SON DAKİKA
istanbul bayan escort escort mersin

Ertuğrul Faciası

Bu haber 17 Ekim 2014 - 7:27 'de eklendi ve 116 kez görüntülendi.

16/17 Eylül 1890 gecesi, fırtına bütün şiddetiyle devam ediyor, dalgaların yalçın kayalara çarpan sesleri yeri göğü inletiyordu.
Şionomisaki (Shionomisaki) Fener Kulesi’ndeki Japon görevli, yatağından doğruldu.

shionomisaki-feneri

Shionomisaki Feneri

Bir ses duymuştu.

Önce ne olduğunu anlayamadı.

Rüzgarın uğultusu zannetti.

Başını yastığa koymuştu ki, aynı sesi yine duydu.

Başını kaldırarak dikkat kesildi.

Evet, kapının önünden bir inleme sesi geliyordu.

Hemen soğuktan büzüldüğü yatağından kalktı.

Üzerine kalın paltosunu giydi.

Gemici fenerini yaktı.

Bir taraftan da dışarıdan gelen inlemeye kulak veriyordu.

İşini bitirince ilerleyerek kapıyı açtı.

Yerde sırılsıklam bir gemici yatıyordu.

Fenerci hemen karısını ve yardımcısını uyandırdı. Yaralı gemiciyi içeri aldılar.

Biçare adamın iki ayağı kırılmış, fenere kadar sürüne sürüne gelmişti.

Bilmedikleri bir lisandan konuşuyordu. Arada sırada “Türk” ya da “Ertuğrul” gibi kelimeler söylüyordu galiba…

Aradan çok geçmeden fenerin kapısı tekrar çaldı.

Başka bir yaralı daha gelmişti.

Gelenlerin sayısı giderek arttı. Sabaha karşı 69 kişi olmuşlardı.

Yetkililere haber verildi. Gelenler oldu.

Sonuçta, Bölge Valisi Hayaşi, facia haberini Tokyo’ya şöyle bildirdi :

“ Ertuğrul isimli Osmanlı firkateyni, Yokohama’dan Toba istikametinde ilerlerken fırtınaya yakalanmış ve Şiomonizaki Feneri’ ni geçmekte iken kazanında meydana gelen bir arıza sebebiyle Oşima civarında kayalıklara vurarak parçalanmıştır.”

Ertuğrul Firkateyni’nin bu uzak sularda ne işi vardı ?

Ne olmuştu da buralara kadar gelmişti ?

Evet, şimdi zaman tünelinden geçip, biraz gerilere gidelim.

Her şey Japonya İmparatorluğu Donanması’ndan Seiki adlı eğitim gemisinin, eğitim programları uyarınca 1878′de yılı Kasım ayında İstanbul’a gelişiyle başlamıştı.

1887 yılında, bu defa Japon İmparatoru Meiji’nin yeğeni Prens Akihito Komatsu, bir Avrupa gezisi dönüşünde İstanbul’da dönemin Osmanlı Padişahı 2 nci Abdülhamit’i ziyaret etmişti.

Prens Komatsu’nun yeğeni olan İmparator (Mikado) Meiji tarafından Sultan Abdülhamit’e en yüksek derece olan “Büyük Krizantem Nişanı” hediye olarak gönderilmişti.

Sultan Abdülhamit, bu ziyarete bir karşılık vermek istiyordu.

O dönemde hızla güçlenen Japonya ile iyi ilişkiler kurulması, iki İmparatorluğun da ortak tehdidi Rusya’ya iyi bir gözdağı verecekti.

Ancak, bu ziyaretin ikinci bir nedeni daha vardı.

Arapları Osmanlı’ya karşı kışkırtan İngiltere’ye de bir gözdağı vermek gerekiyordu. Bu nedenle, yol boyunca (çoğu İngiltere’nin sömürgesi olan) Müslüman ülkelere de uğranacak, onlarla diyalog ve ilişkiler geliştirilecekti.

Hint ve Pasifik Okyanuslarında dalgalanacak Osmanlı bayrağı, oralarda yaşayan Müslüman halka karşı önemli bir güç gösterisi olacaktı. İngilizlerin Osmanlı Padişahı Halife’nin Müslümanlar üzerinde bir söz hakkı olmadığına dair propagandaya, onların kendi sahasında “Sancak” gösterilerek cevap verilecekti.

Uzakdoğu’ya bir gemi gönderilmesine karar verildikten sonra, sıra geminin seçilmesine gelmişti.

İlk akla gelen, bu gezi için modern bir geminin görevlendirilmesiydi.

Ancak, o zamanki şartlarda sadece kömürle hareket edebilecek bir geminin masrafını karşılayacak bütçe mevcut değildi.

Bu sırada Haliç’te bir şamandıraya bağlı bekleyen Ertuğrul Firkateyni, hem makine hem de yelken donanımlıydı.

Ancak, geminin makine ve kazan donanımı bu geziyi kaldırabilecek güçte değildi.

Ne var ki, tüm olumsuz raporlara rağmen, Bahriye Nazırı’nın ısrarıyla göreve Ertuğrul Firkateyni seçildi.

personel

Ertuğrul Firkateyni 1854 yılında, Kırım Savaşı sırasında Taşkızak Tersanesi’ne sipariş edilmiş, 1855 yılında omurgası kızağa konmuştu. Tam arma yelken donanımlıydı. İleride makine monte edileceği düşünülerek kıçında uskur yuvası yapılmış;1863′te deniz indirilmişti.

1864 yılında İngiltere’de Glasgow tersanelerinde Ertuğrul’a 2200 beygir gücünde, 2 silindirli bir buhar makinesi, 2 kazan ve bir de şaft monte edilmiş; Makinenin ihtiyacını karşılayacak kadar kömür deposu oluşturulmuştu.

18 Şubat 1865′te Portsmouth’tan İstanbul’a hareket etmiş, dönüş seyrinde de bazı Fransız ve İspanyol limanlarını ziyaret etmiş; yelken açarak ayrıldığı İstanbul’a uskurlarını hareket ettirip, bacasından duman tüttürerek dönmüştü.

İstanbul’a gelişinden sonra da Girit harekâtına katılmış, ancak Abdülhamit dönemiyle beraber onun da kaderi Haliç’e hapsedilmek olmuştu.

Sefere hazırlandığı sırada 25 yaşında bulunan Ertuğrul, Japonya gezisi için seçilmesinden takriben bir yıl evvel onarım ve havuz görmüştü. Özellikle ahşap kısımları yenilenmiş fakat makine ve kazanlarının altına isabet eden kısımlara dokunulmamıştı…

79 metre boyunda, 15,5 metre genişliğinde, 2344 ton ağırlığında idi. 60 ton su alıyor, aldığı kömürle de 10 mil süratle 9 saat kadar seyredebiliyordu.

Gemide 8 adet 150 milimetrelik Krupp topu, 5 adet 150 librelik Armstrong topu, 2 adet 4, 2 adet 3 fontluk Krupp, 2 adet 5 namlulu Hockins, 4 adet namlulu Nordenfeld, 1 adet 12 ve 1 adet 6 librelik roket kovanı, 1 torpido atış kovanı, 2 torpido ve personel için hafif silâhlar vardı.

Bahriye Nazırı Hasan Hüsnü Paşa, gemi için verilen olumsuz raporları göz ardı ederek, gemiye olan güvenini göstermek için, geminin komutanlığına ve Sultan Abdülhamit’i temsil edecek heyetin başkanlığına kendi damadı Albay (sefer sırasında Amiralliğe yükseltildi) Osman Emin Bey’i atadı.

Aileden denizci olan Albay Osman Bey, eski donanma komutanlarından Patrona (Koramiral) Osman Paşa’nın torunuydu.

Gemi kaptanlığına da Hint Okyanusu tecrübesi olan Süvari Ali Bey getirildi. (Ali Bey, eski Milli Eğitim Bakanlarından Hasan Ali Yücel’in dedesidir.)

Gemiye, İmparator Meiji’ye sunulacak hediyeler ile birlikte, o dönem Bahriye Mektebi’nin (Deniz Harp Okulu) en iyi mezunları da bindirildi; böylece donanmanın genç subaylarına uzun seyir tecrübesi kazanmaları amaçlanmıştı.

Ertuğrul’un mürettebatı 26 güverte, 21 makine subayı, 1 sıhhiye, 1 silahendaz, 1 bando şefi, 5 askerî usta olmak üzere toplam 55 subay, 12 yeni mezun mühendis teğmen, 1 başçavuş, 2 serdümen çavuşu, 15 bölük çavuşu, 9 bölük emini, 57 onbaşı, 352 güverte eri, 37 makine eri, zanaatkâr ve hizmetli toplamı 70 kişi ve 1 de imam ile toplam 610 kişiydi..

Padişah 2.Abdülhamit’in Japon İmparatoruna armağanı değerli taşlarla donanmış, mücevherli İmtiyaz Nişanı ve diğer hediyelerini götürecek olan Ertuğrul Firkateyni, gereken bakım ve onarım tamamlandıktan sonra, Temmuz 1889’da “Bismillah Vira” komutuyla İstanbul’dan yola çıktı

14 Temmuz 1889 günü, Selimiye Kışlası’ndan Ertuğrul’u uğurlamak için ateşlenen topların sesine Osman Bey’in sesine karıştı:

“Yelken alesta arma !..”

Ertuğrul, Çanakkale Boğazı’nı geçtikten sonra Sakız Adası’na uğradı.

Ege Denizi ve Akdeniz’i geçerek Mısır’a vardı, Süveyş Kanalı’nı geçmeden önce Port Said’de bir gece kaldı.

Ertuğrul Firkateyni, uzun yolculuğunun daha ilk bölümünde bir kaza geçirdi. Süveyş Kanalı’na girmeden önce İsmailiye’de kuma oturdu; çekilerek yüzdürülmeye çalışılırken dümeni kırıldı.

Bu kaza, geminin yola devam etmesini iki ay geciktirdi. Ertuğrul, burada gördüğü onarımdan sonra, 23 Eylül 1889 günü, yeniden yola koyuldu.

Gemi, her gittiği yerde büyük ilgi görüyor, uğradığı her limanda, çevresi sevgi gösterisinde bulunan kayıklarla doluyordu.

Kızıldeniz’de Cidde’ye uğrandı, Babülmendep Boğazı’ndan çıktıktan sonra Aden’de kısa bir mola verildi.

Umman Denizi’ne çıkıldı; Umman’da önemli bir fırtına atlatıldı.

Ekim ayı sonlarında Hindistan’da Bombay’a, ardından Sri Lanka ( Seylan) Adası’nda Kolombo’ya;

Hint Okyanusu geçildikten sonra Malezya’nın Singapur Limanı’na uğrandı. Bu limanda kışı ve fırtınaları geçirmek için 6 ay kalındı. Ertuğrul, ikinci onarımını burada gördü. Ahşap tekne, bu arada kalafatlandı.

Mevsim ve hava, açık denizde yol almaya uygun hale gelince, Japonya yolculuğu tekrar başladı.

Güney Çin Denizi geçildi, Çin kıyılarında İngiliz Kraliyet Kolonisi Hong Kong’a, Formoza Boğazı’ndan geçip Çin’in Fuço Limanı’na uğrandı.

Doğu Çin Denizi (Tung Hai) geçildi; Japonya’nın Küşü Adası’nda Nagasaki Limanı’na uğrandı.

Kore Boğazı geçilerek Honşu Adası’ndeki Kobe Limanı’na varıldı.

Bu limanda birkaç gün kalındıktan sonra, yolculuğa devam edildi ve 7 Haziran 1890 günü, Tokyo Körfezi’ndeki Tokyo’nun ticarî kapısı olan Yokohama Limanı’na varıldı. O dönemde, yabancı gemilerin Tokyo Limanı’na girmesi yasaktı. Yabancı gemiler, Tokyo’nun 30 km. güneyindeki Yokohama Limanı’na demirlemek zorundaydılar.

Ertuğrul Firkateyni’nin Japonya yolculuğu yaklaşık on bir ay sürmüştü.

Uzakdoğu’nun sempatik insanları, binlerce mil uzaktan gelen Türk denizcilere büyük ilgi gösterdiler.

Ertuğrul Firkateyni’nin Yokohama Limanı’na vardığı gün, Heyet Başkanı Osman Paşa, Japon İmparatorluk Saray Görevlisi’nin rehberliğinde, Yokohama Limanı’nın bağlı olduğu Kanagawa Valiliği’ni ziyaret etti.

10 Haziran 1890 günü, Osman Paşa, kendisinin tercümanlığını yapan Yüzbaşı Reşat Bey ile, Yokohama’dan bir saatlik bir tren yolculuğuyla Tokyo’ya gittiler ve Başbakan Aritomo Yamagata’yı ziyaret ettiler.

13 Haziran 1890 günü, Ertuğrul Firkateyni’nde bulunan Yüzbaşı’dan üst rütbede olan subaylar, trenle Yokohama’dan Tokyo’ya gittiler. Aynı gün akşamüzeri, Osmanlı heyeti, İmparatorluk Sarayı’na geldi. Osman Paşa, Sultan Abdülhamit tarafından hediye edilen “İmtiyaz Nişanı” nı, İmparator Meiji’ye sundu.

Buna karşılık İmparator Meiji tarafından Osman Paşa’ya “Büyük Güneş Nişanı” ( Kyokujitu Dai Jusho) hediye edildi. Ardından saray içinde (Avrupai tarzda) akşam yemeği yenildi.

Bundan sonra, Osmanlı Heyeti’nin Japonya’daki karşılıklı ziyaretleri ve gezileri başladı.

Ertuğrul mürettebatı, resmî ziyaretlerden arta kalan zamanlarda Japonya’daki sanayi ve askeri sergileri gezdiler.

Ancak, parça parça Yokohama sokaklarında gezen Ertuğrul Firkateyni personelinin başına hiç beklemedikleri bir tatsızlık geldi.

Ertuğrul Firkateyni 1890 yılında Japonya’ya vardığında, Japonya’da kolera salgını başlamıştı. Ertuğrul mürettebatı Yokohama Limanı’na çıkıyor, kenti geziyordu. Bu gezilerden birinde hastalık kapan Abdullah isimli bir erin ölümünden sonra, 20 Temmuz 1890 günü, gemideki 7 kişide kolera enfeksiyonu görüldü.

Bunun üzerine Ertuğrul Firkateyni, Yokohama Limanı’ndan daha güneydeki Yokosuka’daki Nagaura karantinasına alındı. Burada tüm gemi personeli muayene ve tedaviden geçirildi. 1,5- 2 ay kadar süren bu karantinada 2 denizci hayatını kaybetti.

Ertuğrul mürettebatı, Kolera salgını nedeniyle sıkıntılı günler yaşamıştı.

Heyetin komuta heyeti ise huzursuzdu, seyahat için ayrılan bütçesin kısıtlı oluşu, dönüş yolculuğu konusunda aceleci davranılmasına neden oluyordu.

Bahriye Nezareti’nden Ertuğrul Firkateyni’ne gönderilen telgrafta, “Firkateynin avdetine uygun güney rüzgârlarının esme mevsimi olan Ekim ayına kadar Japonya sahillerinden Gorako, Hibogo, Nagazaki, hatta güneyin en meşhur iskelesi Şanghay limanında vakit geçirilmesi uygundur. Müslüman ahalisi çok olan Kalküta’ya dahi uğranılması lâzım geleceğinden bu hususların yerine getirilmesi” istenmekteydi.

Eylül başında dönüş için hazırlıklar başladı. Japonlar, o mevsimin tayfunlarını hatırlatarak, geminin esaslı tamir görmesini ve dönüş tarihinin tehirini önerdiler.

Ancak, gemi süvarisi İstanbul’dan kesin emir aldığını ve yolculuğunun geciktirilemeyeceğini bildirdi.

Nihayet Ertuğrul, 15 Eylül 1890 günü, halkın büyük sevgi gösterileri arasında Yokosuka’dan ayrıldı.

Hava gayet güzeldi. Kuzeyden hafif bir rüzgâr esiyordu. Personel sevinç içinde, vatanına, sevdiklerine kavuşacak olmanın heyecanını yaşıyordu. Yola çıkıldığı günün üzerinden 15 ay geçmiş, gemi mürettebatının birçoğunun çocuğu olmuştu. Kalpler özlemle çarpıyordu ama bilmedikleri bir şey vardı. Ertuğrul, son seferine çıkmış, bilmeden acı sonuna doğru yaklaşıyordu. Hemen ertesi günü patlak veren fırtına, onu açık denizde yakaladı.

Önce, Mizan Direği denilen geminin arka direği kırıldı.

Sonra kazan dairesindeki kömürlüklerden su dolmaya başladığı haberi geldi.

Su giderek arttı ve makine dairesinin tamamını kapladı.

osima-kayaliklari

Gemi kontrolden çıkmıştı. Başıboş sürüklenirken, Ana ada Honşu’nun en güney ucundaki Oşima (Oshima) Adası’ nın güney burnundaki Funkara kayalıklarına vurarak parçalandı.

Osman Paşa, gemisini terk etmedi.

62 subay ve 547 erden kurulu mürettebattan sadece 6 subay ve 63 er, çoğu yaralı durumda sağ olarak karaya çıkabildi.

Ertesi gün sakinleşen deniz, aldığı kurbanların bir kısmının cesetlerini iade etti..

Oşima Adası halkı, şehitlerimizin cenazelerini gözyaşları içinde denizden çıkardıktan sonra, Şinomisaki (Shionomisaki) Feneri’nın 300 metre kadar güneyinde, deniz bakan bir tepe üzerinde toprağa verdi.

Kazadan kurtulan İmam Ali Efendi’nin dini merasiminden sonra, binlerce Oşimalı Japon, ellerinde mumlar ve gece lambalarıyla şehitlerin ruhlarının huzur bulmaları için, o geceyi şehitlikte dua ederek geçirdiler.

Daha sonraları Japonlar, şehitlerimizin anısını yaşatmak amacıyla, Şionomisaki Feneri (Shionomisaki Lighthouse) civarına, şehit olanların toprağa verildiği yerde 1891 yılında bir anıt diktiler.

“Beraber ağlamaktaki tatlılık kadar hiçbir şey kalpleri birbirine bağlamaz” derler ya…

Bu olay, Türk- Japon dostluğunun gelişmesinde de çok önemli rol oynadı.

Yöre halkı, kazadan kurtulanlara büyük yardım ve yakınlık gösterdi. Torajiro Yamada isimli bir Japon, şehit yakınları ve kazazedeler için yardım kampanyası düzenledi. Toplanan para aynı kişi tarafından dönemin padişahına teslim edildi.

Kazadan Kurtulanlardan Bir Grup Kobe’de Hastane Bahçesinde

hastanede-kazazedeler2

Hayatta kalan denizciler, Japonya İmparatorunun talimatıyla Hiei ve Kongo isimli iki askeri gemi ile İstanbul’a gönderildi.

Oşima (Oshima) Adası’nda Shionomisaki Feneri civarına yapılan Ertuğrul Şehitleri Anıtı, 1929’da genişletildi. 1937 yılında da restore ettirildi.Türkiye’nin Tokyo Büyükelçisi Hüsrev GEREDE, 3 Haziran 1937’de yaptığı bir konuşmayla anıtın açılışını yaptı.

Bugün, olay yerine gidip şehitliği gezenler, anıtın üzerindeki şu yazıyı okumadan geçmiyorlar:

“Rüzgâr ilâhı hiddetlenince,

Koca gemide kuvvetsiz oldu.

Delegeler şehit düştülerse de,

Dostluğumuzun temeli oldu.”

Oshima (Oşima) Adası halkı tarafından bağlı oldukları Kuşimato Belediye Başkanlığı organizasyonunda, her sene Ertuğrul Şehitliği’nde bir anma töreni yapılmaktadır.

1974 yılında Kushimato’da bir müze yapıldı. Bu “Türk Müzesi” nde, Ertuğrul Firkateyni’nin maketi, gemideki asker ve komutanların fotoğrafları bulunmaktadır.

23 Haziran 1941’de meydana gelen Refah Faciası’nda hayatını kaybeden denizcilerimiz için, Mersin’de, bir anıt yapıldı.

23 Haziran 1972’de açılan anıt, Oshima’daki Ertuğrul Faciası’nda hayatını kaybedenler için yapılan anıtın eşi olarak tasarlandı. Amaç, kadir bilir Japon milletinin örnek ve saygı değer hareketine bir şükran borcu olmak ve diğer şehitlerimizle birlikte Ertuğrul şehitlerimizi anmaktı.

botanik-bahcesi

İstanbul – Ataşehir’de, Nezahat GÖKYİĞİT Botanik Bahçesi’ndeki Ertuğrul Adası’nda, Ertuğrul Firkateyni anısına bir bölüm yapılmıştır. Burada, hayatlarını kaybedenler anısına bir anıt mevcuttur. Anıtın ifade bulduğu anlam, facianın 115. Yılı olan 2005’te, Japon Sakura Vakfı tarafından bağışlanan ve her bir denizcinin anısına dikilen Japon Sakura Kirazı Fidanları ile tamamlanmaktadır.

unye-aniti

Halen Ordu- Ünye’de, Türk- Japon Dostluğunu artırmak ve iki ülke turizmine ve yakınlaşmasına ciddi katkı sağlamak maksadıyla, Prof. Dr. Sait KAPICIOĞLU’nun öncülüğünde, “Ünye Türk- Japon Dostluğu ve Ertuğrul Firkateyni Şehitleri Derneği”nin yaptırdığı Anıt’ın yapımı devam etmektedir. ( Mart 2014)

ert_anit.b

Ertuğrul Firkateyni her gündeme gelişte, akılma “Manevi Değerlere Saygı” gelir.

Çok kişi, bu satırları okuyunca, “ şimdi bunun ne anlamı var? “ diye düşünebilir.

Yukarıdaki yazının son bölümüne bir daha göz atın isterseniz.

“Oşima Adası halkı, şehitlerimizin cenazelerini gözyaşları içinde denizden çıkardıktan sonra, Şiomonizaki Feneri yakınlarında toprağa verdi.”

“Kazadan kurtulan İmam Ali Efendi’nin dini merasiminden sonra, binlerce Oşimalı Japon, ellerinde mumlar ve gece lambalarıyla şehitlerin ruhlarının huzur bulmaları için, o geceyi şehitlikte dua ederek geçirdiler.”

“Daha sonraları Japonlar, şehitlerimizin anısını yaşatmak amacıyla, Şiomonizaki Feneri civarına bir anıt diktiler.”

Bu satırlar sizde ne gibi etki yaptı bilmiyorum.

Benim üzerimde yarattığı çarpıcı etki, konuyu öğrendiğimden beri hiç geçmedi !..

Öncelikle belirtelim, Japonlar Müslüman değil !..

Japonya’da Oşima Adası’ndan hiç kimse, “ Türkler’in kendilerine hiçbir yararı dokunmadığını” ileri sürmedi.

Japonya’da hiç kimse, ortaya çıkıp da, “ Ben, Türkler’e karşıyım” demedi.

Japonya’da hiç kimse, olayın geçtiği yere yapılması arzu edilen anıta “Bana ne Türkler’den onlar Müslüman, benim dinimden değil !..” diye karşı çıkmadı; aksine destek verdi.

Şöyle düşünelim:

Her nerede yaşıyorsanız, bir gece, kuvvetli bir poyraz fırtınasında, bir Japon gemisi, ya da herhangi bir ülkenin gemisi, bulunduğunuz kentin sahillerinde kıyıya çarparak parçalansa, içindekilerin çoğu hayatını kaybetse, kurtulanlar zar zor kendilerini kıyıya atabilseler ve bunların çok büyük çoğunluğu ağır yaralı olsa, bulunduğunuz yani yaşadığınız yerdeki halk acaba ne yapar ?

Bunları sadece düşünelim diye yazıyorum.

Lütfen, her nerede yaşıyorsanız, etrafınıza bir bakın. Acaba etrafınızdaki kaç kişi, dışarı çıkıp kazazedelere yardım eder ?

Kaç kişi, o yağmur ve fırtınanın altında, yaralıları kurtarmaya ve hastaneye nakletmeye çalışır ?

Kaç kişi, “ Bana ne ya, bu soğukta dışarı mı çıkılır ?” der.

Kaç kişi, hiçbir şey olmamış gibi, sıcak odasında oturur ve televizyondaki filmi seyreder ?

Kaç kişi, bir başka dinden olan kazazedeler için, sabaha kadar soğuk havada dua eder ?

Ben bu konu hakkında fikir üretemem.

Olaya sadece tarihî bir olay gibi değil de, bir de sosyal açıdan yaklaşın ve düşünün istedim, hepsi bu…

Japonya’da hayatlarını kaybeden şehitlerimizi ve bu vesileyle Türk Milleti’nin ve Türk Vatanı’nın varlığının bekası için can veren tüm şehitlerimizi (şu satırları yazarken televizyonda yine şehit haberleri vardı) en derin saygı ve şükran hislerimle anıyorum. Nur içinde yatsınlar.

AHMET AKYOL

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.