SON DAKİKA

ERDOĞAN’IN, SİSİ OLMA SEVDASI

Bu haber 02 Şubat 2015 - 19:27 'de eklendi ve 10 kez görüntülendi.

Demokrasiyi özümseyememiş bir insan parlamenter sistemde mi yoksa başkanlık sistemin de mi daha demokrat olur?
Demokrasiyi bir “araç” olarak gören insan için parlamenter sistem ayak bağıdır ve engeldir.
Kuvvetler ayrılığı bu insan için mutlaka aşılması gereken, dahası mutlaka ortadan kaldırılması gereken bir olgu olarak kabul görür.
Kimin ne düşündüğü ya da neyin doğru olduğu değil, kendisinin ne düşündüğü ve bu düşüncesinin topluma nasıl “doğru” olarak kabullendirileceği, dayatılacağı önemlidir.
Bu soru ve cevabı, AKP’nin ve dahası Recep Tayyip Erdoğan’ın aklından bir türlü çıkaramadığı “başkanlık sistemi” nedeniyle ifade etmek istedim.
12 yılı aşkın süredir iktidarda bulunan bir parti, ülke meselelerini çözme konusunda tek başına iktidarı elinde bulundururken ülkeyi layıkıyla yönetememesinin faturasını Türkiye Cumhuriyeti’nin rejimine kesmeye kalkıyorsa, “orada dur bakalım” denilir.
Bütün yetki ve yaptırım AKP’nin elindeyken, Türkiye ekonomisi iyiye götürülememişse, toplumsal birlik ve bütünlük duygusu ağır bir tahribat almışsa, kutuplaşma hat safhaya çıkmışsa, insanlar neredeyse cami ayrımı dahi yapacak bir noktaya ulaşmışsa, günden güne demokrasiden uzaklaşılıyorsa, işçinin, memurun, emeklinin, esnafın, çiftçinin sıkıntıları çözülememişse bunun sorumlusu kimdir?
Elbette tek başına iktidarda bulunan AKP’den başkası değildir.
Siyasi felsefesini kutuplaşma üzerine bina eden ve yaptıklarıyla istikrarsızlığın kaynağı olduğunu çok net biçimde ortaya koyan bir zihniyetin parlamenter sistemi yok etme çabası samimi ve iyi niyetli değildir.
2012 yılında AKP’nin meclisteki Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na sunduğu başkanlık sistemi ile ilgili taslak önerinin, AKP’nin 2015 genel seçimlerinde vaatlerinden birisi olacağı AKP içerisinde bu sistemi savunan kimi isimlerce duyuruldu.
* * *
Peki AKP’nin önerisinde ne var?
Kısaca ve öz itibarıyla olan şu: yasama, yürütme ve yargı organlarının tek başına başkan adı verilen ve metinde yürütmenin başı olarak tanımlanan kişi tarafından kontrol edilmesi.
Yani tek adama dayalı, sonu zihinlerin malum olduğu bilindiğinden diktatörlüğe uzanacak bir girişim.
AKP’nin bu taslağını hazırlayanlar şeytanın bile aklına zor gelecek öyle tanımlamalarda bulunmuşlar ki, oy oranı %25’lerde dahi olsa, birinci parti seçilen kimse o, ülkeyi babasının çiftliği gibi yönetebilecek güce kavuşturulmak istenmiş.
AKP’nin iddia ettiği gibi yasama organı olan parlamentonun yetkilerinde bir ağırlık kazanma durumu söz konusu olmadığı gibi, yürütmenin başı olacağı söylenilen başkana meclisi istediği gibi elinde oynatma hakkı tanımmış.
Ortada demokrasiyi hayatta tutan kuvvetler ayrılığı ilkesi namına bir şey bırakılmamış. Sistemin denge-fren düzenine dair hiçbir durum yok.
Özü itibarıyla “kuvvetler birliği” savunuluyor ancak bu da açık açık söylenemiyor.
Tek bir adam var ve o ne derse doğru olan da o dur. Hatta yanlış olsa bile!
İşte bu sistemi AKP iktidarı millete seçim vaadi olarak sunacak-mış!
Buna seçim vaadi denmez, dense dense anca Hz. Ali karşısındaki Muaviye’nin yapısını Türkiye’ye taşıma isteği denilir.
* * *
AKP bu önerisini kabul ettirebilmek için üç meselenin üzerinde duruyor ve bu üç konu üzerinden propaganda yürütüyor.
Bunlar: ABD’deki başkanlık sistemi örneği, kendi önerilerinin Türk tipi olacağı bunun da tarihsel dayanağının olduğu iddiası ve koalisyon hükümetleriyle ilgili başlatılan kara propaganda.
ABD’deki başkanlık sistemini her defasında işaret eden AKP’liler, bu sistem sayesinde ABD’nin küresel bir güç olduğunu söylüyorlar. Tezlerini bunun üzerine kurgulayıp, Türkiye’nin bu sisteme geçmesi halinde ilerleyeceğini iddia ediyorlar.
Ancak kendi sundukları taslakta yer alan sistemin, ABD’deki başkanlık sistemi ile uyuşmadığı söylendiğinde ise bu kez ABD başkanının aslında çaresiz ve sistem içerisinde gücü olmayan, hatta zavallı bir insan olduğunu söylüyorlar.
Bu görüşteki tezatlık, algı yönetiminde kendilerini başarıya ulaştırmayı bir kenara bırakın, adım atmalarına dahi müsaade etmiyor.
Burada tıkanan görüş, aslında Türk tipi olacağı yönünde yeni bir raya oturtulup, yola sokulmaya çalışıyor. Türk tarihinden örnekler veriliyor, güçlü olduğumuz dönemlerde aslında yürürlükte olanın böylesi bir sistem olduğu savunuluyor.
Ancak Türk tarihinin her döneminde devletin başında bulunan kişinin adalet karşısında yeri geldiğinde kolaylıkla hesap veren bir konumda olduğunu ne hikmetse söylemiyorlar. Yargının Türk tarihinde zirve noktaya ulaştığımız her döneminde ülke idaresinden yani şimdiki deyimiyle yürütmeden bağımsız bir şekilde hareket ettiği gerçeği konuşulmuyor.
İstanbul’u alarak İslam ve Türk tarihinin eşsiz bir konumuna ulaşmış olan devlet adamlarından Fatih Sultan Mehmet Han’ın, ecnebi bir mimarla aralarındaki anlaşmazlık nedeniyle adalet karşısında üstelik adli merciinin istediği bir anda alınıp, yargılanıp, mahkûm edilmiş olduğunu herkes bilir.
* * *
AKP’nin önerisinde yada bu öneriyi sunarken söylediği sözlerinde bu ibretlik olaya dair herhangi bir söz duyan var mıdır?
AKP’nin aklındaki, hayata geçirmeye çalıştığı mevzunun özündeki hususta, Erdoğan’ı adaletten kaçırabilecek, üstelik yargı üzerinde baskı kurabilecek bir konuma ulaştıracak bir düşünce hâkim. Böylelikle 17-25 Aralık yolsuzluk iddialarının en tepesindeki isim böylelikle hakikatten kaçırılmaya çalışılabilecektir.
Sonuncu koalisyonlarla ilgili duruma gelince, bunun tüm demokratik rejimlerin mutlak gerekliliği olduğunu ifade etmek gerekir.
Sistemin sürekliliğine ve dahası ülkenin bir arada, beraberce yaşayabilmesine koalisyonların sağladığı katkının öneminin büyük olduğunun bilinmesi gerekir.
Toplumsal uzlaşma kültürü, bir arada yaşama ülküsünün esasıdır. Şayet Türkiye’de bu uzlaşma kültürü yok edilirse, zaten hali hazırda hayli kutuplaşmış olan toplumu bir arada tutabilecek değerler ortada kalmaz.
En basit konularda dahi görüş ayrılıkları derinleşirse, ülke sağlıklı bir siyasi yapıya sahip olamaz.
Yani koalisyonlar aslında ülkenin bir arada ve bütün olarak kalması yönünde sistemin emniyeti görevini de görürler.
Asla unutulmasın milli irade %100’dür, tek başına %40 değil! Dolayısıyla milli iradenin tek başına temsil edildiği yegâne yer milletin meclisidir.
Bu durumu ortadan kaldırmaya yeltenenler aslında Türkiye’nin çözülüşünü ve bölünmesini de hızlandırmak istiyorlar.
Aslında AKP’nin kendisi açısından da bunu savunmak hayırlı sonuçlar doğurmaz. Toplumda bu derecede kutuplaşma artmışken, ülkenin rejimiyle oynamak demek temel toplumsal dinamikleriyle oynamak demek olur ki, bunun faturası Türkiye için çok ağır olur.
Hali hazırda itirazlar mevcut sistem içerisinde “sandıkta” dile getirilirken, tüm gücü elinde toplamaya yeltenen bir anlayış karşısında bu durum ortadan kaldırılırsa şiddet ve kaos ortamı ülkeye hakim olur.
AKP’nin aklındakinin sunmuş olduğu taslağa bakarak başkanlık sisteminden öte “başkancıl bir sistem” yani “seçilmiş krallık” olduğu görüldüğünden, asıl niyetin Mısır’daki Sisi’nin kurduğu baskıcı rejimden bir farkının olduğu söylenebilir mi?
Dolayısıyla bu değerlendirmeler ışığında Erdoğan’ın aklındaki başkancıl sistemin esasının, Mısır’da bulunan Sisi’nin ülkeyi yönetme şeklinden bile daha zararlı ve sorunlu olduğunun altının çizilmesi gerekir.

İsmail ÖZDEMİR

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.