SON DAKİKA
<

Söz Konusu Olan Vatanın

Gündem Yazıları

BİZİM BRÜTÜS

KÖŞE YAZILARI

Engin Alan ve “Namussuzlar!..”

Bu haber 21 Haziran 2014 - 10:07 'de eklendi ve 15 kez görüntülendi.

Sükrü Alnıacık

1. “Batmakta olan yıldıza ant olsun ki…

2. Arkadaşınız sapmadı ve aldanmadı da…(*)

Bu ayet meallerini, 25 yıl kadar önce Salman Rüşdi adlı bir musibet vesilesiyle okuyup, öğrenmiştim. Hatta bununla da kalmamış, tefsirlere, ilmi kitaplara, ansiklopedilere başvurmuş, astronomi dergilerine abone olmuştum. Çünkü surenin adı “Necm” yani “Yıldız” suresiydi.

“Şeytan Ayetleri”yle sataşılan ünlü sure…

Kuran’a saldırı yapılmıştı ya… Biz hemen Çanakkale havasına girivermiştik… Öyle koparılan gürültüye oranlar “satanic” bir şey yoktu ortalıkta… Bu adına Salman Rüşdi denilen hormonlu sömürge faresi, kitap satmak için yapmıştı her şeyi… Ancak bizim için “müthiş” bir araştırmanın başlamasına da vesile olmuştu.

Aylar süren bir araştırmanın sonunda anladık ki… Kur’an’da yazılanlar en az “üç boyutlu”ydu.

Biz ise Sümerlerden beri sadece sağdan sola, soldan sağa, yukardan aşağı… Yani sadece iki boyutlu okuyabiliyorduk. Sonra da kendimizi bir şey zannedip tefsirlere, yorumlara kalkışıyorduk.

Ben “ufka bir mızrak boyu kadar yaklaşan yıldız vasıtasıyla anlatılanlara” bakarak araştırmayı, Radyo gökadalardan sönmüş yıldızlara… Radyasyondan kara deliklere kadar derinleştirmiş, sonunda Allah’ın mucizelerine aklen iman etmiştim.

25 yıldan beri daha dikkatliyim. Sapmamanın ve aldanmamanın “hem farz hem de sünnet” olduğunun bilincindeyim. Nefsin arzu ve heveslerine göre konuşmanın “peygamberî” olmadığının farkındayım. O yüzden de “ülkücü dikkati” dediğim bir bilimsel hassasiyetin tam ortasındayım.

Bizim ilk ideolojik rakiplerimiz Lenin’in “çamur at izi kalsın” taktiğiyle savaşan Marksistlerdi. Onların yalanlarına ve iftiralarına alışkındık.

1789’daki “pasta yesinler” yalanından beri Devrimciliğin ruhunda “kara propaganda” vardı.

Ama “Müslüman”lara bu çapta bir yalan propagandayı, doğrusu yakıştıramamıştık. Bu işin içinde bir “gâvur parmağı” olmalıydı.

Ergenekon ve Balyoz konularında da bu yüzden doğru bir yerde durmakla kalmadık derinleştik.

12 Şubat 2011’de, Engin Alan Paşa tutuklandığında “Silivri’de 163 Tezkere Karşıtı”nı yazdık.

“Mahpussa Engin Alan, bu işler tümden yalan” diyorduk.

“Ne Ergenekon bugünün işi ne de herhangi bir balyoz var ortada suç aleti cinsinden.

Silopi’de Kaymakam, Süleymaniye’de Binbaşı, Silivri’de General tokatlamak istiyorlar; 1 Mart 2003 Tezkeresine inat…” cümleleriyle bütün bu olan biteni özetliyorduk.

Anlaşılan oydu ki komutanlar darbeye teşebbüs ettikleri için değil, 1 Mart 2003 tezkeresini, sivil iradeye baskı yapıp meclisten geçirmedikleri, yani “darbe yapmadıkları için” gözaltına alınmışlardı. Dönemin Genel Kurmay Başkanı Özkök ise “Tezkereci” olduğu için yırtmıştı.

Sahte belgelerle, dijital oyunlarla kahraman subaylarımıza karşı yapılan haksızlık karşısında yazılar yazarak bir şeyler yapmaya, gördüklerimizi anlatmaya çalıştık. Ama itiraf ediyorum. Yapabildiğimiz hiçbir şey bize içimizden yükselen “Bastille baskını” seviyesinde bir mutluluk vermedi.

Bugünkü tek tesellimizi ise paşaların, özellikle de Engin Alan Paşa’nın yakınlarından yükselen haklı isyan çığlıklarına rağmen düşmanın merhametine tenezzül etmemiş olmasıdır.

Şimdi sözü, Allah’ın ve tarihin huzurunda sapmadığımızı ve aldanmadığımızı göstermek için 19 Şubat 2011’de yazdığımız gibi bağlayalım…

Türkiye Cumhuriyetini her biri onbinlerce şehit vermiş komutanlar kurmuşlardır. Kurmay kafasından çıkmış bir “Plan Semineri”nin “vicdani retçi liberal demokrat” veya “miskin memur” kafasıyla tartılması mümkün değildir. Bu bir “darbe planı” değildir. Kurmay kafasından çıkmış; bu nedenle de çıplak gözle bakan sivillere oldukça sert gelen harekât planlarıdır.

Ergenekon ve Balyoz davaları, Türk tarihine, Laik Cumhuriyeti dönüştürmek isteyen Müslüman siyasilerin masum insanları hapse attırdığı, onlara zulüm yaptığı, kendileri yanılmakla kalmayıp meydan meydan, ekran ekran gezerek halkı da yanılttıkları bir namussuzluk destanı olarak yazılmıştır.

Biz ise 12 Eylül’de generallerin hışmına uğramış bir hareket olduğumuz halde bu düzmece demokrasi davalarında -kendi arkadaşlarımızın bir kısmıyla dalaşmak pahasına- teşkilat olarak doğru bir yerde durduğumuz ve “hakkı yenmişlere” haksızlık etmediğimiz için Allah’a şükrediyoruz.

Çok şükür hiç aldanmadık, yolumuzdan sapmadık, Müslüman geçinen namussuzlardan da olmadık!..

(Necm Suresi, ilk ayetler)

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.