Asikurtlar©

FARKI YÜREĞİNDE…

FARKI YÜREĞİNDE…
25 Aralık 2016 - 0:45 'de eklendi ve 3482 kez görüntülendi.

Bu röportajımda değerli büyüğüm Esat Çıplak’ı sizlere takdim etmek istiyorum. Kendisi gönül insanı, ağzından çıkan her kelime ölçülü ama bir o kadar samimi ve kıymetli. Her kapısını çalana sonuna kadar yüreğini açan büyük bir insan. Egosu olmayan, ülke sorununu dert eden, iyi bir baba ve kaliteli yaşamın şifrelerini çözmüş bir usta… 

 

Esat bey Samsun Vezirköprü’den Rtük üyeliğine kadar gelen hayat hikayenizi dinlemek istesek bizim için özetler misiniz?

Çok kolay özetlenebilir bir hayat olmasa da, Vezirköprü’den Ankara Şentepe’ye, inşaatlarda çalışmaktan iletişim fakültesine, Alparslan Türkeş’ten Devlet Bahçeli’ye, Devlet Demir Yollarından Botaş’a, BTK’da (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) Kurum Başkan Yardımcılığından RTÜK Başkan Vekilliğine uzanan dolu dolu bir hayat serüvenim olduğunu söylemek mümkün.”

Yılların vermiş olduğu bir bilgi birikiminiz var.. Ve biz de sosyal medya sayesinde siyasi ve iş yaşantınızın yanı sıra şiirsel yeteneğinizin de olduğunuzu biliyoruz, projeleriniz var mı?

Çocukluğundan beri çok okuyan, anlamaya çalışan ve sorgulayan bir fert olarak şiir duygu ve düşüncelerimi edebi bir çerçevede paylaşma biçimi benim için. Günlük koşuşturmalar ve hayat kavgası içinde kaybetmeye yüz tuttuğunun aslında hepimizin farkında olduğu ancak farkında olduğunun farkında olmadığı, günlük koşuşturma içinde üzerinde düşünmeye fırsat bulamadığımızı söylesek de belki de yüzleşmekten imtina ettiğimiz ve bizi biz yapan, insan yapan ortak değerlere dikkat çekme, farkındalık yaratma çabası olarak görebiliriz şiirlerimi. Tabi kendi iç dünyamı ve dünyaya bakışımı da dile getirmeye çalışıyorum şiirlerimde. Benim dışımda, şiirlerimi biriktiren başka insanların da olduğunu biliyorum. Gerek yakın çevremden, gerek şiirlerimden haberdar olanlardan kitap beklediklerini ifade edenlerin sayısı hiç az değil. Bakalım önümüzdeki günler neler gösterecek.”

Peki RTÜK dersek bize nasıl bir değerlendirme yaparsınız?

RTÜK, radyo ve televizyon yayınları yapan kuruluşların uyacakları kuralları belirleyen ve bu kurallara uyulup uyulmadığını denetleyen bir düzenleyici kurum. Düşünüldüğünün çok üzerinde bir öneme sahip çünkü medya hayatımızın tam merkezinde. Türkiye’de televizyon karşısında geçirilenle diğer ülkelerde geçirilen zaman karşılaştırıldığında Türkiye’de medyanın hayatımızda nasıl büyük bir yer kapladığını daha iyi kavramak mümkün. Medya, uzun yıllardır sadece haber alma aracı olmanın ötesinde anlamlar içeriyor. Örneğin, baştan çok aykırı gelen şeyler bile medyada görülme sıklığı arttıkça toplum tarafından “normal” karşılanmaya başlıyor ve hayatımıza katılmış oluyor. Diğer bir ifade ile medya zaman içinde toplumu değiştiren, dönüştüren ve biçimlendiren bir araç. Bu nedenle, RTÜK’ün misyonu hayati bir misyon. Bunun bilincinde biri olarak ben de temel ve evrensel ahlaki değerler çerçevesinde ilkeli bir tutum izlemeye çalışıyorum.”

RTÜK üyesi olarak fikirlerinizi sunarken kıstaslarınız var mı?

Aslında kamu görevi yapan herkesin ilk uyması gereken şey mevzuattır, yani kanundur, yönetmeliktir, hukuktur. Ben de fikirlerimi sunarken öncelikle hukuka ve adalete uygun davranmaya çalışırım. İnsanın içindeki tanrı denilen vicdanımın sesini dinlerim. Ayrım gözetmeme ve ölçülülük çerçevesinde hareket etmeye gayret gösteririm. Evrensel ahlaki değerler, ülkemin menfaatleri de yol gösterici unsurların başında gelir. Olmazları değil çözüm yollarını ortaya koymaya çalışırım. Kurumun, çalışanların ufkunu açacak fikirler üretmeye gayret gösteririm her zaman.”

Kitap ve gazete okuma gibi temel kültürel seviye göstergelerinde maalesef dünyada en son sıralarda gelmekteyiz. Medya’nın toplumu yozlaştırdığı ve kadınların üzerinde kötü bir etkisi olduğuna dair açıklamalarınız bulunmakta.  Peki dünyada da toplumsal yozlaşma söz konusu mu? Türkiye’den farklı olan nedir?

Tüm şirketlerin amacı kârlılıklarını mümkün olduğu ölçüde artırmaktır. Medya sektöründe faaliyet gösteren şirketler de bu güdü ile hareket eder doğal olarak. Her ne kadar zaman zaman bazı sosyal sorumluluk projelerinde yer alınsa da ticaret para kazanmak gayesiyle yapılır. Burada önemli olan para kazanma gayesiyle faaliyet yürütülürken etik kurallara da azami riayet edilmesidir. Ancak, acımasız bir rekabetin sürdüğü medya sektöründe etiğin göz ardı edilmesi çok da zor değildir çünkü medya reklam gelirleriyle yaşamaktadır ve reklam gelirlerinin de en büyük dilimi en çok reyting alan medya kuruluşuna gitmektedir. İşte RTÜK bu yüzden vardır ve olmalıdır. Oto kontrol yapamayan medya kuruluşlarına uyması gereken kuralları hatırlatmak ve bu hatırlatmanın fayda etmemesi halinde de özellikle çocuklar, kadınlar olmak üzere toplum sağlığını korumak maksadıyla yaptırım uygulamak için. Evet, medya toplumu yozlaştırabilecek ve kadınlar üzerinde olumsuz etkilere neden olabilecek güce ve imkâna sahiptir. Kendi ticari çıkarları doğrultusunda hareket ederken, kadını da bir meta olarak kullanmaktan hiç çekinmez medya. Bu dünyanın her yerinde böyledir. Ülkemizde medyanın diğer ülkelere göre bu konuda daha fazla etki yapabilecek güce sahip olmasının temel nedeni, iletişim ve haber alma aracı olarak televizyonun hayatımızın daha merkezinde olması ve bilinç düzeyinin daha aşağıda olmasıdır. Kitap ve gazete okuma gibi temel kültürel seviye göstergelerinde maalesef dünyada en son sıralarda gelmekteyiz. Yakın zamanda açıklanan eğitimle ilgili PISA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) göstergelerdeki yerimizin de iyi olduğunu söylemek mümkün değildir. Hayatının merkezinde açık ara televizyonun olduğu, eğitim ve kültür seviyesinin düşük olduğu bir toplumda medyanın etkisi, yirmibeşinci kare denilen yöntemle subliminal mesaj bombardımanına tutulduğunda, elbette diğer toplumlarla kıyaslanamayacak kadar devasadır.”

RTÜK’ün herhangi bir televizyon programını kaldırma yetkisi yoktur. Peki evlilik programları… İmza kampanyaları düzenleniyor? İzleyen de çok eleştiren de…

Öncelikle şunu söylemek gerek. RTÜK’ün herhangi bir televizyon programını kaldırma yetkisi yoktur. Böyle bir şey hiçbir demokratik ülkede söz konusu olamaz çünkü bu tür bir uygulamanın olduğu yerde medyanın bağımsızlığından söz edilemez. RTÜK, şöyle bir program yapın ya da şu programı yayından kaldırın demez, kuralların ihlal edildiğini tespit ettiği takdirde yaptırım uygular ve bu yaptırımlar ciddi para cezalarını da içerir. Daha önce de söylediğim gibi medya kuruluşları izlenme oranlarına göre reklam pastasından pay alır. Bu programlar izlenmese, yayıncılar reklam pastasından pay alamayacak ve doğal olarak bu programlar kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Maalesef insanımızın dile getirdiği ile yaptığı her zaman çok tutarlı olmuyor. Evlilik programları da onlardan biri. Malum, sokakta kime mikrofon uzatsanız belgesel izlediğini söylüyor ancak belgesel kanalları veya programlarının izlenme oranları ortada. Kişisel olarak bu programların içeriği ve seviyesinden çok memnun olmadığımı da eklemek isterim yine de.”

Maalesef ülkemizde ardı ardına gelişen siyasi krizler söz konusu geldiğimiz noktayla ilgili ne düşünüyorsunuz? 

İçinde bulunduğumuz durumun pek iç açıcı olmadığı, Cumhuriyet tarihinin en zor günlerinden geçtiğimiz ortada olsa da Türkiye ve Türk toplumu çok derin krizleri ferasetiyle aşma becerisine sahiptir diye düşünüyorum. Önümüzde bizi çok zor sürenin beklediğini, bu süreci tarihi birikimlerin, Cumhuriyet kurumlarının hafızası ve kültürü ile devlet aklının kullanılması ile aşabileceğimize inanıyorum. Bunun için de suni ayrılıkları bir kenara bırakmamız ve aynı gemide olduğumuzun bilincine varmamız gerekiyor. Toplumsal gerilim yaratacak davranışlardan uzaklaşmamız ve millet olmanın gereği çerçevesinde bir bütünlük yaratmamız olmazsa olmaz diye düşünüyorum.”

Son olarak her zaman olumlu baktığınızı görüyorum. Yeni nesle tavsiyeleriniz nelerdir?

Ümidini kaybeden her şeyini kaybedermiş. Hayat sadece mutlu anlardan oluşmaz. Hayatı hayat yapan mutlu ve mutsuz anların bir arada olması. Çok sevdiğim bir söz vardır: Hayat olması gerektiği gibi değil, olduğu gibidir der. Genç arkadaşlar, öncelikle çok okumalı, çok araştırmalı, çok sorgulamalı. Hayata gerçekçi bir gözlükle bakmalı ancak bunu yaparken ne geleceğe dair ümidini kaybetmeli ne de gelecek kaygısıyla anı yaşamayı kaçırmalı. Toplumlar tek tek insanların bir araya gelmesinden oluşur. O yüzden pasif olmamalı ve yaşadığı hayatı meydana getirecek olanların yine kendileri olduklarının farkına varmalı gençlerimiz. Hayata ve dünyaya şekil verecek onlar, onların düşünceleri. Çok güzel bir dünya miras kalmıyor onlara evet ama dünyayı ve dünyalarını güzelleştirmek yine onların elinde. İnsanı hayata bağlayan bir amaca tutunmaktır, umarım gençlerimiz bunun bilincinde olarak bir hayat kurarlar kendilerine.”

Merve ERDEN

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER