Asikurtlar©

ERDOĞAN’IN BAŞKANCIL SİSTEM SEVDASINDAKİ HİTLER KURNAZLIĞI

ERDOĞAN’IN BAŞKANCIL SİSTEM SEVDASINDAKİ HİTLER KURNAZLIĞI
04 Ocak 2016 - 11:00 'de eklendi ve 4288 kez görüntülendi.

AKP hem kendisi hem de Türkiye açısından tehlikeli bir süreci daha başlatmak üzere.

Yeni anayasa yapımı kılıfı adı altında Türkiye’nin rejiminin değiştirilmesi hedefi bu anlayışın esasını oluşturuyor.

Mevcut durumda yeni bir anayasa yapımı, hali hazırdaki düzenin aksayan yönlerinin düzeltilmesi meselesi mecliste bulunan tüm siyasi partilerin ortak görüşü.

Ancak AKP ve HDP temelli şekillenen, CHP’nin de kimi noktalarda destek verdiği bir akıma göre anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek olan ilk dört maddesine de dokunulmalı!

İşte Türkiye’nin geçmişle gelecek arasındaki köprüsünün yıkılarak, ülkeye ve millete bünyenin asla kabul etmeyeceği yeni bir rota çizilmesi planı kendisini burada gösteriyor.

Niyet gelişmek mi yoksa değişmek mi?

Türkiye’nin geleceğine yönelik cevaplandırılması gereken asıl soru bu olmalıdır.

Çok bilinmeyenli bir denklemin çözümü kimi zaman basite indirgeme metoduyla mümkün olabiliyor.

O halde yeni anayasa yapım sürecinin 2011’den sonra tekrar gündeme gelmiş olmasıyla beraber ilk olarak bu soruyu cevaplandırmamız gerekiyor.

Mesele ve niyet şayet gelişmek ve dolaysıyla geliştirmek ise o halde anayasanın esası olan ilk dört maddenin korunarak, diğer aksayan yönlerin üzerine eğilinmesi gerekir.

Ancak AKP açısından asıl sorun gelişmek yada geliştirmek değil, tümüyle bir değişim ve dönüşüm sürecidir.

Üstelik Türk Milleti’nin daha önce hiç tecrübe etmediği, neticesinin hem iç hem de dış koşullar itibarıyla son derece sorunlu olduğu, bölünmenin peşi sıra geleceği şimdiden belli olan bu anlayışın millet nazarında kabulü mümkün değildir.

Kaldı ki yeni anayasa ve başkanlık (başkancıl) sistem konusu 7 Haziran’da yapılan seçimler öncesinde AKP’nin temel propagandası olmasına, bir yandan Erdoğan, diğer yandansa Davutoğlu’nun meydan meydan gezip ağırlıklı olarak bu meseleyi kullanmasına karşın millet sandıkta AKP’ye bu manada destek vermediğini göstermişti.

* * *

Seçim sonucunda AKP 10 puanlık bir kayıp yaşamış, 1 Kasım’da tekrarı yapılan seçimlerdeyse başkanlık (başkancıl) sistem konusunu ağzına dahi almamaya, üstelik Erdoğan’ı meydanlardan uzak tutmaya dahi özen göstermiştir.

Çünkü herkes Erdoğan için asıl sorun ve niyetin Türkiye ya da milletin durumu olmadığını, istediğinin başkancıl sisteme geçiş olduğunu biliyordu.

Fakat 1 Kasım seçimlerinden sonra tekrar tek başına iktidar yetkisini aldığında birden bire sistem değişikliği tartışmasını anayasaya yapımının içerisine dâhil eden AKP’nin gerçek yüzü ne yazık ki şimdilerde görülüyor.

2011 yılında TBMM’de kurulan anayasa komisyonunda masayı deviren ve uzlaşma zeminini bozan taraf olan AKP şimdi yeni yollar deneyerek tekrar anayasa yapma sevdasına düştü.

Kullanılan yöntemlere bakılırsa bu defa sinsi bir şekilde yol almayı, alışkanlıkları olduğu üzere denemeye devam edecekler.

Bunun örneğini Erdoğan’ın, Suudi Arabistan ziyareti sonrasında yaptığı açıklamalardan görmek mümkün.

Ayağının tozuyla indiği havalimanında gazetecilerin sorularını yanıtlarken Erdoğan’ın kullandığı “Üniter sistemli başkanlık baktığımızda var. Hitler Almanya’sına baktığımızda da bunu görürsünüz. Başka ülkelerde de görürsünüz. Yeter ki bütün mesele başkanlık sisteminin uygulamasında halkını rahatsız eden bir yapısı olmasın” sözleri kimi çevrelerce “gaf” olarak nitelendirildi.

Oysa Erdoğan ne söylediğini gayet iyi biliyor!

Bu ifadeleri kullanarak bir yandan sıklıkla telaffuz ettiği “başkanlık sistemi tartışılsın” bahsine etkin bir şekilde kapı aralamış oldu, diğer yandansa “üniter sisteminin olumsuzluğu” mesajını verdi.

Nitekim bu açıklaması sonrası liberal ve sol kesimin bir kez daha gür bir şekilde başkanlık sistemi tartışmalarını gündemine alması, ilk adımda başarılı olduğunu gösteriyor.

Davutoğlu’nun açıklamaları ve siyasi partileri ziyareti sonrasında yaptığı değerlendirmeler de bu çabaları destekleyen bir görüntü sergiliyor.

* * *

Ancak asıl bakılması gereken “üniter devlet” merkezli başkanlık sistemi tahlili ne yazık ki görmezden geliniyor.

Erdoğan bu söylemle hem iç hem de dış kamuoyuna mesaj vermiş oldu.

Otoriterleşme eğiliminin olduğu aynı çevrelerce sabit olan Erdoğan, rejim değişikliğine dair üstü kapalı mesajıyla “denge-fren” mekanizmasının üniter devlet yapısıyla kurulamayacağı, bunun için mesela özerk yada federatif yapıların öne alınması gerektiği “fikrini aşılamaya” çalışıyor.

Açıktır ki bu çabaların devamı da gelecektir.

Çünkü AKP’nin çözüm denilerek ihanetin dibine kadar indiği PKK ve İmralı ile müzakere sürecindeki asıl gayesi de “başkanlık-özerklik” üzerine inşa edilmişti.

AKP ve Erdoğan bundan sonra da bu görüşünden vazgeçmeyecektir.

Daha açık bir ifadeyle Erdoğan ve AKP için “başkanlıkla özerklik birbirinden ayrılmaz” ikilidir.

Şayet böyle olmamış olsaydı AB yerel Yönetimler Özerklik Şartına, Türkiye’nin daha önceden koyduğu çekincenin tekrar gözden geçirileceği bahsini AKP’nin son seçim beyannamesinde görmemiş olurduk.

CHP’nin kendi adına açmazı da burada bulunuyor, zira CHP’de farklı zamanlarda konuya benzer bir yaklaşım göstererek “özerklik şerhinin” kaldırılacağı fikrine yeşil ışık yaktığını gözler önüne sermişti.

Şimdi AB ile uyum müzakereleri kapsamında AKP’nin kancasına gönüllü olarak takılacakmışçasına bir pozisyon almaya başladı.

Böylesi bir dönem içerisinde Türkiye’nin sigortası konumunda olan MHP’nin önemi daha da fazla ortaya çıkmış oluyor.

7 Haziran’dan bu yana sunmuş olduğu 4 şartı arasında “anayasanın ilk 4 maddesinin korunması” noktasında tavizsiz bir duruş sergileyen MHP, Türkiye’nin birlik ve bütünlüğü konusunda aşılmaz bir tarihi misyonu yürütüyor.

MHP’nin Türk Milleti için nefes alıp verilmesini sağlayan eşsiz varlığı şüphesiz ki önümüzdeki günlerde çok daha iyi anlaşılacaktır.

İSMAİL ÖZDEMİR

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER