Asikurtlar©

El Bab Operasyonu ve Vekâlet Savaşının Asalete Dönme Riski

El Bab Operasyonu ve Vekâlet Savaşının Asalete Dönme Riski
21 Eylül 2016 - 19:39 'de eklendi ve 3959 kez görüntülendi.

 

 

Fırat Kalkanı Harekâtı’nın üçüncü safhasına başlandığı geride bıraktığımız hafta duyuruldu.
İlk aşamasında Cerablus’u IŞİD’den temizlemeye, Menbiç’in kuzeyindeki Sacur (Tüzel) Çayı’na kadar da sahadaki tüm PKK-PYD unsurlarını temizlemeye odaklanmış harekât amacına ulaşınca, bu kez Çobanbey’den başlayarak Cerablus ile birleşecek yatay bir manevrayla IŞİD unsurlarından temizlendi.
Dolayısıyla harekâtın ikinci aşaması sonrasında Azez ve Cerablus arasında kalan ve sınırımız boyunca uzanan tüm alanlardan PKKYD ve IŞİD’in temizlenmesi sağlanarak, genel itibarıyla önemli bir netice elde edildi.
Şimdi başlayan üçünü aşamada ise terör uzantılarından temizlenen bu alanın, ÖSO’ya verilen destekle beraber güneye doğru genişlemesi öngörülüyor.
Elbette bu aşamada oluşan riskler ise öncekilere göre daha da fazla.
Zira Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM zirvesi için ABD’ye gitmeden önce yaptığı açıklamada yeni hedefin El Bab olduğunu duyurdu.
Nitekim sahadan gelen haberler de bunu teyit ederek, TSK desteğindeki ÖSO güçlerinin üç koldan El Bab’a doğru ilerlediğini gösteriyor.
Birinci kol El Bab’ın hemen kuzeyinde yer alan Dabık merkezli yerleşim birimlerini temizlemeye yönelik askeri manevralar yaparken, diğer bir kol ise El Bab’ın kuzey doğusunda kalan alanları IŞİD’den geri almak için sahada mücadelesini sürdürüyor.
Çobanbey’in batı ve doğusunda kalan bu alanların kapatılarak IŞİD’li teröristlerden arındırılması çabasında üçüncü kolun ise El Bab’a doğru yöneldiği anlaşılıyor.
Bu aşamaların her biri bölgeye daha fazla askeri güç sevkini zorunlu hale getirirken, sahada oluşabilecek riskleri de artırıyor.
Ancak bu risklerin tümü Türkiye’nin meşru müdafaa koşullarından ve haklılığından daha büyük değildir.
* * *
El Bab’ı önemli kılan husus ise Türkiye’nin sahada aynı anda mücadele ettiği IŞİD ve PKK-PYD için “hayati derecede öneme sahip” bir alan olmasından kaynaklanıyor.
IŞİD, El Bab’ı Rakka’nın düşürülmesi amacıyla yapılacak operasyonun mümkün olduğunca gecikmesi ve bu süre içerisinde hem Suriye’de hem de dünyanın geri kalanında eylemlerini sürdürebilmesi için büyük öneme sahip görüp, tabir yerindeyse varlık-yokluk mücadelesi veriyor.
PKK-PYD ise aynı alanı ele geçirip, son dönemlerin tabiriyle “Akdeniz’e uzanacak koridor” bahsini hayata geçirebilmek için pusuda bekliyor. Hatta bu amaç için Fırat’ın doğusuna geçmek şöyle dursun, Tel Abyad ve Ayn El Arap’tan bazı unsurlarını Menbiç’e doğru kaydırmanın yollarını arıyor.
Bu nedenle Türkiye için en olumsuz senaryo El Bab’ın IŞİD’in elinde kalması veya PKK-PYD’nin eline geçmesidir.
2011 yılında başlayan Suriye iç savaşının gösterdiği tecrübelere bakılırsa, şayet Türkiye Fırat Kalkanı Harekâtı’na başlamamış olsaydı, Suriye’nin kuzeyindeki diğer yerleşim yerlerinde daha önce görüldüğü gibi El Bab’da da son aşamada PKK-PYD, IŞİD’den bu yerleşim yerini alıp, sınırlarımızdan olmasa bile daha güneyden sözde Afrin kantonu ile Menbiç’i birleştirip terör koridorunu tamamlamış olacaktı.
Dolayısıyla TSK’nın, yeni istikameti El Bab olacağı ilan edilen üçüncü aşama harekâtının pek çok çevrenin canını sıkacağı şimdiden bellidir.
Zira sınırımız boyunca uzanan kimi yerlerde “müttefiklik ilişkimiz bulunan” kimi ülkelerin bayraklarının PKK-PYD’li teröristlerce kontrol edilen alanlara asılmaya başlaması bunun ilk işaretidir.
Bu nedenle El Bab’a yönelen operasyonlar için kurulabilecek tuzaklara azami derecede dikkat edilmesi gerekir.
* * *
Sebebi belli…
Suriye artık öyle bir kaygan zemine sahip ki dostluklar da, düşmanlıklar da birbirine karışmış vaziyette.
Mesela var olduğu günden bu yana sözde İslami kavramları kullanan ama özde sapkın bir anlayışı yansıtan ve İslam’ı terörizmle beraber gösterme projesine eylemleriyle beraber hizmet eden IŞİD’in, yenilmesini istemeyen ve bunu bizzat istihbarat şefinin ağzından duyuran bir İsrail gerçeği var.
Diğer yandan bir hafta önce Suriye’de ateşkes anlaşması için mutabakata varan ancak geride bıraktığımız Cumartesi günü Deyr Ez Zort’da, IŞİD’li zannedilerek (!) Esad’a bağlı askerleri vuran ABD ve buna karşılık tutumunu gittikçe sertleştiren Rusya ve bozulan ateşkes gerçeği…
Sadece bu kadar da değil PKK-PYD’yi kara gücü olarak değerlendiren ABD’ye karşılık, Esad’ın arkasında duran ve askeri destek sağlayan Rusya, İran ve Çin…
Şiddet ve çatışmalar artarken, terör gruplarının birbiri ve rejim ile yaptığı savaş artık neredeyse krize taraf olmuş ülkeler arasına sıçrama potansiyeli taşıyor.
Kısacası ordumuz, Suriye krizine taraf olmuş hiçbir ülkenin “samimi” olmadığı ve niyetlerini mümkün olduğu kadar gizleyerek, gerek vekâlet yoluyla, gerekse bizzat kendilerinin her an her şeyi yapabilecekleri kaygan ve karanlık bir sahada ve zaman diliminde ilerleyişini sürdürüyor.
Atılacak adımlarda dikkatli olunması ve her ihtimalin düşünülerek hareket edilmesi işte bu nedenle elzemdir.
Biz Suriye’de macera aramıyor, meşru haklarımızı savunmak üzere, Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak amacıyla harekât düzenliyoruz.
Sergilediğimiz ve sonuna kadar haklı olan duruşumuz doğrudan oyunun kendisini bozduğundan, yani aslında Suriye’nin toprak bütünlüğü bozulmak istendiğinden, ordumuz gerçekten büyük bir sorumluluk üstlenmiş durumdadır.

İsmail Özdemir

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER