kalır. İddia o ki, sözkonusu polis müdürleri olan biteni BİMER‘e de yazmışlar.

YOLSUZLUK NEREYE UZANACAKTI?

Son örneğimiz, yine çok önemli bir kurumumuzda yürütülen “FETÖ” bağlantılı yolsuzluklarla ilgili bir soruşturma hakkında.

İnceleme ve araştırmalar tüm hızıyla sürerken, ucunun bir yerlere uzanacağı görülünce, Başbakan düzeyinde devreye girildiği ve Savcıların soruşturmayı durdurmak zorunda kaldığı öne sürülüyor.

“Hukukun üstünlüğü değil, yine mi üstünlerin hukuku?” demekle yetinip, şuraya geleceğim:

HSYK Başkanvekili Mehmet Yılmaz geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada, “Hakim ve Savcılarımıza HSYK olarak güveniyoruz. Bilgilerine inanıyoruz. Dosya onların dosyası. Delilleri onlar inceliyorlar ve sonunda vicdanlarına uygun hükümlerini veriyorlar. Artık yargıda kumpas devri bitti. Artık yargıda uydurulmuş delillerle hükmetme dönemi sona erdi” demişti.

Yargıda “kumpas devri” bitmiş olabilir… Ya “siyasi baskılar”?.. Bitme imkân ve ihtimali var mı?..

Müyesser Yıldız

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER